Cumhurbaşkanı Erdoğan, Olağanüstü İslam Zirvesi Konferansı sonrası basın toplantısı düzenledi 0 251

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı’nın ardından, Filistin Başbakanı Rami el-Hamdallah ve İİT Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı’nın ardından, Filistin Başbakanı Rami el-Hamdallah ve İİT Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Bugün hem Filistin halkına dayanışma sergilenmesi hem de Gazze’de katliam yapan İsrail’e gerekli mesajların verilmesi bakımından son derece anlamlı bir zirve toplantısı gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, yaptıkları çağrıya kısa sürece cevap vererek, zirveye iştirak eden ve toplantının icrasına katkı sağlayan herkese teşekkür etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının ertesinde İİT İslam Zirvesi Dönem Başkanı olarak ABD ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunduklarını hatırlatan Erdoğan, çağrıda, alınan kararı yok hükmünde kabul ettiklerini, Kudüs’ün kırmızı çizgileri olduğunu vurguladıklarını söyledi.

Erdoğan, 13 Aralık 2017 tarihinde de İstanbul’da teşkilatın olağanüstü zirvesini düzenlediklerini anımsatarak, bu zirvede de İslam alemi olarak Kudüs ve Harem-i Şerif’in kutsiyetini ve tarihi statüsünün korunmasına ilişkin kararlılıklarını ortaya koyduklarını vurguladı.

Filistin davasının uluslararası kuruluşlar nezdinde takipçisi olmaya her platformda devam ettiklerini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

“Kudüs konusundaki karar tasarısı, BM Güvenlik Konseyi’nde 14 üyenin olumlu oyuna rağmen sadece ABD’nin vetosu nedeniyle kabul edilemedi. Bunun üzerine ülkemiz ve Yemen tarafından sunulan karar tasarısı BM Genel Kurulu’nda 21 Aralık günü yapılan oylamada, 9 redde karşılık 128 ülkenin oyuyla ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Amerika ve İsrail’in yoğun baskı, tehdit ve şantajlarına rağmen alınan bu karar, insanlık tarihine altın harflerle kazınmıştır. Zira o 9 ülkenin diğer 7’si benim şahsen isimlerini bile duymadığım ülkelerdir, 128 ülke ise dünyada ağırlığı olan ülkeler.”

ABD yönetiminin tüm uyarılarına rağmen hukuksuz kararını, 14 Mayıs günü uygulamaya geçirdiğini ifade eden Erdoğan, bu girişimi asla kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini söyledi.

İİT Genel Sekreteri El-Useymin’nin de ifade etti gibi bu kararın herhangi bir kıymetiharbiyesi olmadığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sadece kendileri çalarlar, kendileri oynarlar. Barış sürecini sabote eden bu provokatif kararın bölgede yol açtığı sonuçların mesuliyeti, bütünüyle birinci derecede Amerika’ya aittir. Amerikan yönetimi, bu şekilde barış istediğini defalarca kanıtlayan Filistin tarafını cezalandırmıştır. Bu kararla Filistin halkının vatanını işgal eden, abluka ve yasa dışı yerleşimlerle iki devletli çözüme yönelik taahhütlerini çiğneyen İsrail ise ödüllendirilmiştir.

Benim anlamadığım bir şey var. Trump cumhuriyetçidir değil mi? Önceki Bush? O da cumhuriyetçiydi. Fakat önceki Bush, özellikle de bana şu ifadeyi kullanmıştır; ‘İki devletli çözüme ne diyorsunuz?’. ‘Evet’ diyoruz ve Colin Powell’e benim yanımda talimat verdi, ‘bu işi bizzat sen takip edeceksin.’ O gün bugündür bakın, o cumhuriyetçi böyle söyledi ama şimdiki cumhuriyetçi maalesef işgalden yana oynuyor. Cumhuriyetçilerin de kendi arasında demek ki bir sıkıntı var. Öyle de olsa böyle de olsa, biz doğru olanı yapacağız. Bu sorumsuz politikalar, İsrail’i işgal, gasp ve şiddet yönünden daha da azdıracaktır. Nitekim 14 Mayıs günü yaşanan katliam yeni dönemin en açık işaretidir.”

İsrail saldırılarında şehit olan Filistinlilere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar dileyen Erdoğan, şehit ailelerine, yakınlarına ve tüm Filistin halkına başsağlığı diledi.

Türkiye olarak Filistinlilerin acılarını paylaşmak ve onlarla dayanışmayı sergilemek üzere 3 günlük milli yas ilan ettiklerini, tepkilerini göstermek için bir dizi kararı hayata geçirdiklerini vurgulayan Erdoğan, “Bugün, Yenikapı’da yüz binlerce vatandaşımızın katılımıyla gerçekleşen ‘Zulme Lanet Kudüs’e Destek Mitingi’, Filistinli kardeşlerimizle dayanışmamızın sembolü olmuştur. Bu tarihi mitingin bir benzerini inşallah pazar günü Diyarbakır’da gerçekleştireceğiz ve bu zincir durmayacak, devam edecek. Zira biz eğer bunları durdurursak, bugün sessizliğe gömülecek olursa buradaki şuur kaybolur. Biz, Filistin halkıyla dayanışma şuurumuzu hiçbir zaman sukuta erdirmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Bugünkü zirvede Filistin davasına verdikleri desteği bir kez daha göstererek nihai bildiriyi kabul ettiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bu çerçevede işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in saldırganlığını en güçlü ifadelerle telin ettik. Son olaylardan İsrail’i sorumlu tuttuğumuzu belirttik. İsrail’in bu suçları, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin desteğiyle işlediği aşikardır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumun Filistin konusunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gereklidir. Her gün gencecik evlatlarını İsrail terörüne kurban veren Filistin halkına Uluslararası Barış Gücü gönderme dahil, -bunun altını çiziyorum-, Uluslararası Barış Gücü gönderme dahil bir koruma sağlanması şarttır. Uluslararası toplumun katliamları tribünden izlemeyi bırakarak diğer pek çok bölgede olduğu gibi Filistin’de de bunları engelleyecek adımları süratle atması gerekiyor. Nasıl Bosna Hersek’te bir Barış Gücü oraya yerleştirdiyse, nasıl Kosova’ya yerleştirdiyse aynen buraya da böyle bir gücün yerleştirilmesi şarttır.”

“İSRAİL İŞLEDİĞİ SUÇLAR NEDENİYLE HESAP VERMEK ZORUNDADIR”

İsrail’in Filistin halkına karşı işlediği suçların hesabını vermesinin sağlanmasının artık kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Erdoğan, “Bunun için tüm dünyaya yasal ve ahlaki yükümlülükler doğrultusunda harekete geçilmesi çağrısında bulunuyoruz.” dedi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletleri ve diğer uluslararası kuruluşları Filistin halkına karşı işlenen suçları bağımsız ve şeffaf biçimde acilen soruşturmaya çağırıyoruz. Özellikle İsrail’in Gazze şeridindeki saldırılar konusundaki cezai sorumluluğunu belirlemek üzere uluslararası bir soruşturma komitesi kurulması elzemdir. Bu amaçla süratle bir saha soruşturması başlatılmasını istiyoruz. İsrail, işlediği suçlar nedeniyle hesap vermek zorundadır. Bu hesap da er ya da geç verilecektir. Filistin’de yaşanan zulmün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gündemine getirilmesi için tüm ülkelere çağrı yapıyoruz. Bütün ülkeleri bir kez daha Filistin devletini ve onun başkenti olarak da Kudüs’ü resmen tanımaya davet ediyoruz. Bunu yapmayan ülkelerin barış sürecine öncülük etmesi mümkün değildir.”

“SABRIMIZIN SONUNA GELDİK”

Amerika’nın Kudüs konusundaki kararını bir kez daha reddettiklerini dile getiren Erdoğan, hukuken hükümsüz ve geçersiz olan bu kararın uluslararası barış ve güvenliği hedef alan açık bir tehdit olduğunu kaydetti.

“Zil takıp oynamak suretiyle orada yapılan açılış töreninin bizim indimizde bir kıymeti harbiyesi yoktur.” diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

“Teşkilat üyesi ülkeler olarak baskıyla dahi olsa Amerikan yönetiminin izinden gidecek devletlere karşı her türlü tedbiri almakta kararlıyız. Öte yandan dünyadaki hiçbir devletin şantaja boyun eğerek egemenlik haklarını çiğnetmeyeceğine inanıyoruz. Ayrıca tüm teşkilat üyelerini Amerika’nın kararını takip edecek ülkeler yanında tüm makam, parlamento, şirket ve bireylere karşı da ekonomik kısıtlamalar uygulanması için gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz. Kudüs-ü Şerif’in kimliğini değiştirmeye yönelik her türlü teşebbüse karşı koyacağız. Terörist yerleşimci grupların kutsallarımıza yönelik saygısızlıkları karşısında artık sabrımızın sonuna geldik. Üye devletler ve uluslararası toplum yasa dışı İsrail yerleşimlerinde imal edilen ürünlerin piyasalara girmesini mutlaka engellemelidir. Bunun yanında Filistin topraklarında süren haksız işgalin idamesinde rolü olan tüm şahıs ve oluşumlara karşı da gereken tedbirler alınmalıdır. Bundan sonra uluslararası görevlere adaylığını koyan ve destek talep eden ülkeleri Filistin ve özellikle Kudüs’e yönelik tutumlarına göre değerlendireceğiz.”

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın bütçesinin güçlendirilmesi her zaman çok daha büyük önem kazandığını aktaran Erdoğan, “Tüm üye devletleri bu kritik süreçte ajansa olan destek ve katkılarını artırma çağrısı yapıyoruz. Türkiye olarak biz de ajans tarafından başlatılan ‘Onura paha biçilemez’ kampanyasını çok güçlü bir şekilde destekliyoruz. Filistinli mültecilere destek sağlanmasının bir aracı olarak tasarlanan Kalkınma Vakfı Fonu kurulmasına da olumlu yaklaşıyoruz. İki devletli çözüme bağlılığımızı teyit ediyor bu bağlamda Filistin tarafınca yapılan girişimleri desteklediğimizi ifade ediyoruz.” dedi.

Erdoğan, ramazan ayı boyunca İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi tüm ülkelerde Filistinliler için yardım kampanyası yürütüleceğini de belirterek, bu kampanyayla ilgili ayrıntıları yakında kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade etti.

Papa’ya teşekkür

İslam dünyası olarak Filistin sorununun çözüme kavuşturulması için Filistinlilere her alanda desteklerinin süreceğini dile getiren Erdoğan, bu çerçevede birçok liderle görüşerek herkesi Filistinlilerin maruz kaldığı haksızlığa karşı sesini yükseltmeye çağırdığını ifade etti.

Bu vicdansızlığı Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Franciscus’un da kabul etmediğini dile getiren Erdoğan, “Sayın Papa’ya Kudüs konusundaki özel hassasiyeti için buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Kendisinin aynı kararlı tavrı önümüzdeki süreçte de devam ettireceğine inanıyorum.” dedi.

Din, dil, ülke ayrımı gözetmeden uluslararası toplumun birleşerek haksızlığa karşı adaleti savunması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “İslam İşbirliği Teşkilatı olarak verdiğimiz mücadele sadece Müslümanların Kudüs üzerindeki haklarının mücadelesi değildir. Sayın Putin ile de görüştüm. Sayın Şansölyeyle de görüştüm. Hepsiyle bu konuyu ele aldık. Biz buradaki duruşumuzla Hristiyanların da Musevilerin de hakkını savunuyoruz. Biz burada işgale karşı çıkarken adaleti, barışı, hukuku bir arada yaşama idealini savunuyoruz.” dedi.

“MÜSLÜMANLAR, HRİSTİYANLAR VE AKLI SELİM SAHİBİ MUSEVİLER HEP BİRLİKTE DİRENMELİDİR”

İsrail’in bugüne kadar hep “güçlüyüm, öyleyse haklıyım” mantığıyla hareket ettiğini vurgulayan Erdoğan, “Uluslararası toplum da buna müsaade etmiştir. Artık bu çarpık anlayışa ‘dur’ demenin bu sistematik barbarlık karşısında sesimizi yükseltmenin zamanı gelmiştir. Fiille desteklenmeyen her söz havada kalmaya mahkumdur. Zulme karşı, adaletsizliğe karşı Müslümanlar, Hristiyanlar ve aklı selim sahibi Museviler hep birlikte direnmelidir.” diye konuştu.

Erdoğan, İsrail’deki ve dünyanın dört bir köşesindeki vicdan, haysiyet, şahsiyet sahibi Musevilere seslendiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siz siyonist değilsiniz. Dolayısıyla siyonistlerden sizi ayırt etmek istiyorum. Bunlara karşı tavrınızı yükseltin. ‘Yalnız kendim içimsen ben neyim, şimdi değilse ne zaman?’ 8 aylık bebeklerin tekerlekli sandalyedeki insanların katledilmesine şimdi karşı çıkmayacaksanız ne zaman karşı çıkacaksınız? İsrail’in devlet terörünü daha ne kadar uzaktan izleyeceksiniz? Sizi temsil iddiasındaki yöneticilerin katliamlarını örtmek için tüm dünyaya yalan söylemesine daha ne kadar sabredeceksiniz? Her gün On Emir’in yöneticileriniz tarafından ayaklar altına alınmasına daha ne kadar sessiz kalacaksınız. On Emir’in bir tanesi öldürmeyeceksin değil mi? Unutmayın Calut’un zulmüne karşı sessiz kaldıkça siz de ona benzemekten kendinizi kurtaramayacaksınız. Artık aranızdaki vicdan sahiplerinin de korku duvarlarını yıkarak bu zulme katliam ve vahşet düzenine bir ‘dur’ demesi gerekiyor. Son olarak buradan Filistinli kardeşlerime seslenmek istiyorum. Ey işgal altındaki toprakların onurlu direnişçileri, ey çıplak elleriyle korkaklar ordusuna meydan okuyan sevgili yiğitler. On yıllardır canları pahasına Kudüs’e ve Harem-i Şerif’e sahip çıkan asil kahramanlar. Aklımız, kalbimiz, dualarımız sizinledir.”

Kadını erkeği genci yaşlısıyla tüm İslam dünyasının Filistin’in yanında olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini, “Kudüs davası unutmayın hepimizin davasıdır. Kutlu mücadelenizde sizleri asla yalnız bırakmayacağız. İşgal bitene, başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulana kadar sizleri desteklemeyi sürdüreceğiz. Ağır silahlarla kanınızı döken caniler hukuk ve insanlık önünde hesap verene kadar yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Bazılarının sessizliği sizi yeise düşürmesin. Kimi ülkelerin riyakarlığı sizi karamsarlığa sevk etmesin. İradesini dolarlara değişenler, dolarlara satanlar sizi aldatmasın. Rabbimin emri gereği, ‘İnanıyorsanız üstün olan sizsiniz’. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla bir kez daha Kudüs’ün kaybedilmesine asla izin vermeyeceğimizi ve Filistin davasından asla vazgeçmeyeceğimizi ifade ediyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayının tüm insanlık için rahmet ve bereket getirmesini niyaz ediyorum. Rabbim bizleri anne kucağındaki bebeklerin ölmediği, öldürülmediği ramazanlara kavuştursun diye dua ediyorum.” ifadeleriyle tamamladı.

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cumhurbaşkanı Erdoğan“Hedefimiz 2023 yılında savunma sanayinde dışa bağımlılığımızı tamamen ortadan kaldırmaktır” 0 88797

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİLGEM Projesi 4. gemisinin hizmete giriş töreninde yaptığı konuşmada, “Bugün dünyanın en büyük 100 savunma şirketi arasına giren beş firmamız bulunuyor. İnşallah bu sayı sürekli artacaktır. Hedefimiz 2023 yılında savunma sanayinde dışa bağımlılığımızı tamamen ortadan kaldırmaktır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Tersane Komutanlığı’nda düzenlenen, MİLGEM Projesi kapsamında üretilen 4. ve son Ada sınıfı korvet gemisi olan TCG Kınalıada’nın (F-514) Deniz Kuvvetlerine teslimi töreni ile Pakistan MİLGEM Korvet Projesi 1. Gemi Sac Kesme Töreni’ne katıldı.

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4. millî gemi Kınalıada Korveti’nin, Türkiye’ye, millete ve denizcilere hayırlı olmasını dileyerek sac kesme törenini gerçekleştirecekleri geminin de dost ve kardeş Pakistan devletine hayırlı olmasını temenni etti.

“DENİZ KUVVETLERİMİZ, DEVRALDIĞI MİRASI DAHA DA GÜÇLENDİREREK GELECEĞE TAŞIYOR”

27 Eylül Preveze Deniz Zaferi’nin yıl dönümünü ve Deniz Kuvvetleri Günü’nü de kutlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Preveze zaferinin ardından Osmanlı Devleti’nin, Akdeniz’deki hâkimiyetini perçinlediğini, Türk donanmasının gücünün tüm dünyaya gösterildiğini vurguladı.

Barbaros Hayrettin Paşa’yı ve tüm denizcileri rahmetle yâd eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarihi şanlı zaferlerle dolu olan Deniz Kuvvetlerimiz, devraldığı bu mirası daha da güçlendirerek geleceğe taşıyor. Deniz Kuvvetlerimiz, birikimi, donanımı, disiplini, nitelikli personeli ve üstlendiği tüm görevlerinde elde ettiği başarılarla bizleri gururlandırıyor” dedi.

“TÜRKİYE SAVAŞ GEMİSİNİ MİLLÎ İMKÂNLARIYLA TASARLAYAN 10 ÜLKEDEN BİRİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salah” diyen ecdada kulak vererek eksikleri sürekli tamamladıklarının altını çizerek,  “Son dönemde dünya ve özellikle Akdeniz’de yaşanan hadiseler, bize her alanda olduğu gibi denizlerde de çok daha güçlü olmamız gerektiğini işaret ediyor. Bu sebeple karada ve havada devreye aldığımız nice savunma ve taarruz sistemlerimiz gibi MİLGEM gemilerimizi de kararlılıkla inşa ediyor, denizlere uğurluyoruz” diye konuştu.

Türkiye’nin bugün dünyada savaş gemisini millî imkânlarıyla tasarlayan, inşa eden ve idamesini gerçekleştirebilen 10 ülkelerden biri olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda üretilen Heybeliada’nın 2011’de,  Büyükada’nın 2013’te, Burgazada’nın da 2016’da denize indirildiğini hatırlattı.

“DENİZ KUVVETLERİMİZİ GÜÇLENDİRMEYE YÖNELİK PEK ÇOK PROJEMİZ VAR”

MİLGEM Projesi’nde yıllar içinde edinilen tecrübeyle, yerlilik oranının yüzde 70 seviyesine yükseldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu süreçte ihtiyaç duyulan tasarım, araştırma, geliştirme, tedarik ve hizmet alım işleri, Savunma Sanayi Başkanlığımız tarafından yerli ve millî imkânlarla gerçekleştirildi. Gemimizin platform sistemleri ve dizayn sistemleri, STM, silah ve sensör sistemleri ASELSAN, savaş ve yönetim sistemi HAVELSAN tarafından sağlandı. Bu firmalarımızın altında 50’yi aşkın yerli firma, alt yüklenici olarak görev yaptı” şeklinde konuştu.

MİLGEM Ada sınıfı korvetlerin ilk üçünden farklı olarak Kınalıada’nın ROKETSAN tarafından millî imkânlarla geliştirilen Atmaca füzesini kullanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, HAVELSAN ve Deniz Kuvvetleri’nin birlikte geliştirdikleri “Advent” adlı savaş yönetim sisteminin de ilk kez Kınalıada gemisinde yer alacağını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİLGEM Projesi’nin 5. gemisi ve Ada sınıfı korvetlerin devamı niteliğindeki İ sınıfı firkateynlerin ilkinin inşasına da Savunma Sanayi Başkanlığı ile STM arasındaki sözleşmenin imzalanmasıyla başlandığını duyurdu.

Hizmete giren korvetlerin bugüne kadar çok sayıda millî ve uluslararası tatbikatta yer alarak kendilerine verilen görevleri başarıyla yerine getirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok devletin ilgisini çeken bu korvetlerin görevlerindeki başarılarıyla dünyadaki benzer sınıftaki gemiler arasında en üst sıralarda yer aldığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Deniz Kuvvetlerimizi güçlendirmeye yönelik daha pek çok projemiz vardır. Ülkemiz ile dost ve kardeş devletlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan dizel-elektrikli denizaltı projesiyle ilgili çalışmalar da sürüyor. İzmir tersanesini deniz kuvvetlerimize daha iyi hizmet verebilmesi için altyapı ve yüzer havuzlarla güçlendiriyoruz. Buradaki ilk yüzer havuzu önümüzdeki kasım ayında hizmete alıyoruz” diye konuştu.

“SAVUNMA SANAYİNDE DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZ AZALDI”

Türkiye’nin savunma sanayi alanında kat ettiği mesafenin istiklaline ve istikbaline daha güvenli bakmasını sağladığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Geçmişte arzu ettiğimiz, gemileri, uçakları, araç gereçleri paramızla dahi alamadığımızı asla unutmadık, unutmayacağız. Son olarak proje ortağı olduğumuz F-35 uçakları konusunda yaşananlar bizim bu alandaki kararlığımızı daha da arttırmıştır. Nasıl korvetlerimizi kendimiz inşa ettiysek, nasıl Atak helikopterlerimizi kendimiz yapabildiysek, nasıl İHA’larımızı, SİHA’larımızı, uydularımızı geliştirip, uçurduysak inşallah kendi savaş uçağımıza da kavuşacağız. Zaman yakındır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayinde dışa bağımlılığın azaldığına vurgu yaparak, savunma sanayinde dışa bağımlılık oranının yüzde 80’lerden yüzde 30’lara düştüğünü, savunma sanayindeki araştırma, geliştirme harcamalarının bir buçuk milyar dolara yaklaştığını açıkladı.

“TÜRKİYE’DE 700 AYRI SAVUNMA SANAYİ PROJESİ YÜRÜTÜLÜYOR”

Türkiye’de 700 ayrı savunma sanayi projesi yürütüldüğü bilgisini paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, proje hacmi itibarıyla sektörde 60 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşıldığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İhale sürecindekilerle bu rakam 75 milyar dolara çıkacak. Bugün dünyanın en büyük 100 savunma şirketi arasına giren beş firmamız bulunuyor. İnşallah bu sayı sürekli artacaktır. Hedefimiz 2023 yılında savunma sanayinde dışa bağımlılığımızı tamamen ortadan kaldırmaktır” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin savunma sanayi alanında yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını, kendi ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra dost ve kardeş ülkelerle de paylaştığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma ve havacılık ihracatının geçen yıl itibariyle yaklaşık 2 buçuk milyar doları bulduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz tüm bu yatırımları, dostlarımızın emin olmasını sağlamak, birliğimize ve bütünlüğümüze göz dikenleri caydırmak için yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Esasen, özellikle son altı yıldır bir biri ardına yaşadığımız sıkıntıların gerisindeki sebeplerden biri de Türkiye’yi işte bu hedeflerine ulaşmaktan alıkoymak olduğu açıktır. Hep söylediğim gibi, başaramayacaklar. Madem uyuyan devi uyandırdılar, sonuçlarına da katlanacaklar” değerlendirmesinde bulundu.

“MAZLUMLARIN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Pakistan’ın Cammu Keşmir bölgesinde yaşanan hadiseleri anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “8 milyon insan âdeta bir açık hava hapishanesinde şu anda yaşamaya mahkûm ediliyorlar. Her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Bakınız, Cammu Keşmir’deki bu olayın bir diğeri nerede yaşanıyor? Filistin’de yaşanıyor. Filistin’de yaşananlar da bunun aynısı. Orada da açık hava cezaevinde yaşıyormuş gibi insanlar ne yazık ki topraklarından çıkıp bir başka yere gidemiyorlar. Şimdi Cammu Keşmir’deki olaylar bunun bir değişik versiyon. Peki insanlık buna karşı ne yapıyor? Dünyadaki bu güçlü ülkelere acaba buna karşı ne diyor? Sesleri çıkıyor mu? Hayır. Sadece biz konuştuk, sadece Malezya konuştu. Kimse konuşmuyor. Niye? Maalesef, herkesin zihinlerinde başka senaryolar var. Ama bizim zihnimizde tek senaryo var. Biz hakkın ve haklının yanında olmaya devam edeceğiz. Mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Güçlünün yanında değil, çünkü bizim inancımızda güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir dünya var, biz buna inanıyoruz. Ve buna da böylece devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kınalıada gemisinin Türkiye’ye kazandırılmasında emeği geçenleri tekrar tebrik ederek, “Gemimizin yolu açık, denizleri sakin, provası net olsun diyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından, Pakistan Deniz Kuvvetleri Komutanı Zafar Mahmood Abbasi ile birlikte Pakistan MİLGEM Korvet Projesi 1. gemisinin ilk kaynağını yaptı.

ENERJİ PETROL MEDYA CEO -MEHMET ALİ SETENCİOĞLU ENERJİ PETROL MEDYA CEO -MEHMET ALİ SETENCİOĞLU ENERJİ PETROL MEDYA CEO -MEHMET ALİ SETENCİOĞLU

ENERJİ PETROL MEDYA CEO -MEHMET ALİ SETENCİOĞLU

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Türkiye, tüm dünyayı ve insanlığı kucaklayan, sorunlara adil çözümler bulmak için çabalayan bir ülkedir” 0 88793

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM 74. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, BM’nin potansiyeli ve etkinliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Güvenlik Konseyi’nde, adalete ve hakkaniyete uygun köklü reformları derhâl gerçekleştirmeliyiz. Türkiye, girişimci ve insani dış politika anlayışıyla, tüm dünyayı ve insanlığı kucaklayan, sorunlara adil çözümler bulmak için çabalayan bir ülkedir. Dünyanın en cömert insani yardım yapan ülkesi, en fazla yerlerinden edilmiş kişiyi kabul eden devleti unvanlarımız boşuna değildir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York şehrinde Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurulu’na katılarak bir konuşma yaptı.

Konuşmasında, dünyanın küresel düzeyde adaletsizliğin yol açtığı pek çok sorunla ve sancıyla yüz yüze olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne hakların ne de sorumlulukların gerektiği gibi paylaşılmadığını ifade etti. Adaletsizliğin; istikrarsızlığı, güç mücadelelerini, krizleri, israfı beraberinde getirdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hâlbuki şu an içinde bulunduğumuz kurum, İkinci Dünya Savaşı sonrası, işte bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla kurulmuştu.  Oysa bugün uluslararası camia, geleceğini tehdit eden terör, açlık, sefalet, iklim değişikliği gibi sorunlara kalıcı çözüm üretme kabiliyetini giderek yitiriyor” dedi.

“DÜNYANIN BİR TARAFI LÜKS İÇİNDE HAYATINI SÜRDÜRÜRKEN, DIĞER TARAFTA AÇLIĞIN KOL GEZMESİ KABUL EDİLEMEZ”

Genel Kurul’un bu yılki temasının “ Yoksulluğun ortadan kaldırılması, kaliteli eğitim, iklim değişikliğiyle mücadele ve kapsayıcılık için çok taraflı çabaların canlandırılması” olarak belirlenmesinin isabetli olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın bir tarafı yüksek refah seviyesi ve lüks içinde hayatını sürdürürken, diğer tarafta açlığın, sefaletin, cehaletin kol gezmesi kabul edilemez. Dünyanın şanslı bir azınlığı dijital teknolojiyi, robotları, yapay zekâyı, obeziteyi tartışırken, 2 milyarı aşkın insanın yoksulluk, 1 milyara yakın insanın açlık sınırının altında yaşıyor olması çok acıdır” ifadesini kullandı.

“Şayet her birimiz güvende değilsek hiçbirimizin güvende olamayacağı gerçeğine sırtımızı dönemeyiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM kürsüsünden yıllardır insanlığın kaderinin sınırlı sayıdaki ülkenin isteğine bırakılamayacağını söylediğini hatırlatarak, “Burada, sizlerin huzurunda tekrar ediyorum; Dünya 5‘ten büyüktür. Zihniyetimizi de kurumlarımızı da kurallarımızı da değiştirme zamanı çoktan gelmiştir” dedi.

“NÜKLEER SİLAHLAR KONUSUNU ADALET TEMELİNDE BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURALIM”

Nükleer güç sahibi ülkeler ile buna sahip olmayan ülkeler arasındaki adaletsizliğin dahi tek başına, dünyanın dengelerini bozmaya yettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:  “Nükleer güce dayalı kitle imha silahlarının tümden yok edilmek yerine, her krizde bir koz olarak ortaya konması, herkes gibi bizi de rahatsız ediyor.  Bu güç, ya herkes için yasak ya herkes için serbest olmalıdır. Gelin, insanlığın tamamının huzurlu geleceği için bu sorunu bir an önce adalet temelinde bir çözüme kavuşturalım.”

Dakikada 13 kişinin hava kirliliğinden öldüğü, küresel ısınmanın dünyanın geleceğini tehdit ettiği bir dönemde, bu sorunlara hiç kimsenin kayıtsız kalamayacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk iş olarak; Birleşmiş Milletler’in potansiyeli ile etkinliğinin güçlendirilmesi ve özellikle Güvenlik Konseyi’nde, adalete, hakkaniyete uygun köklü reformların derhâl gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“TÜRKİYE, SORUNLARA ADİL ÇÖZÜMLER BULMAK İÇİN ÇABALAYAN BİR ÜLKE”

Türkiye’nin, girişimci ve insani dış politika anlayışıyla, tüm dünyayı ve insanlığı kucaklayan, sorunlara adil çözümler bulmak için çabalayan bir ülke olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Dünyanın en cömert insani yardım yapan ülkesi, en fazla yerlerinden edilmiş kişiyi kabul eden devleti unvanlarımız boşuna değildir. Bu politikanın somut bir başka örneğini, üçüncüsünü 2020 yılında ülkemizde düzenleyeceğimiz Afrika Birliği-Türkiye Ortaklık Zirvesi’yle sergileyeceğiz.  Bu salondaki tüm ülkeleri, adalet, ahlak, vicdan esası üzerine bina ettiğimiz politikalarımıza ve girişimlerimize destek vermeye davet ediyorum.”

Suriye’nin, insanlığın vicdanını yaralayan ve küresel adaletsizliğin adeta sembolü hâline gelen bir coğrafya durumunda olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de 2011’den beri yaşanan krizin, rejim ve terör örgütleri ile onları cesaretlendiren güçler tarafından ısrarla sürdürülmeye çalışıldığına dikkat çekerek, 1 milyon insanın ölümüne, 12 milyonu aşkın insanın yerinden edilmesine, bunların yarısının da ülke dışında yaşamak zorunda kalmasına yol açan Suriye krizini artık sona erdirme zamanının geldiğine vurgu yaptı.

“DEAŞ’A İLK VE EN CİDDİ DARBEYİ VURAN ÜLKE TÜRKİYE’DİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye, DEAŞ tehdidinden en çok zarar gören ülkedir.  Bu örgüt bir yandan sınırlarımızı taciz ederken, diğer yandan çeşitli şehirlerimizde gerçekleştirdiği ve yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği canlı bomba eylemleriyle doğrudan kalbimize saldırmıştır. Suriye’de DEAŞ’a karşı ilk ve en ciddi darbeyi vuran ülke Türkiye’dir.  Fırat Kalkanı Harekâtı ile yaklaşık 3 bin 500 DEAŞ’lıyı etkisiz hâle getirerek, örgütün Suriye’deki çöküş sürecini başlattık.  Dünyanın dört bir yanından DEAŞ’a katılmak üzere harekete geçen teröristleri tespit etme, ülkemize giriş yasağı koyma, sınır dışı etme konusunda da yine en önde geliyoruz.”

Türkiye’nin, millî gelire oranla, dünyanın en fazla insani yardımda bulunan ülkesi olduğunu ve 5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaptığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki sığınmacıların 3 milyon 650 binini Suriye’den gelenlerin oluşturduğunu belirterek, son sekiz yılda sığınmacılar için 40 milyar dolar harcama yaptıklarını ifade etti.

“SIĞINMACILAR İÇİN FEDAKÂRCA YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ÇALIŞMALARDA TEK BAŞIMIZA BIRAKILDIK”

“Ülkemize gelen sığınmacılardan 365 bini, Suriye’de güvenli hâle getirdiğimiz bölgelere geri döndü” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli sığınmacıların yarıya yakınının 18 yaşının altında olduğuna ve Türkiye topraklarında doğan Suriyeli çocuk sayısının ise 500 bine yaklaştığına dikkat çekti.

Sığınmacılara sadece barınma değil, eğitim ve sağlık başta olmak üzere her türlü imkânı sağladıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna karşılık dünya, canlarını kurtarmak için çıktıkları yolculukları ya Akdeniz’in karanlık sularında ya da sınırlara gerilen tel örgülerin önlerinde sonlanan milyonlarca mazlumu çok çabuk unuttu. Ama biz, cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebeklerin görüntülerini unutmadık, unutmayacağız” ifadesini kullandı.

“Sadece bu yılın ilk sekiz ayında 32 bin düzensiz göçmeni denizlerde boğulmaktan kurtardık. Yine bu yılın ilk sekiz ayında, Suriyeliler dışındaki 58 bin düzensiz göçmeni ülkelerine geri gönderdik” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna rağmen diğer bölgelerden gelenlerle birlikte bugün Türkiye, 5 milyon mazlumu topraklarında barındıran bir ülke durumundadır. Sığınmacılar için fedakârca yürüttüğümüz bu çalışmalarda maalesef tek başımıza bırakıldık” dedi.

“SURİYE’DE KALICI SİYASİ ÇÖZÜME ULAŞILDIĞINDA, TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ DE TESİS EDİLMİŞ OLACAK”

Suriye’de; rejimin, PKK-YPG ve DEAŞ’ın kontrolündeki yerlere geri dönüş olmadığına dikkat çeken ve Suriye’den kaçanların geri döndüğü tek yerin Türkiye’nin güvenli hâle getirdiği bölgeler olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki insani krizin çözümünde üzerinde durulması gereken üç önemli husus olduğunu belirterek, “Birincisi, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin tesisi konusunda kritik bir süreç olarak gördüğümüz Anayasa Komitesi’nin etkin ve verimli bir şekilde çalıştırılmasıdır. Geçtiğimiz hafta başında Rusya ve İran’la birlikte bu konuda Ankara Zirvesi’nde aldığımız kararla, çok önemli bir başarıya imza attık. Suriye’de, kalıcı siyasi çözüme ulaşıldığında, bu ülkenin toprak bütünlüğü de kendiliğinden tesis edilmiş olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İdlip’teki muhtemel katliamların ve yaklaşık 4 milyon kişilik potansiyel göç dalgasının önüne geçilmesini ikinci önemli başlık olarak değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bu konuda Rusya ile Soçi’de vardığımız mutabakat, bir takım aksiliklere rağmen, hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Türkiye’nin yeni bir göç dalgasını daha karşılamaya ne tahammülü ne de imkânı vardır. Bu sebeple, İdlip’te güvenliğin ve istikrarın sağlanması hususunda tüm ülkelerin Türkiye’nin çabalarına destek vermesini bekliyoruz” dedi.

“TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİNE AYNI MESAFEDEN BAKAN BİR ANLAYIŞI YERLEŞTİRMEDEN SURİYE’DE KALICI ÇÖZÜM BULUNAMAZ”

Suriye’nin dörtte birini işgal eden ve sözde Suriye Demokratik Güçleri adıyla meşrulaştırılmaya çalışılan Fırat’ın doğusundaki PKK-YPG terör yapılanmasının ortadan kaldırılmasının üçüncü önemli konu olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm terör örgütlerine aynı mesafeden bakan bir anlayışı yerleştirmeden Suriye meselesine kalıcı çözüm bulunamayacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti: “Amerika Birleşik Devletleri ile burada bir güvenli bölge oluşturulması konusundaki görüşmelerimiz sürüyor. Niyetimiz, ilk etapta 30 kilometre derinliğinde ve 480 kilometre uzunluğunda bir barış koridoru tesis ederek, uluslararası toplumun desteğiyle burada 2 milyon Suriyelinin iskânını sağlamaktır. Şayet bu bölgenin derinliğini Deyrizor-Rakka hattına kadar indirebilirsek, ülkemizden, Avrupa’dan ve dünyanın diğer bölgelerinden kendi topraklarına geri dönecek Suriyeli sayısını 3 milyona kadar çıkartabiliriz. Gerçekleştirmekte kararlı olduğumuz bu konuda Türkiye olarak gerekli hazırlıkları yapmaya başladık.”

Türkiye öncülüğünde, Lübnan, Irak ve Ürdün’ün de katılımıyla bir uluslararası konferans planlandığını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan,  Aralık ayında Cenevre’de gerçekleştirilecek olan ve eş-başkanlığını Türkiye’nin üstleneceği Küresel Mülteci Forumunun başarısına da önem verdiklerini vurguladı.

“TÜM DÜNYAYI, SURİYE’DEKİ İNSANİ KRİZİ DURDURMAK İÇİN İNİSİYATİF ALMAYA DAVET EDİYORUM”

“Güvenli bölgelere dönüşleri desteklemek için Birleşmiş Milletler öncülüğünde bir bağışçılar konferansı düzenlenebileceğini düşünüyoruz” sözleriyle konuşmasını sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletlerde kabul edilen Küresel Göç Mutabakatı ve Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat’ın da etkin şekilde işletilmesine ihtiyaç vardır” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de, hakka, hukuka, vicdana uygun şekilde sağlanacak istikrar ve güven ortamının, komşusu Irak’ı da hem DEA, hem PKK tehdidi bakımından rahatlatacağına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonundan, tüm dünyayı, Suriye’deki bu insani krizi durdurmak için inisiyatif almaya, çabalarımızı desteklemeye davet ediyorum” dedi.