Cumhurbaşkanı Erdoğan, Olağanüstü İslam Zirvesi Konferansı sonrası basın toplantısı düzenledi 0 362

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı’nın ardından, Filistin Başbakanı Rami el-Hamdallah ve İİT Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı’nın ardından, Filistin Başbakanı Rami el-Hamdallah ve İİT Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Bugün hem Filistin halkına dayanışma sergilenmesi hem de Gazze’de katliam yapan İsrail’e gerekli mesajların verilmesi bakımından son derece anlamlı bir zirve toplantısı gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, yaptıkları çağrıya kısa sürece cevap vererek, zirveye iştirak eden ve toplantının icrasına katkı sağlayan herkese teşekkür etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının ertesinde İİT İslam Zirvesi Dönem Başkanı olarak ABD ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunduklarını hatırlatan Erdoğan, çağrıda, alınan kararı yok hükmünde kabul ettiklerini, Kudüs’ün kırmızı çizgileri olduğunu vurguladıklarını söyledi.

Erdoğan, 13 Aralık 2017 tarihinde de İstanbul’da teşkilatın olağanüstü zirvesini düzenlediklerini anımsatarak, bu zirvede de İslam alemi olarak Kudüs ve Harem-i Şerif’in kutsiyetini ve tarihi statüsünün korunmasına ilişkin kararlılıklarını ortaya koyduklarını vurguladı.

Filistin davasının uluslararası kuruluşlar nezdinde takipçisi olmaya her platformda devam ettiklerini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

“Kudüs konusundaki karar tasarısı, BM Güvenlik Konseyi’nde 14 üyenin olumlu oyuna rağmen sadece ABD’nin vetosu nedeniyle kabul edilemedi. Bunun üzerine ülkemiz ve Yemen tarafından sunulan karar tasarısı BM Genel Kurulu’nda 21 Aralık günü yapılan oylamada, 9 redde karşılık 128 ülkenin oyuyla ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Amerika ve İsrail’in yoğun baskı, tehdit ve şantajlarına rağmen alınan bu karar, insanlık tarihine altın harflerle kazınmıştır. Zira o 9 ülkenin diğer 7’si benim şahsen isimlerini bile duymadığım ülkelerdir, 128 ülke ise dünyada ağırlığı olan ülkeler.”

ABD yönetiminin tüm uyarılarına rağmen hukuksuz kararını, 14 Mayıs günü uygulamaya geçirdiğini ifade eden Erdoğan, bu girişimi asla kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini söyledi.

İİT Genel Sekreteri El-Useymin’nin de ifade etti gibi bu kararın herhangi bir kıymetiharbiyesi olmadığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sadece kendileri çalarlar, kendileri oynarlar. Barış sürecini sabote eden bu provokatif kararın bölgede yol açtığı sonuçların mesuliyeti, bütünüyle birinci derecede Amerika’ya aittir. Amerikan yönetimi, bu şekilde barış istediğini defalarca kanıtlayan Filistin tarafını cezalandırmıştır. Bu kararla Filistin halkının vatanını işgal eden, abluka ve yasa dışı yerleşimlerle iki devletli çözüme yönelik taahhütlerini çiğneyen İsrail ise ödüllendirilmiştir.

Benim anlamadığım bir şey var. Trump cumhuriyetçidir değil mi? Önceki Bush? O da cumhuriyetçiydi. Fakat önceki Bush, özellikle de bana şu ifadeyi kullanmıştır; ‘İki devletli çözüme ne diyorsunuz?’. ‘Evet’ diyoruz ve Colin Powell’e benim yanımda talimat verdi, ‘bu işi bizzat sen takip edeceksin.’ O gün bugündür bakın, o cumhuriyetçi böyle söyledi ama şimdiki cumhuriyetçi maalesef işgalden yana oynuyor. Cumhuriyetçilerin de kendi arasında demek ki bir sıkıntı var. Öyle de olsa böyle de olsa, biz doğru olanı yapacağız. Bu sorumsuz politikalar, İsrail’i işgal, gasp ve şiddet yönünden daha da azdıracaktır. Nitekim 14 Mayıs günü yaşanan katliam yeni dönemin en açık işaretidir.”

İsrail saldırılarında şehit olan Filistinlilere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dileyen Erdoğan, şehit ailelerine, yakınlarına ve tüm Filistin halkına başsağlığı diledi.

Türkiye olarak Filistinlilerin acılarını paylaşmak ve onlarla dayanışmayı sergilemek üzere 3 günlük milli yas ilan ettiklerini, tepkilerini göstermek için bir dizi kararı hayata geçirdiklerini vurgulayan Erdoğan, “Bugün, Yenikapı’da yüz binlerce vatandaşımızın katılımıyla gerçekleşen ‘Zulme Lanet Kudüs’e Destek Mitingi’, Filistinli kardeşlerimizle dayanışmamızın sembolü olmuştur. Bu tarihi mitingin bir benzerini inşallah pazar günü Diyarbakır’da gerçekleştireceğiz ve bu zincir durmayacak, devam edecek. Zira biz eğer bunları durdurursak, bugün sessizliğe gömülecek olursa buradaki şuur kaybolur. Biz, Filistin halkıyla dayanışma şuurumuzu hiçbir zaman sukuta erdirmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Bugünkü zirvede Filistin davasına verdikleri desteği bir kez daha göstererek nihai bildiriyi kabul ettiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bu çerçevede işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in saldırganlığını en güçlü ifadelerle telin ettik. Son olaylardan İsrail’i sorumlu tuttuğumuzu belirttik. İsrail’in bu suçları, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin desteğiyle işlediği aşikardır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumun Filistin konusunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gereklidir. Her gün gencecik evlatlarını İsrail terörüne kurban veren Filistin halkına Uluslararası Barış Gücü gönderme dahil, -bunun altını çiziyorum-, Uluslararası Barış Gücü gönderme dahil bir koruma sağlanması şarttır. Uluslararası toplumun katliamları tribünden izlemeyi bırakarak diğer pek çok bölgede olduğu gibi Filistin’de de bunları engelleyecek adımları süratle atması gerekiyor. Nasıl Bosna Hersek’te bir Barış Gücü oraya yerleştirdiyse, nasıl Kosova’ya yerleştirdiyse aynen buraya da böyle bir gücün yerleştirilmesi şarttır.”

“İSRAİL İŞLEDİĞİ SUÇLAR NEDENİYLE HESAP VERMEK ZORUNDADIR”

İsrail’in Filistin halkına karşı işlediği suçların hesabını vermesinin sağlanmasının artık kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Erdoğan, “Bunun için tüm dünyaya yasal ve ahlaki yükümlülükler doğrultusunda harekete geçilmesi çağrısında bulunuyoruz.” dedi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletleri ve diğer uluslararası kuruluşları Filistin halkına karşı işlenen suçları bağımsız ve şeffaf biçimde acilen soruşturmaya çağırıyoruz. Özellikle İsrail’in Gazze şeridindeki saldırılar konusundaki cezai sorumluluğunu belirlemek üzere uluslararası bir soruşturma komitesi kurulması elzemdir. Bu amaçla süratle bir saha soruşturması başlatılmasını istiyoruz. İsrail, işlediği suçlar nedeniyle hesap vermek zorundadır. Bu hesap da er ya da geç verilecektir. Filistin’de yaşanan zulmün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gündemine getirilmesi için tüm ülkelere çağrı yapıyoruz. Bütün ülkeleri bir kez daha Filistin devletini ve onun başkenti olarak da Kudüs’ü resmen tanımaya davet ediyoruz. Bunu yapmayan ülkelerin barış sürecine öncülük etmesi mümkün değildir.”

“SABRIMIZIN SONUNA GELDİK”

Amerika’nın Kudüs konusundaki kararını bir kez daha reddettiklerini dile getiren Erdoğan, hukuken hükümsüz ve geçersiz olan bu kararın uluslararası barış ve güvenliği hedef alan açık bir tehdit olduğunu kaydetti.

“Zil takıp oynamak suretiyle orada yapılan açılış töreninin bizim indimizde bir kıymeti harbiyesi yoktur.” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

“Teşkilat üyesi ülkeler olarak baskıyla dahi olsa Amerikan yönetiminin izinden gidecek devletlere karşı her türlü tedbiri almakta kararlıyız. Öte yandan dünyadaki hiçbir devletin şantaja boyun eğerek egemenlik haklarını çiğnetmeyeceğine inanıyoruz. Ayrıca tüm teşkilat üyelerini Amerika’nın kararını takip edecek ülkeler yanında tüm makam, parlamento, şirket ve bireylere karşı da ekonomik kısıtlamalar uygulanması için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz. Kudüs-ü Şerif’in kimliğini değiştirmeye yönelik her türlü teşebbüse karşı koyacağız. Terörist yerleşimci grupların kutsallarımıza yönelik saygısızlıkları karşısında artık sabrımızın sonuna geldik. Üye devletler ve uluslararası toplum yasa dışı İsrail yerleşimlerinde imal edilen ürünlerin piyasalara girmesini mutlaka engellemelidir. Bunun yanında Filistin topraklarında süren haksız işgalin idamesinde rolü olan tüm şahıs ve oluşumlara karşı da gereken tedbirler alınmalıdır. Bundan sonra uluslararası görevlere adaylığını koyan ve destek talep eden ülkeleri Filistin ve özellikle Kudüs’e yönelik tutumlarına göre değerlendireceğiz.”

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın bütçesinin güçlendirilmesi her zaman çok daha büyük önem kazandığını aktaran Erdoğan, “Tüm üye devletleri bu kritik süreçte ajansa olan destek ve katkılarını artırma çağrısı yapıyoruz. Türkiye olarak biz de ajans tarafından başlatılan ‘Onura paha biçilemez’ kampanyasını çok güçlü bir şekilde destekliyoruz. Filistinli mültecilere destek sağlanmasının bir aracı olarak tasarlanan Kalkınma Vakfı Fonu kurulmasına da olumlu yaklaşıyoruz. İki devletli çözüme bağlılığımızı teyit ediyor bu bağlamda Filistin tarafınca yapılan girişimleri desteklediğimizi ifade ediyoruz.” dedi.

Erdoğan, ramazan ayı boyunca İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi tüm ülkelerde Filistinliler için yardım kampanyası yürütüleceğini de belirterek, bu kampanyayla ilgili ayrıntıları yakında kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade etti.

Papa’ya teşekkür

İslam dünyası olarak Filistin sorununun çözüme kavuşturulması için Filistinlilere her alanda desteklerinin süreceğini dile getiren Erdoğan, bu çerçevede birçok liderle görüşerek herkesi Filistinlilerin maruz kaldığı haksızlığa karşı sesini yükseltmeye çağırdığını ifade etti.

Bu vicdansızlığı Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus’un da kabul etmediğini dile getiren Erdoğan, “Sayın Papa’ya Kudüs konusundaki özel hassasiyeti için buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Kendisinin aynı kararlı tavrı önümüzdeki süreçte de devam ettireceğine inanıyorum.” dedi.

Din, dil, ülke ayrımı gözetmeden uluslararası toplumun birleşerek haksızlığa karşı adaleti savunması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “İslam İşbirliği Teşkilatı olarak verdiğimiz mücadele sadece Müslümanların Kudüs üzerindeki haklarının mücadelesi değildir. Sayın Putin ile de görüştüm. Sayın Şansölyeyle de görüştüm. Hepsiyle bu konuyu ele aldık. Biz buradaki duruşumuzla Hristiyanların da Musevilerin de hakkını savunuyoruz. Biz burada işgale karşı çıkarken adaleti, barışı, hukuku bir arada yaşama idealini savunuyoruz.” dedi.

“MÜSLÜMANLAR, HRİSTİYANLAR VE AKLI SELİM SAHİBİ MUSEVİLER HEP BİRLİKTE DİRENMELİDİR”

İsrail’in bugüne kadar hep “güçlüyüm, öyleyse haklıyım” mantığıyla hareket ettiğini vurgulayan Erdoğan, “Uluslararası toplum da buna müsaade etmiştir. Artık bu çarpık anlayışa ‘dur’ demenin bu sistematik barbarlık karşısında sesimizi yükseltmenin zamanı gelmiştir. Fiille desteklenmeyen her söz havada kalmaya mahkumdur. Zulme karşı, adaletsizliğe karşı Müslümanlar, Hristiyanlar ve aklı selim sahibi Museviler hep birlikte direnmelidir.” diye konuştu.

Erdoğan, İsrail’deki ve dünyanın dört bir köşesindeki vicdan, haysiyet, şahsiyet sahibi Musevilere seslendiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siz siyonist değilsiniz. Dolayısıyla siyonistlerden sizi ayırt etmek istiyorum. Bunlara karşı tavrınızı yükseltin. ‘Yalnız kendim içimsen ben neyim, şimdi değilse ne zaman?’ 8 aylık bebeklerin tekerlekli sandalyedeki insanların katledilmesine şimdi karşı çıkmayacaksanız ne zaman karşı çıkacaksınız? İsrail’in devlet terörünü daha ne kadar uzaktan izleyeceksiniz? Sizi temsil iddiasındaki yöneticilerin katliamlarını örtmek için tüm dünyaya yalan söylemesine daha ne kadar sabredeceksiniz? Her gün On Emir’in yöneticileriniz tarafından ayaklar altına alınmasına daha ne kadar sessiz kalacaksınız. On Emir’in bir tanesi öldürmeyeceksin değil mi? Unutmayın Calut’un zulmüne karşı sessiz kaldıkça siz de ona benzemekten kendinizi kurtaramayacaksınız. Artık aranızdaki vicdan sahiplerinin de korku duvarlarını yıkarak bu zulme katliam ve vahşet düzenine bir ‘dur’ demesi gerekiyor. Son olarak buradan Filistinli kardeşlerime seslenmek istiyorum. Ey işgal altındaki toprakların onurlu direnişçileri, ey çıplak elleriyle korkaklar ordusuna meydan okuyan sevgili yiğitler. On yıllardır canları pahasına Kudüs’e ve Harem-i Şerif’e sahip çıkan asil kahramanlar. Aklımız, kalbimiz, dualarımız sizinledir.”

Kadını erkeği genci yaşlısıyla tüm İslam dünyasının Filistin’in yanında olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini, “Kudüs davası unutmayın hepimizin davasıdır. Kutlu mücadelenizde sizleri asla yalnız bırakmayacağız. İşgal bitene, başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulana kadar sizleri desteklemeyi sürdüreceğiz. Ağır silahlarla kanınızı döken caniler hukuk ve insanlık önünde hesap verene kadar yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Bazılarının sessizliği sizi yeise düşürmesin. Kimi ülkelerin riyakarlığı sizi karamsarlığa sevk etmesin. İradesini dolarlara değişenler, dolarlara satanlar sizi aldatmasın. Rabbimin emri gereği, ‘İnanıyorsanız üstün olan sizsiniz’. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla bir kez daha Kudüs’ün kaybedilmesine asla izin vermeyeceğimizi ve Filistin davasından asla vazgeçmeyeceğimizi ifade ediyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayının tüm insanlık için rahmet ve bereket getirmesini niyaz ediyorum. Rabbim bizleri anne kucağındaki bebeklerin ölmediği, öldürülmediği ramazanlara kavuştursun diye dua ediyorum.” ifadeleriyle tamamladı.

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm öncü göstergeler, ülkemizin çok ciddi bir sıçramanın eşiğinde olduğuna işaret ediyor” 0 88025

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ergene Çevre Koruma Projesi, Derin Deşarj Hattı B Tüneli Işık Göründü Merasimi’nde yaptığı konuşmada, “Tüm öncü göstergeler, ülkemizin çok ciddi bir sıçramanın eşiğinde olduğuna işaret ediyor. Yatırımdan, üretimden, büyümeden, istihdamdan asla taviz vermeden hedeflerimize doğru yürümekte kararlıyız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ergene Çevre Koruma Projesi, Derin Deşarj Hattı B Tüneli Işık Göründü Merasimi’ne, Vahdettin Köşkü’nden video konferansla bağlanarak katılımcılara hitap etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tünelin Trakya bölgesine ve Türkiye’ye hayırlı olmasını dileyerek tünelin yapımında emeği geçenleri tebrik etti.

“KÖTÜ GİDİŞATI DURDURMAK İÇİN ERGENE HAVZASI EYLEM PLANI’NI DEVREYE ALDIK”

Ergene Havzası’nın, 1,5 milyon vatandaşa ev sahipliği yaptığını, havzada pek çok tarım ürününün yetiştiğini ve çok sayıda sanayi tesisi bulunduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, havzanın korunmasından sorumlu yerel yönetimlerin bölgenin korunmasında gerekli hassasiyeti göstermediğini kaydetti.

Plansız şehirleşme ve sanayileşmenin sonucu olan yetersiz altyapı ve endüstriyel atık suların arıtılmadan nehre verilmesi gibi sıkıntılar sebebiyle, Ergene’nin su kalitesinin bozulduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonuçta insan sağlığı başta olmak üzere, bütün canlılar için tehlike oluşturan vahim bir tablonun ortaya çıktığını, bu kötü gidişatı durdurmak için de Ergene Havzası Eylem Planı’nı devreye aldıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ergene Havzası Eylem Planı’nı yaklaşık 2,5 milyar liralık bir harcama ve kararlılıkla hayata geçirdiklerini vurgulayarak; plan kapsamında bugüne kadar 395 kilometrelik dere yatağının temizlendiğini, nüfusu 10 binin üzerindeki 12 yerleşim yerinde ileri biyolojik atık su arıtma tesisi, 38 yerleşim yerinde ise kanalizasyon sistemi inşa edildiğini, toplam 1 milyon 238 bin dekar alanı sulayacak 25 sulama projesinden de 24’nün hizmete girdiğini bildirdi.

Sanayicilerin de üzerlerine düşen görevleri yerine getirmesinin planın başarısı için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Islah Organize Sanayi Bölgelerinin yapılması ve Organize Sanayi Bölgelerine ortak atık su arıtma tesisi kurulması için harekete geçtik. Çevreyi kirleten sanayi tesislerini inşa ettiğimiz 10 Islah Organize Sanayi Bölgesi çatısı altında topladık. Tekirdağ’da yer alan beş adet müşterek arıtma tesisinden Muratlı Organize Sanayi Bölgesi’ndekini devreye aldık. Ergene-1 ve Çorlu-1 Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesisleri de önümüzdeki Ağustos ayında faaliyete başlayacak. Ergene-2 Organize Sanayi Bölgesi arıtma tesisini de inşallah bu sene içinde tamamlayacağız. Önümüzde yıl ise Velimeşe’yi hizmete alacak ve böylece 350’ye yakın münferit atık su arıtma tesisini devre dışı bırakmış olacağız. Arıtılarak temiz hâle gelmiş suların, Marmara Denizi’ne deşarj edilmesi için Derin Deşarj Projesini başlattık. Projenin deniz kısmı için, denizin 4,5 kilometre tabanına döşenen hattı tamamladık. Kara boru hattı, mevcut organize sanayi bölgelerinin yer altı tünelleriyle bağlantısını sağlıyor ve arıtılmış sanayi suyunu denize taşıyor. Ağustos ayında, arıtılmış suların bu hattan denize ilk deşarjı yapılacak.”

“SANAYİ TESİSLERİMİZİN ÖNEMLİ BİR KISMI, SALGIN DÖNEMİNDE DE ÜRETİMİNİ SÜRDÜRDÜ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Derin Deniz Deşarjı projesinin önemli ayağı olan tünellerin yerli ve milli tünel açma makinesi “Lale” ile açıldığını, Türkiye’nin bu makineyi üretebilen sekiz ülkeden biri olduğunu kaydederek çapı 3.25 metre, 12 bin parçalık bu devasa makinenin Türk mühendislerince tasarlanarak, Türk firmasınca üretildiğini açıkladı.

Projenin Türkiye ve Avrupa’nın en büyük çevre projelerinden birisi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, proje bittiğinde bin 300’ün üzerinde fabrikanın sisteme dâhil olacağını, bu yatırımla Ergene Nehri’nin su kalitesinin önemli ölçüde iyileştirileceğini ve suyun temiz akmasının sağlanacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sanayicilerimiz de arıtma tesisi işletmenin yükünden kurtulacak ve sadece üretime odaklanabilecek. Hepsinden önemlisi Ergene hayata dönecek. Burada edindiğimiz tecrübe ve birikimi diğer havzalarda da kullanacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin, salgın döneminde sağlık alanında mücadele verirken, kalkınma altyapısının önemli yatırımlarını da ihmal etmediğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Barajlardan tünellere, atık su arıtma tesislerinden havalimanı pistlerine kadar pek çok yatırımı, salgına rağmen tamamladık. Sanayi tesislerimizin önemli bir kısmı, salgın döneminde de üretimini sürdürdü. Şimdi, tüm sanayi tesislerimiz, hem yurt içi talebe hem ihracata yönelik ciddi bir atılım hazırlığı içindedir. Türkiye, 2018 yılında maruz kaldığı kur-faiz-enflasyon saldırısını püskürtüp yeniden yükselişe geçtiği bir dönemde salgına yakalandı. Mart ayında başlayan, Nisan’da tüm ağırlığıyla süren, Mayıs’tan itibaren yavaşlayan bu salgın sürecindeki kayıplarımızı, kısa sürede telafi edebileceğimize inanıyoruz. Nitekim, tüm öncü göstergeler, ülkemizin çok ciddi bir sıçramanın eşiğinde olduğuna işaret ediyor. Yatırımdan, üretimden, büyümeden, istihdamdan asla taviz vermeden hedeflerimize doğru yürümekte kararlıyız. Ülkesini ve milletini seven herkesi, bu büyük yatırım ve istihdam seferberliğine katkıda bulunmaya davet ediyorum. Devletimiz, tüm imkânlarıyla bu seferberliği destekleyecektir. Salgın sonrası yeniden şekilleneceği anlaşılan siyasi ve ekonomik düzende Türkiye’nin önü açık görünüyor.”

“ÜLKEMİZİN POTANSİYELİNİN TAMAMINI HAREKETE GEÇİRMEK MECBURİYETİNDEYİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salgına rağmen, ilk beş ayda sadece organize sanayi bölgelerinde 520 yeni fabrika açıldığına işaret ederek, gıdadan kimyaya, mobilyadan makine imalatına varıncaya dek farklı sektörlere odaklanan bu fabrikalar için özel sektörün 8 milyar liralık yatırım yaptığını söyledi.

Yılın ilk beş ayında özel sektörün yatırımlarını desteklemek üzere 67 milyar liralık yatırım teşvik belgesi düzenlendiğini, bu yatırımların hayata geçmesiyle 110 bin vatandaşa yeni iş imkânları doğacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haziran’ın ilk üç haftasında organize sanayi bölgelerindeki elektrik tüketiminin, Mayıs ayına göre yüzde 26 arttığını, imalat sanayindeki sipariş ve kapasite kullanım oranlarının da günden güne yükseldiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yine Haziran’ın ilk üç haftalık ihracat verileri, Mayıs’a göre yüzde 25 daha fazladır. Yurt dışı piyasalarının da toparlanmaya başladığını görüyoruz. Avrupa’dan ve başlıca ihracat piyasalarımızdan gelen veriler olumlu yöndedir. Dış piyasalardaki toparlanma, inşallah bize sipariş artışı ve talep artışı olarak dönecektir. Dış konjonktürdeki toparlanmayla; ekonomik canlanmanın daha da hızlanmasını ve yılın son iki çeyreğinde güçlü büyüme oranlarına ulaşmayı bekliyoruz” diye konuştu.

“Fırsatlar şimşek gibidir, çakar ve kaybolur” deyimini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayağımıza gelen fırsatı değerlendirmek için ülkemizin potansiyelinin tamamını harekete geçirmek mecburiyetindeyiz. Bunun yolu ise birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkmaktan geçiyor” ifadelerini kullandı.

“İŞVERENLERİN VE ÇALIŞANLARIN SORUNLARINA KÖKLÜ ÇÖZÜMLER GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son dönemde işçiden işverene tüm kesimleri huzursuz edecek asılsız dedikoduların yayıldığına dikkati çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Biz, ülkemizin sanayisini, ticaretini, üretimini, ihracatını artırma çabası içindeyken, aynı zamanda işverenlerin ve çalışanların sorunlarına köklü çözümler getirmeye çalışıyoruz. Kıdem tazminatı konusu da bunlardan biridir. Her bir işçimizin kazanılmış hakkını korumak, bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve kendisi de işçilikten gelen bir ferdi olarak en başta gelen görevimizdir. Amacımız, işçilerimizin kıdem tazminatı haklarını, birilerinin insafına bırakmadan, kalıcı ve garantili bir sisteme bağlamaktır. Hep söylerim; işveren sendikaları, işçi sendikaları gelin bir araya bu konuyu kendi aranızda halledin. Kendi aranızda halledemeyip, bunu eğer ‘Kabine halletsin’ diyorsanız burada art niyet vardır, kusura bakmayın. Böyle bir art niyete ne Cumhurbaşkanı olarak şahsım ne de Kabinemiz alet olamayız. Niye kendi aranızda bu işi çözmüyorsunuz, niye kendi aranızda bunu halledemiyorsunuz? Kendi aranızda halledemeyip ondan sonra bizleri işçimizin ve işverenin karşısında zor durumda bırakmak veya kötü durumda bırakmak mı istiyorsunuz? Bugüne kadar attığımız her adımda nasıl emekçi kardeşlerimizin yanında yer almışsak, bu konuda da aynı anlayışla hareket edeceğiz.”

“DÜNYANIN GELECEĞİ OLARAK BAKILAN HER ALANDA EN İLERİ ÜLKELER ARASINDA YER ALMAK AMACINDAYIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi Avrupa ve Asya arasındaki stratejik konumunu kullanarak, küresel düzeyde bir üretim üssü hâline dönüştürmek istediklerine vurgu yaparak, “Sanayicilerimizin de üretim çarklarını daha hızlı döndürmelerini sağlamak amacıyla, krediden teşvike kadar tüm mekanizmaları devreye alıyoruz. Çiftçimizin emeğinin ve alın terinin karşılığını almasını temin edecek destekleme politikalarını genişleterek sürdürüyoruz. Yüksek teknolojili ürünler geliştirmekten yazılıma ve yapay zekâya kadar dünyanın geleceği olarak bakılan her alanda en ileri ülkeler arasında yer almak amacındayız” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yıllarca çevreciliği, ülkemizin kalkınmasını engellemenin bir aracı olarak kullandılar. Halbuki, dünyayı ve çevreyi Allah’ın emaneti olarak gören anlayışımız sebebiyle, bizim batının vahşi kalkınma yöntemlerini kullanmamız zaten mümkün değildir. Yaptığımız yatırımların meyvelerini aldıkça, çevreyi gerçekten koruyanların kimler olduğunu artık herkes görmeye başladı” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ergene Havzası Projesi ve tünelin hayırlı olmasını dileyerek konuşmasını tamamladı.

Tören alanında hazır bulunan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’den proje ve tünel hakkında bilgi alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra tünelde ışığın görünmesi için makinaya komut verdi.

Tünelde ışığın görünmesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapılan çalışmalarla Trakya ovasında ayçiçeği, buğday, çeltik başta olmak üzere birçok ürünü daha verimli üretme imkânına kavuşulacağını bildirdi.

Çocuklarımızın geleceğini biraz da bizler hazırlamadık mı? 0 7694

Akıllı sistemler ve teknoloji günlük hayatımızı kolaylaştırırken bir yandan da iletişimi zorlaştırabiliyor. Doğanın insanoğlundan intikam aldığı sık sık zikredilen bir dönemdeyken doğanın bu intikamı biraz da çocuklar için aldığını düşünüyorum. Bizler çocukluğumuzda güçlü bir iletişim kurup, beraber oyunlar oynayarak büyüdüğümüz için günümüz çocuklarının daha izole hayatlarına ister istemez çok üzülüyoruz.

Ama onlara bu geleceği biraz da bizler hazırlamadık mı?

Dünyanın hızlı gelişimi baş döndüren bir hıza ulaştığında çocuklarımızın gelişimine eskisi kadar özen gösteremez olduk. Hayatın olağan akışına kapıldığımız için çocuklarımızın sosyal düzendeki içtenliğine eskisi kadar eğilemedik. Toplumsal olarak teknolojik gelişmenin hızını yakalarken evlatlarımızın çocukluk ve gençlik dönemlerinin, bireyin yetişkin rolüne hazırlandığı, kimliğini oluşturmaya başladığı çok önemli bir dönem olmakla birlikte, önemli ruhsal hastalıkların ortaya çıkma riskini de barındıran bir süreç olduğunu unutmamalıyız.

Bir taraftan da çocuklarda ve gençlerde depresyon korkutucu bir hızla artmaktadır. Yakın zamanlarda okuduğum bir makalede yazan bir notu sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili okurlar; “Major depresyon görülme sıklığı çocuklukta yüzde 1,7 iken ergenlik öncesi yüzde 3’e, ergenlikle birlikte ise yüzde 5’e yükselmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre depresyon, 10-19 yaşlarındaki çocuk ve gençlerde hastalıklara sebep olan ve fiziksel yetileri kısıtlayan en önemli etkenlerden biridir.”

Bu tespiti okuduğumda ne kadar risk altında olduğumuzu fark ettim. Aslında risk altında olan sadece bugünün çocukları değil, geleceğin büyükleri ve dünyanın geleceği. Evet, belki çocuklarınızı teknolojiden yüzde yüz uzak tutamazsınız, sizin için artık imkansıza yakın bir noktadadır. Ama bağımlılık ve aşırı düşkünlük gözlemlediğiniz de profesyonel destek almakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Veli Sarıtoprak

TÜSİAV Yönetim Kurulu Başkanı