Cumhurbaşkanımız Erdoğan, 27. Dönem 2. Yasama Yılı‘nın açılışı dolayısıyla TBMM’de konuştu 0 99281

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 27. Dönem 2. Yasama Yılı’nın açılışı dolayısıyla TBMM Genel Kurulunda milletvekillerine hitap etti.

23 Nisan 1920’den bugüne Meclis çatısı altında görev yapan milletvekillerini saygıyla yad eden Erdoğan, “Meclisimizin ilk başkanı, Kurtuluş Savaşı’mızın başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere TBMM üyelerinden ahirete irtihal edenleri rahmetle anıyorum.” diye konuştu.

Bin yıldır bu coğrafyada milletin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden şehitlere, gazilerden dar-ı bekaya irtihal edenlere rahmet dileyen Erdoğan, son dönemde terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da verilen şehitlerin yakınları ile gazilere selamlarını iletti.

Türkiye sınırları içinde ve dışında “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ülküsü için kahramanca mücadele edenlere şükranlarını sunan Erdoğan, “İki defa gazilik unvanıyla şereflenen yüce Meclisimize ve milletvekillerimize yeni yasama yılında hayırlı ve başarılı çalışmalar temenni ediyorum.” ifadesini kullandı.

“DEĞİŞİMİ SUHULETLE GERÇEKLEŞTİRMEYİ BAŞARDIK”

Türkiye’nin, 16 Nisan’da tarihi bir halk oylaması, 24 Haziran’da da tarihi bir Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimine şahit olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

“16 Nisan halk oylaması, yönetim sistemimizi değiştirdiğimiz bir büyük reformun, bir büyük devrimin adıdır. Bu çapta bir dönüşümü, pek çok ülke ve halk ancak çok büyük çalkantılar yaşayarak ve çok büyük bedeller ödeyerek tamamlayabilmiştir. Biz ise Türkiye olarak, Türk milleti olarak, demokrasinin kuralları içinde bu önemli değişimi suhuletle gerçekleştirmeyi başardık. Siyaset mühendisliği hesaplarının ürünü olarak değil, tamamen tarihimizin kendi tabii akışı içinde, halkımızın talebi ve rızasıyla gelişen bir sürecin aşamalarını hep birlikte yaşadık.”

Başkan Erdoğan, Türkiye’de yönetim reformu çabalarının 200 yıla yaklaşan geçmişi olduğunu belirterek, Osmanlı döneminde Tanzimat’tan Islahat’a pek çok deneme yapıldığını anımsattı.

İstiklal Harbi’nin ardından tercihin cumhuriyetten yana yapıldıktan sonra da bu arayışın devam ettiğini aktaran Erdoğan, “Önce tek partili, ardından çok partili rejimleri denedik. Maalesef ne yaparsak yapalım darbelere, vesayetlere, krizlere engel olamadık.” dedi.

“ÜLKEMİZİ RAYDAN ÇIKARMAK İSTEYENLERE FIRSAT VERMEDİK”

Bu arayışların son dönemde de sürdüğüne işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özellikle 2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi, artık yeni bir reformu, yeni bir değişimi kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu krizi aşmak için başlatılan çalışmaların kapısı, yeni bir yönetim sistemine açılmıştır. Milletimiz, 2007 yılından beri adım adım ilerleyen bu sürecin her aşamasında sağduyuyla ve ferasetle hareket etmiştir. Bu kritik dönemde ülkemizi raydan çıkarmak, kaosa sürüklemek, içeride ve dışarıda başarısızlığa uğratmak isteyenlere, hamdolsun, fırsat vermedik.”

Erdoğan, geçmişten beri sıkça kurulan ve her seferinde Türkiye’nin tökezlemesine sebep olan tuzakların, bu kez işe yaramadığını vurgulayarak, “Milletimizin birlik ve beraberliğine sahip çıkmasıyla devletimizin tüm erklerinin sergilediği dayanışmayla tüm engelleri aşarak bugünlere geldik.” değerlendirmesinde bulundu.

“GÜCÜMÜZÜ MİLLETİMİZDEN ALARAK YOLUMUZA DEVAM ETTİK”

Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için yapılan her hamlenin, ülke olarak yapılan daha büyük atılımlarla karşılık bulduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Her hal ve şart altında çareyi milletimizde, demokrasimizde, milli iradenin üstünlüğünde aradık. Ülkemizi vesayet bataklığına itmek istediler, çözümü milletimize gitmekte bulduk. Uluslararası alanda ülkemizi kuşatmaya çalıştılar, gücümüzü milletimizden alarak yolumuza devam ettik.” ifadelerini kullandı.

Sokakları karıştırarak halkı birbirine düşürmeye çalışanlara da fitneye fırsat vermediklerinin altını çizen Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

“Terör örgütlerini kullanarak ülkemize diz çöktürmeye çalıştılar. Buna da eyvallah etmedik. PKK’sından DEAŞ’ına ve FETÖ’süne kadar hepsinin başını ezdik. Darbe yapmaya teşebbüs ettiler. Milletimizle birlikte göğsümüzü namlulara siper edip istiklalimize ve istikbalimize sahip çıktık. Sınırlarımız boyunca terör koridoru oluşturmaya kalktılar, ardı ardına yaptığımız harekatlarla bu planı da paramparça ettik. Gece yarısı operasyonlarıyla ekonomimizi çökertmeye çalıştılar, Allah’ın izniyle bu saldırıyı da atlatma yolunda ilerliyoruz. Bugüne kadar milletimizle birlikte hareket ettiğimizde üstesinden gelemediğimiz hiçbir sorun olmadı. Bundan sonra da aynı başarılara imza atmayı sürdüreceğiz.”

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin, yasama, yürütme ve yargı organlarının görev alanlarını daha net bir şekilde belirleyerek, demokrasiyi güçlendirdiğini ve milletin karşısında yürütmenin tek muhatabının Cumhurbaşkanı olduğunu söyledi.

Milli iradenin önünde engel oluşturan sistem içindeki tüm vesayet mekanizmalarının artık ortadan kalktığına dikkati çeken Erdoğan, “Böylece milletimiz, yetkiyi kime verdiğini ve gerektiğinde kimden hesap soracağını, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bilmektedir. 24 Haziran seçimlerinde şahsımı Cumhurbaşkanı seçen milletimize karşı görevlerimizi layıkıyla yerine getirmenin gayreti içindeyiz.” ifadesini kullandı.

“HIZLI VE ETKİLİ BİR İCRAAT GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”

Erdoğan, bakanların atamasının yapıldığını ve kabinenin oluşturulduğunu anımsatarak, “Anayasa ve yasalardan aldığımız yetkiler çerçevesinde yayımladığımız Cumhurbaşkanlığı Kararları ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri vasıtasıyla, milletimize söz verdiğimiz gibi, hızlı ve etkili bir icraat gerçekleştiriyoruz.” dedi.

Elbette her geçiş dönemi gibi bu süreçte de birtakım sıkıntıların yaşanabileceğine işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Tespit ettiğimiz her sıkıntıya anında müdahale ediyor ve hemen hal yoluna koyuyoruz. Ancak, ekonomide, asla hak etmediğimiz ve ülkemizin gerçek durumunu kesinlikle yansıtmayan dalgalanma, bu tür sıkıntıların daha çok göze batmasına yol açıyor. Aldığımız tedbirler, yaptığımız görüşmeler ve geliştirdiğimiz programlarla ekonomimizi yeniden dengeye kavuşturmaya başladık. Gerek milletimizden gerek kurumlarımızdan aldığımız geri bildirimlere göre, hem yaptığımız çalışmaları gözden geçiriyor, hem de kendimize yeni hedefler belirliyoruz.”

“LAYÜSEL OLDUĞUMUZ DÜŞÜNCESİNE ASLA KAPILMADIK” 

Başkan Erdoğan, siyasi hayatlarının hiçbir döneminde olduğu gibi yeni yönetim sisteminde de layüsel oldukları düşüncesine asla kapılmadıklarını bildirdi. Erdoğan, “Yetkiyi milletimizden alarak attığımız her adımımızda, yine milletimize hesap vermek mecburiyetinde olduğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. 2002 yılı Kasım ayından beri ülkemizin yönetimini bize emanet eden milletimize zaten çok büyük bir borcumuz vardı. 15 Temmuz’da, milletimize olan vefa borcumuza, can borcu da eklendi. Milletimizin itimadına, teveccühüne ve desteğine layık olabilmek için gece gündüz çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve Kararı seviyesindeki işleri zaten yürütüyoruz. Ancak bazı konular, kanuni düzenleme gerektiriyor.” diye konuştu.

Yeni yönetim sistemde Cumhurbaşkanının, Meclise bütçe dışında kanun teklifi veya tasarısı sunma imkanının bulunmadığına işaret eden Erdoğan, “Kanunlar ancak, sizlerin teklifiyle Meclis gündemine gelebiliyor. Meclisimizin açılmasıyla birlikte gerek AK Parti Grubundaki, gerekse diğer partilere mensup milletvekillerimizin kanun teklifleriyle, ülkemize çok önemli hizmetler yapacaklarına inanıyorum.” ifadesini kullandı.

AK Parti Grubu’nun hiç şüphesiz, yürütme olarak ihtiyaç duydukları alanlardaki kanun teklifleriyle yasama faaliyetlerine daha çok katkıda bulunacağını dile getiren Erdoğan, diğer partilere mensup milletvekillerinden de yürütme organı olarak kendilerine destek olacak, yollarını açacak kanun tekliflerini beklediklerini belirtti.

Türkiye’nin önündeki sıkıntıları, ancak hep birlikte çalışılıp, omuz omuza verilirse aşılabileceğini vurgulayan Erdoğan, “Yeni dönemin ruhu, birlikte çalışmayı, birlikte inşayı, birlikte başarmayı gerektiriyor. Gelin Türkiye’yi birlikte hedeflerine ulaştıralım. Gelin demokrasimizi birlikte güçlendirelim. Gelin ekonomimizi birlikte büyütelim. Gelin milletimize birlikte hizmet edelim. Bu yöndeki gayretleriniz için şimdiden sizlere teşekkür ediyorum.” dedi.

Türkiye’nin dünyanın en çalkantılı bölgesinde, demokrasisi ve ekonomisiyle, gerçek anlamda bir küresel güç olma yolunda ilerlediğine değinen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yakın çevremizdeki güvenlik krizleri ve insani trajediler ile bundan beslenen terör eylemleri, ülkemizi hedeflerinden uzaklaştırmamış, tam tersine bu yöndeki kararlılığını daha da güçlendirmiştir. Irak’ta ve Suriye’de ciddi etkinlik kazanan terör örgütleri, her geçen gün mevzi kaybetmektedir. Her ne kadar bu ülkeler kendi iç istikrarlarını sağlamakta zorlansalar da terör örgütlerinin yeşermesine zemin hazırlayan şartlar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin kaotik bağımsızlık çıkışı, Türkiye’nin de net tavır koymasıyla, boşa çıkartılmıştır. DEAŞ’ın işgal ettiği topraklarda yeniden merkezi yönetimin hakim olmasıyla. Irak büyük bir sorundan kurtulmuştur. Temennimiz, ülkedeki PKK varlığının da aynı şekilde ortadan kaldırılmasıdır. Türkiye olarak, PKK’nın Irak’ta faaliyet gösterdiği yerlerin önemli bir bölümünü kontrol altına aldık. Hedefimiz, çıban başı olarak gördüğümüz Kandil’i ve yeni Kandil olma yolunda ilerleyen Sincar’ı bölücü terör örgütünden tamamen temizlemektir. Irak’ın, mezhepçilik hastalığından bir an önce kurtularak, kendi halkı ve tüm bölge için güvenli, huzurlu, istikrarlı ve müreffeh bir ülke haline gelmesini istiyoruz. Bu doğrultuda yapılan tüm çalışmalara destek olmayı, gerektiğinde öncülük etmeyi sürdüreceğiz.”

Suriye’deki durumun çok daha acı, çok daha vahim olduğunu dile getiren Erdoğan, Suriye’nin yedinci yılını geride bırakan bir iç savaşın pençesinde kıvrandığını bildirdi. Erdoğan, bugüne kadar yaklaşık 1 milyon Suriyelinin hayatını kaybettiğini, 12 milyon Suriyelinin de evini, barkını terk etmek zorunda kaldığını hatırlattı.

Erdoğan, “Rejimin kendi halkına yönelik kanlı saldırıları yetmiyormuş gibi, bir de DEAŞ ve PYD-YPG denilen alçak örgütler, Suriye halkına musallat olmuştur. Ülkedeki istikrarsızlığı fırsat bulan güçler de vekalet savaşları yoluyla Suriye’yi parsellemek için adeta yarışa girmişlerdir.” diye konuştu.

Erdoğan, hiçbir meşruiyet zemini kalmayan rejimle, kimi terör örgütleriyle iş tutan bu güçlerin, Suriye halkının kanı ve gözyaşı pahasına kendi projelerini hayata geçirmeye çalıştığını belirtti.

“HALEN 3,5 MİLYON SURİYELİ, ÜLKEMİZDE HAYATINI SÜRDÜRÜYOR”  

Başkan Erdoğan, şunları aktardı:

“Suriye’deki bu gelişmelere, pek çok sebepten dolayı bizim seyirci kalmamız söz konusu olamazdı. Her şeyden önce, bu coğrafya halkıyla bin yılı aşkın müşterek geçmişe, ortak medeniyet ve kültür değerlerine sahibiz. Bunun için hayatlarını kurtarmak için yaşadıkları yerlerden kaçmak zorunda kalan milyonlarca Suriyeliye kapılarımızı ve gönlümüzü açtık. Halen 3,5 milyon Suriyeli, ülkemizde hayatını sürdürüyor. Suriye içinde yaşanan her çatışma, bizim için yeni kitlesel göç dalgalarının habercisidir.

Sınırlarımızın hemen yanı başındaki kaos ortamı, ülkemize yönelik terör tehditlerinin en önemli beslenme kaynağı haline gelmiştir. Bu tehlikeli gidişin önüne geçmek amacıyla, 2016 yılından itibaren, Suriye içinde güvenli bölgeler oluşturmak üzere harekete geçtik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarıyla, 4 bin metrekarelik bir alanı DEAŞ’lı ve PYD/YPG’li teröristlerden temizledik. Bu bölgelere, şu ana kadar 260 bin Suriyeli kardeşimiz geri döndü. Her platformda, ülkede Suriye halkının tamamının kabul edebileceği bir çözüm bulunması için çaba gösterdik.”

Cenevre Süreci’nin tıkanması üzerine Astana’da yeni bir çözüm zemini oluşturulmasına öncülük ettiklerini anlatan Erdoğan, Astana’da varılan mutabakatların rejim tarafından ihlali üzerine, Rusya ile yeni arayışlara girdiklerine işaret etti.

Çabalarının nihayet sonuç verdiğini ve Soçi’de Rusya ile İdlib Çatışmasızlık Bölgesi’ndeki 3,5 milyon insanın hayatını doğrudan ilgilendiren bir mutabakata, muhtıraya imza attıklarını hatırlatan Erdoğan, “Dünyada çok büyük takdirle karşılanan bu mutabakat, aynı zamanda Suriye’de yeni anayasa ve özgür seçimler esasına dayalı bir çözüm için de umutların canlanmasına vesile olmuştur. Böylece Türkiye, en büyük yükünü kendisinin çektiği Suriye krizinde, doğrudan sahada inisiyatif alan ve söz söyleyen bir ülke durumuna gelmiştir.” diye konuştu.

Erdoğan, İdlib’te Türkiye’nin güvenliğini sağlamayı garanti ettiği bölgeye de şimdiden 60 binin üzerinde Suriyelinin geri döndüğünü belirterek, şunları kaydetti:

“Suriye’de güvenli hale getirdiğimiz bölgeleri genişlettikçe ve huzuru sürekli hale getirdikçe, ülkemizdeki misafirlerimizin kendi topraklarına dönüşlerinin hızlanacağına inanıyoruz. Bundan sonraki hedefimiz, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgelerin, buraları işgal eden terör örgütünden temizlenerek güvenli hale getirilmesidir. İnşallah en yakın zamanda bunu da sağlayacağız.”

Erdoğan, her devlet gibi Türkiye’nin de kimi ülkeler ve uluslararası kurumlarla ilişkilerinde inişler çıkışlar yaşanabildiğini dile getirdi.

Son yıllarda, Türkiye’ye verdiği çeşitli sözleri yerine getirmemesi ve haksız ithamlarla ülkenin üstüne gelmesi sebebiyle Avrupa Birliği ve bazı Avrupa devletleriyle gerilimler yaşandığını belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde ülkemize yapılan haksızlıklar ve uygulanan çifte standart karşısında elbette sessiz kalamazdık. Kimi Avrupa ülkelerinin Türkiye karşıtlığını bir iç politika malzemesi haline dönüştürmesi, sıkıntıların derinleşmesine ve yaygınlaşmasına sebep oldu. Avrupa ile yaşadığımız bu sıkıntılı süreci yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Türkiye’nin, düzensiz göçün önlenmesi başta olmak üzere Avrupa Birliğine tüm taahhütlerini, uğradığı haksızlıklara rağmen yerine getirmeye devam etmesi elimizi güçlendirdi. Ülkemize yönelik ithamların ve tutumların mesnedi kalmayınca, aklıselim galip gelmeye ve diyalog yolları yeniden açılmaya başladı.”

Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı olan, 5 milyon civarında Türk kökenli insanın yaşadığı böyle bir coğrafyaya sırt dönmenin kesinlikle söz konusu olamayacağının altını çizen Erdoğan, “Bununla birlikte Avrupa’nın bize yaptığı haksızlıkları düzeltmek, oradaki kardeşlerimizin hukukunu korumak için de sonuna kadar mücadele edeceğiz.” diye konuştu.

Geçen hafta Almanya’ya yaptığı devlet ziyaretinin, ilişkileri yeni ve olumlu bir yöne sevk etme iradesinin karşılıklı teyidine vesile olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz aylarda İngiltere’ye de muhataplarımızla iş birliği zeminimizi güçlendirme konusunda mutabık kaldığımız bir ziyaretimiz olmuştu. Çeşitli Avrupa ülkelerinden Türkiye ile ilişkiler konusunda yükselen olumlu sesler, önümüzdeki aydınlık günlerin müjdecisidir. İnşallah yeni dönemde Avrupa ile siyasi, ekonomik ve insani alanlarda gerçekten mesafe kat ettiğimiz bir sürece gireceğiz.”

 ABD ile ilişkiler

Bir başka önemli sorun alanının ABD ile ilişkiler olduğunu aktaran Başkan Erdoğan, stratejik ortak olarak uzun bir geçmişe sahip olunan ABD’deki mevcut yönetimin, hiçbir mantıki, siyasi ve stratejik tutarlılığı olmayan bir şekilde Türkiye’yi hedef almasının kendilerini derinden üzdüğünü ifade etti.

“Ülkemizde darbe girişiminde bulunan terör örgütünün elebaşı ve pek çok mensubu, bu ülke tarafından korunup kollanmaktadır.” diyen Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:

“Suriye’de hassasiyetlerimizi ve ikazlarımızı hiçe sayarak bölücü terör örgütü ile iş birliğine giden Amerika, bu olumsuz tavrını ekonomik alana da taşımıştır. Örneğin Halkbank davası, eşi benzeri görülmemiş bir hukuksuzluk örneğidir. Terör örgütleriyle karanlık ilişkileri sebebiyle yargılanan bir rahibi bahane ederek, ülkemize yaptırımlar uygulamaya kalkan bu çarpık anlayışla, diplomasinin ve hukukun sınırları içinde mücadele etmekte kararlıyız. Türkiye’yi, demokratik bir hukuk devleti gibi değil de bir kabile toplumu gibi gören bu zihniyete karşı, ülkemizin ve milletimizin hakkını, hukukunu ve onurunu korumak bizim en başta gelen görevimizdir. Amerikan yönetiminin eninde sonunda ülkemize yönelik yanlış bakış açısını düzelteceğine inanıyorum.”

Erdoğan, ABD ve Türkiye’nin karşılıklı menfaatinin, arasındaki ilişkinin, sözde değil özde stratejik ortaklık çerçevesinde güçlenerek devam etmesini gerektirdiğinin altını çizen Erdoğan, geçen hafta katıldığı New York’taki Birleşmiş Milletler toplantısı öncesinde ve toplantı günlerinde, Amerikan şirketlerinin temsilcileriyle görüşerek, bu konudaki kanaatlerini paylaştıklarını söyledi.

Türkiye’deki ilgililerin de Amerikalı muhataplarıyla temaslarında kendilerine bu konudaki görüşlerini aktardığını anlatan Erdoğan, “Henüz arzu ettiğimiz seviyeye gelmemiş olsa da, ortak bir anlayışa ulaşma yolunda ilerleme kaydetmeye başladığımızı söyleyebiliriz. İnşallah, en kısa sürede aramızdaki meseleleri çözüp, Amerika ile yeniden siyasi ve ekonomik alanlarda stratejik ortalık ruhuna uygun ilişkiler geliştirmeyi ümit ediyoruz.” dedi.

New York’ta 3 günde 14 liderle görüşerek, ülkeler arasındaki ilişkileri ve insanlığın ortak sorunlarını değerlendirdiklerine dikkati çeken Erdoğan, “Genel Kurulda yaptığımız konuşmada da ‘Dünya 5’ten büyüktür’ itirazımız başta olmak üzere, Birleşmiş Milletlerin yapısı ve işleyişi ile bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin görüşlerimizi paylaştık.” diye konuştu.

Türkiye’nin Rusya ile her alanda çok sıkı ve hızla gelişen ilişkiler içerisinde olduğunu belirten Erdoğan, Suriye politikasından turizme, savunma sanayisinden enerjiye kadar her alanda Rusya ile iki ülkenin ortak çıkarına olan projelerin hayata geçirildiğini ifade etti. Erdoğan, “Biliyorsunuz, bir dönem, Rusya ile aramızı bozmak için de pek çok provokasyon yapıldı. Karşılıklı olarak sağduyuyu ve soğukkanlılığı elden bırakmayarak, bu sıkıntıların üstesinden geldik. İnşallah, önümüzdeki dönemde Rusya ile aramızdaki bu olumlu işbirliği iklimini daha da güçlendireceğiz.” diye konuştu.

İran’la da, gerek Suriye ve Irak politikalarında gerek diğer siyasi ve ekonomik konularda yakın temas halinde olunduğuna işaret eden Erdoğan, bölgenin geleceğiyle ilgili kararlarda İran’ın dışlanmamasına özel önem verdiklerini vurguladı. Erdoğan, “Bu ülkeye yönelik yaptırım tehditlerinin de adil olmadığını düşünüyoruz.  Uluslararası kurumların denetimleriyle kolayca çözülebilecek sorunların, yaptırımlar gibi tüm ülke halkının cezalandırılması anlamına gelecek yollarla halledilmeye çalışılması asla doğru değildir. Bu tür adımların hiçbir fayda sağlamadığı geçmiş tecrübelerle de sabittir.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde temel ilkeleri doğrultusunda, başkalarının taleplerinden ziyade kendi menfaatlerini ve ihtiyaçlarını merkeze alarak politikalarını belirleyeceğini belirterek, Türkiye için bir başka önemli sorun alanının Doğu Akdeniz’de, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını, çıkarlarını, beklentilerini dikkate almayan yaklaşımlar olduğunu söyledi. Erdoğan, “Kıbrıs’ta ve Ege’de, Türkiye’ye rağmen hiçbir adım atılamayacağını buradan bir kez daha tekrarlamak istiyoruz. Bu bölgede bizi yok saymaya kalkışanlar, kendi varlıklarını da topyekun tehlikeye attıklarını çok iyi bilmelidirler. Bizim her konuda olduğu gibi Kıbrıs ve Ege konusunda da tercihimiz ‘kazan-kazan’ anlayışından yanadır. Hep birlikte kazanabileceğimiz yöntemler varken, işi krize ve hatta çatışmaya götürecek yollara tevessül edenler, bunun hesabını önce kendi halklarına vereceklerdir.” değerlendirmelerinde bulundu.

“KATAR’LA OLAN YAKIN İŞBİRLİĞİMİZ DAHA DA PERÇİNLENMİŞTİR”

Başkan Erdoğan, geçen yıl tüm dünyayı endişeye sürükleyen Körfez’deki krizin, istenmedik sonuçlara yol açmadan durulmuş olmasından memnuniyet duyduklarını söyledi. Katar ile olan yakın işbirliğinin, Türkiye’ye çok büyük meblağlı yatırımlar yapma kararıyla daha da perçinlendiğini ifade eden Erdoğan, bölgedeki diğer devletlerle işbirliğini güçlendirmek istediklerini, kimi bölge ülkelerinin Türkiye’ye yönelik düşmanca tutumlarını bir an önce sona erdirmelerini beklediklerini, gelecek dönemde bu konularda da kayda değer ilerlemeler kaydetmeyi umduklarını söyledi.

Kuzey Afrika’nın istikrarının, hem Akdeniz’in hem Ortadoğu’nun hem de Afrika’nın geleceğiyle yakından ilişkili olduğuna dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye olarak Libya başta olmak üzere, Kuzey Afrikalı kardeşlerimizin yanlarında olmayı, onlara her türlü desteği vermeyi sürdüreceğiz. Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerimiz gün geçtikçe daha da ilerliyor. Kırgızistan’da katıldığımız ve Özbekistan’ın da ilk defa iştirak ettiği Türk Konseyi Zirvesi, bu bakımdan önemli bir açılım olmuştur. Azerbaycan ile ilişkilerimiz, siyasi, ekonomik ve sosyal bakımdan gerçekten çok iyi bir noktaya gelmiş durumdadır. Kazakistan’ın da Türk Dünyası’nın aksakalı olarak gördüğüm Sayın Nazarbayev’in dirayetli liderliğinde önemli hamleler yaptığına şahit oluyoruz. Özbekistan, yeni ve çok büyük bir atılımın eşiğindedir. Türkmenistan’ın istikrarına ve gelişmesine de önem veriyoruz. Orta Asya’daki kardeşlerimiz ne kadar güçlü ve müreffeh olursa Türkiye bundan o derece mutlu olur ve faydalanır. Aynı şekilde Türkiye’nin gücü ve zenginliği de Orta Asya’daki kardeşlerimiz için önemli bir güvencedir.”

“SONUNA KADAR KUDÜS DAVASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

Erdoğan, Balkanlarda, Bosna-Hersek, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Karadağ gibi dost ülkelerin tamamıyla yakın ilişkiler tesis etmenin gayreti içinde olunacağını belirterek, Bosna Hersek’in milletin gönlünde, hem tarihi hem insani olarak ayrı bir yeri bulunduğunu anımsattı. Erdoğan, “Geçmişte çok büyük acılar yaşayan Boşnak kardeşlerimizin yanında olmayı, merhum Aliya İzzetbegoviç’in vasiyetine sahip çıkmayı boynumuzun borcu olarak görüyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin, karşılık gördüğü sürece Yunanistan ve Bulgaristan ile iyi komşuluk ilişkilerini devam ettirme yönünde güçlü bir iradeye sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, Gürcistan ile de ekonomik ve sosyal ilişkilerin siyasi ilişkilerle tahkim edildiğini, Türkiye’nin Kırımlı kardeşlerinin huzuru ve esenliği için de mücadele etmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs konusunda da “Hep söylediğim gibi, Kudüs meselesi, bizim de ümmetin de kırmızı çizgisidir. Kudüs’ün mahremiyetine halel getiren, Filistinli kardeşlerimizin temel hak ve özgürlüklerine saldırı anlamı taşıyan hiçbir davranışa, hiçbir emrivakiye müsamaha gösteremeyiz. Türkiye olarak sonuna kadar Kudüs davasının takipçisi olacağız. Görüldüğü gibi, uluslararası alanda çok önemli süreçleri aynı anda aynı hassasiyetle ve aynı kararlılıkla yürüterek ülkemizi aydınlık geleceğine hazırlıyoruz.” değerlendirmelerinde bulundu.

Erdoğan, “Türkiye’yi 3,5 kat büyütürken ve zenginleştirirken, bundan milletimizin her kesiminin faydalanmasını sağladık. Çalışan, yatırım yapan, üreten, ihraç eden, istihdam oluşturan bir ülke olarak, adeta yepyeni bir kalkınma modeli ortaya koyduk.” diye konuştu.

Ülkenin son 5 yıldır gerçekten çok büyük, çok önemli, çok tarihi hadiseleri ardı ardına yaşadığını dile getiren Erdoğan, “İçinden geçtiğimiz bu kesintisiz mücadele dönemi, bize, daha güçlü olmamız gerektiğini bir kez daha göstermiştir.” ifadesini kullandı.

Milletin çok büyük fedakarlıklar yaparak, gerektiğinde çok büyük cesaret sergileyerek bu mücadeleye verdiği desteğin, meselenin herkes tarafından kavrandığına işaret ettiğini vurgulayan Başkan Erdoğan, bu süreçte, kısır düşünenlerin, sorumsuzca davrananların, hırslarının kurbanı olanların, nefsinin peşinden gidenlerin, millet tarafından tasfiye edildiğini söyledi.

Verilen mücadeleye destek olanların ise, diğer farklılıklara bakılmaksızın, millet tarafından el üstünde tutulduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

“Ekonomide içinden geçtiğimiz hassas dönem, herkes açısından çok daha büyük bir imtihan, çok daha büyük bir ayrıştırma vesilesi haline dönüşmüştür. Türkiye’nin ekonomi konusunda ihtiyacı olan reformların neler olduğunu, en iyi biz biliyoruz. Ancak, bir süredir yaşadığımız ve kurdaki yükselişin sebep olduğu hadiselerin, ülkemizin ekonomik gerçekleriyle, eksikleriyle ilgisi olmadığı çok açıktır.

Amerikan yönetimi, aramızdaki siyasi ve hukuki sorunları, diyalog yerine tehdit ve şantaj diliyle çözmeye çalışmak suretiyle bu yanlış yola girmiştir. Güya bize bedel ödetmeyi amaçlayan bu yöntem, aslında en büyük zararı, orta ve uzun vadede Amerika’ya vermektedir. Çin ve Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok ülkeyle adeta bir ticaret savaşına tutuşan Amerika, Türkiye’ye yönelik ekstra uygulamalarıyla güvenilirliğini iyice yitirmiştir. Bizim yaşadıklarımızdan sonra, dünyada hiçbir ülkenin Amerika’yla ilişkilerinin geleceğine güvenle bakması artık mümkün değildir.”

“BÜTÇE DİSİPLİNİNDEN EN KÜÇÜK BİR TAVİZ VERMİYORUZ”

Türkiye ekonomisinin, bu tür tehditler ve saldırılarla yıkılmayacak kadar güçlü olduğunu, kurdaki yükselişin yol açtığı belirsizliğin yavaş yavaş ortadan kalktığını belirten Erdoğan, “Bütçe disiplininden en küçük bir taviz vermiyoruz. Ülkemizin uluslararası piyasalardaki görünümünü güçlendirecek adımları birer birer atıyoruz.” dedi.

Türkiye’nin kimseden para talep etmediğini, tüm çabanın, uluslararası sermayenin ülkede yatırım yapmasını sağlamak olduğunu söyleyen Erdoğan, “Bunun için gereken her türlü desteği ve her türlü güvenceyi veriyoruz. Ekonomimizin dengelerini, finanstan yatırımlara kadar her alanda tahkim etmeye yönelik programları dikkatle hayata geçiriyoruz. Yeni Ekonomi Programı bunun en önemli adımlarından biridir.” diye konuştu.

Sanayicinin, tüccarın, esnaf ve sanatkarın, tarım sektörünün, ücretli kesimin, velhasıl milletin yaşadığı sıkıntıları çok iyi bildiklerini ifade eden Erdoğan, “Enflasyondan, faizlerden, döviz kurundan bunalan, işini çevirmekte zorlanan herkesin yaşadıklarını yakından takip ediyoruz. Bankacılık sektörünün hareket alanının daralmasından kaynaklanan finans sıkışıklığının yol açtığı zincirleme sorunların öneminin ve aciliyetinin de farkındayız. Tüm bu sıkıntıların çözümüne yönelik hazırlıklarımız, çalışmalarımız var.” değerlendirmesini yaptı.

“TÜRKİYE’Yİ YENİDEN YÜKSELİŞE GEÇİRMEKTE KARARLIYIZ”

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Hiçbir sanayicimizi, hiçbir tüccarımızı, hiçbir çalışanımızı, hiçbir vatandaşımızı vicdan ve ahlak yoksunu tefecilerin, iyi günde ortaya çıkıp kötü günde kaybolan fırsatçıların insafına terk etmeyeceğiz. Serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, gereken her türlü tedbiri alıp uygulayacağız. Dengeleme, disiplin ve değişim üzerine kurulu yeni bir ekonomik program hazırladık.

Kredi imkanlarını genişletip kolaylaştıracak, yatırımları teşvik edecek, üretime, istihdama ve ihracata öncelik verecek bir ekonomi anlayışıyla, Türkiye’yi yeniden yükselişe geçirmekte kararlıyız. Milletimizden biraz daha sabırlı olmasını, ülkesine ve yönetimine güvenmesini istiyorum. En zorunu geride bıraktık, inşallah bundan sonra her şey daha kolay olacak. Bugüne kadar nasıl her sıkıntıyı milletimizle kol kola, omuz omuza vererek aştıysak, bugünleri de inşallah aynı şekilde geride bırakacağız. Çıktığımız bu uzun ve zorlu yolculukta Meclisimizle, siz değerli milletvekillerimizle birlikte yürüyecek, mücadeleyi birlikte verecek, başarıyı birlikte yakalayacağız. Yeni dönemde Meclisimizin yeni bir anlayışla çalışması, ülkemizin en büyük kazanımı olacaktır. Gerekiyorsa Anayasayı, gerekiyorsa iç tüzüğü değiştirerek, Meclisimizin etkinliğini ve itibarını artırmamız, hem demokrasimiz, hem milletimizin morali bakımından çok önemlidir. Bu konuda sizlere güveniyorum.”

Erdoğan, 27. Dönem 2. Yasama Yılı’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek sözlerini tamamladı.

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Türkiye – Arnavutluk Karma Ekonomik Komisyon 12’nci Dönem Toplantısı gerçekleşti. 0 7777

Türkiye – Arnavutluk Karma Ekonomik Komisyon 12’nci Dönem Toplantısı, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile Arnavutluk Maliye ve Ekonomi Bakanı Anila Denaj’ın katılımıyla gerçekleşti. Toplantıda iki ülke arasında ekonomik, ticari, sanayi ve teknik alanlarda iş birliği protokolü imzalandı. Bakan Mehmet Muharrem Kasapoğlu , protokolün ticari ve ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesine yönelik tedbirlerin alınması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu,Protokolün ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine dair her iki ülkenin kararlılığını ve siyasi iradesini teyit eden bir nitelik taşıdığını dile getiren Bakan Kasapoğlu, Sanayiden tarıma, müteahhitlik hizmetlerinden enerji konularına kadar, iki ülke arasında gerçekleştirilebilecek tüm iş birliği alanları Arnavutluk’taki Türk yatırımlarının 1,8 milyar doları aştığını belirtmek istiyorum. Arnavutluk Ticaret Sicil Ofisi kayıtlarına göre Arnavutluk’ta Türk vatandaşları ve Türkiye menşeli şirketler tarafından kurulan şirket sayısı 570’dir. Türk işletmelerinin 2018 yılında 165 milyon dolar demir-çelik ürünleri, 23 milyon dolar bakır cevheri, 18 milyon dolar krom cevheri, 16 milyon dolar balıkçılık ürünleri ve 13 milyon dolar kadar hazır giyim ürünleri olmak üzere toplam 235 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiğini görüyoruz. Söz konusu tutar Arnavutluk’un toplam ihracatının yüzde 8,4’ünü oluşturmaktadır” dedi.

Arnavutluk Maliye ve Ekonomi Bakanı Anila Denaj ise iki ülkenin hak ettiği ve layık olduğu gibi pozitif gelişmelerin yaşanması gerektiğini belirterek, “2 gündür Ankara’da uzmanlarımız tüm bu sorunları ile birlikte fikir ve görüş alışverişinde bulunarak yeni bir mekanizma geliştirerek, ekonomik ve ticari diyaloğu kolaylaştırmak, projelerimizi daha somut bir aşamaya getirmek için mutabık kaldılar. Ticaret, enerji, sanayi, mesleki eğitim, sağlık, turizm, ulaşım, tarım, çevre gelecek yıl gerçekleşecek toplantılar; her iki taraf gündemleri birlikte kararlaştırdı. Bugün alacağımız kararları somut hale getirmemiz gerekiyor. Hiçbir ayın boş geçmemesi gerekiyor” dedi.

Enerji petrol medya Ceo – Mehmet Ali setencioğlu,

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Türk-Alman Üniversitesinin başarısı, yeni ortak üniversitelerin kuruluş süreçlerinde örnek teşkil edecektir” 0 88011

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk-Alman Üniversitesi yeni binaları açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Ülkemizde Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Türk-İtalyan Üniversitesi gibi ortak üniversitelerin kurulmasına ilişkin çalışmalar devam ediyor. Bu çalışmaların en kısa zamanda olumlu bir şekilde sonuçlandırılmasını temenni ediyoruz. Türk-Alman Üniversitesinin başarısı, bu anlamda yeni ortak üniversitelerin kuruluş süreçlerinde örnek teşkil edecektir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi Angela Merkel, Türk–Alman Üniversitesi yeni binalarının açılış törenine katıldı.

Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Şansölyesi Merkel ve heyetini, Berlin Konferansı’ndan beş gün sonra Türkiye’de ağırlamaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğunu ifade ederek, bugün gerçekleştirecekleri ikili ve heyetler arası görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra Libya başta olmak üzere bölgesel meseleleri de ayrıntılı şekilde ele alacaklarını açıkladı.

“ÜNİVERSİTEMİZ, KISA SÜRE İÇERİSİNDE AKADEMİK İŞ BİRLİĞİMİZİN LOKOMOTİFLERİNDEN BİRİ HÂLİNE GELMİŞTİR”

Türk-Alman Üniversitesinin, iki ülke arasında bilim, kültür ve teknolojik iş birliğini geliştirmek amacıyla 10 Nisan 2010 tarihinde kurulan bir devlet üniversitesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2013-2014 akademik yılında faaliyete başlayan üniversitemiz, kısa süre içerisinde akademik iş birliğimizin lokomotiflerinden biri hâline gelmiştir. Çift dilli eğitim veren üniversitemiz, beş fakülte, bir yüksekokul ve iki enstitüsü ile ülkemizin saygın eğitim kurumlarından biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor” açıklamasında bulundu.

Üniversite bünyesinde faaliyete geçecek Teknopark yoluyla sanayi kuruluşları ile iş birliğinin daha da güçleneceğine inandığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk-Alman Üniversitesi’nin bu seviyeye gelmesinde katkısı ve emeği olan herkesi tebrik ediyorum. İnşallah bizler de diğer devlet üniversitelerimize olduğu gibi Türk-Alman Üniversitesine gereken her türlü desteği vermeyi sürdüreceğiz” dedi.

Almanya Şansölyesi Merkel’in bu açılış törenine iştirak etmesinin Almanya’nın projeye verdiği önemin göstergesi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Siyasi hayatından önce Sayın Şansölye’nin de bir bilim insanı olduğunu biliyoruz. Ayrıca Sayın Merkel’in Türkiye ile Almanya arasındaki gençlik değişim programları, eğitim ve kültürel alandaki iş birliğine katkıları 25 yılı aşıyor. 18 Nisan 1994 yılında imzalanan Gençliğe Yönelik Politikalarda İşbirliği Protokolü’nü, Sayın Merkel’in dönemin Federal Gençlik ve Kadın Bakanı olarak ülkesi adına imzaladığını hatırlıyoruz. Sayın Merkel nezdinde Alman makamlarına üniversitemizi sahiplendikleri için ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Bir buçuk asırlık yolculuğu olan Alman Lisesi gibi Türk-Alman Üniversitesinin de Türk ve Alman dostluğunun bir sembolü hâline gelmesini diliyorum.”

“GENÇLERİMİZE, ÜNİVERSİTE EĞİTİMLERİNİ TAMAMLAYABİLMELERİ İÇİN HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yükseköğrenim alanında son yıllarda büyük başarılara imza attığını, üniversite sayısını 76’dan 207’ye, öğretim elemanı sayısını 70 binden 170 bine, öğrenci sayısını da 1,6 milyondan 8 milyona yükselttiğini anlatarak, “İstikbalimizin teminatı olan gençlerimize, ailelerine yük olmadan üniversite eğitimlerini tamamlayabilmeleri için her türlü desteği veriyoruz” diye konuştu.

Üniversite harçlarının kaldırıldığını, lisans öğrencilerine kredi-burs desteğini 2020 yılı itibariyle 550 liraya, yüksek lisansta bin 100 liraya, doktorada ise bin 650 liraya yükselttiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurtlarda kalan öğrencilere aylık 420 lira da beslenme yardımı yapıldığını söyledi.

Uluslararası öğrenci sayısının da her geçen yıl arttığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası öğrenci sayısının 15 binden 172 bine ulaştığını, Amerika Birleşik Devletleri’nden, Avusturya’dan, İtalya’dan, Çin’den, Kore’den, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan, Türk Cumhuriyetleri’nden gelip Türkiye’de doktorasını, yüksek lisansını yapan öğrenciler bulunduğunu ifade etti.

“BEKLENTİMİZ, ÜLKEMİZİN NİTELİKLİ YABANCI ÖĞRETİM ELEMANLARI İÇİN DE CAZİP HÂLE GELMESİDİR”

Üniversitelerin nitelikli akademik personel ihtiyacını karşılamak için her yıl, yurt dışına dünyanın en iyi okullarında öğrenim görmek üzere, ciddi miktarda öğrenci gönderildiğinin de altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sadece bizim yurt dışına gitmiş vatandaşlarımızın değil, diğer ülkelerde yetişmiş bilim adamlarının, araştırmacıların, akademisyenlerin de ülkemize gelmesinin yolunu açıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Beklentimiz, ülkemizin nitelikli yabancı öğretim elemanları için de cazip hâle gelmesi, bir başka ifadeyle beyin göçünün çekim merkezlerinden biri durumuna dönüşmesidir. Türk-Alman Üniversitesi de bu vizyon çerçevesinde ortaya çıkan ve başarılı bir şekilde uygulamaya konulmuş olan bir projedir. Aynı şekilde, ülkemizde Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Türk-İtalyan Üniversitesi gibi ortak üniversitelerin kurulmasına ilişkin çalışmalar devam ediyor. Bu çalışmaların en kısa zamanda olumlu bir şekilde sonuçlandırılmasını temenni ediyoruz. Türk-Alman Üniversitesinin başarısı, bu anlamda yeni ortak üniversitelerin kuruluş süreçlerinde örnek teşkil edecektir.”

Türkiye’nin yükseköğretim alanında sahip olduğu tecrübesinin dost ve kardeş ülkelerle paylaşılmasına önem verdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ve Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin, Kırgızistan ve Kazakistan’da faaliyet gösteren ve bulundukları ülkede saygı gören önemli ortak üniversiteler olduğuna işaret etti.

Afganistan’da, Mevlana Celaleddin Rumi-Belhi Türk-Afgan Kız Üniversitesi kurulması çalışmalarının da devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afganistan’da faaliyete geçecek bu eğitim yuvaları ile kadınların bilhassa eğitim ve iş hayatındaki rolünü artırmayı hedeflediklerini söyledi.

“BİR AN ÖNCE SÜKÛNET SAĞLANMAZSA LİBYA’DAKİ KAOS ORTAMI TÜM AKDENİZ HAVZASINI ETKİLEYECEKTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, insanlığın terörden İslam düşmanlığına, kültürel ırkçılıktan yabancı karşıtlığına kadar pek çok sorunla yüzleştiğini dile getirerek iletişim ve ulaşım araçlarının yaygınlaştığı bir dönemde dünyanın neresinde olursa olsun hiç kimsenin bu sorunlara bigâne kalma lüksü olmadığını vurguladı.

Suriye, Yemen, Irak ve Libya’da yaşananlara değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son dokuz yıldır Suriye’de devam eden çatışmalardan sadece bizim gibi komşu ülkeler değil, başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa etkilenmiştir. Aynı şekilde şayet bir an önce sükûnet sağlanmazsa Libya’daki kaos ortamı tüm Akdeniz havzasını etkileyecektir. DEAŞ ve El Kaide gibi terör örgütleri ile lejyonerlerin bu ülkede tekrar palazlanmasını istemiyorsak çözüm sürecini hızlandırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“ULUSLARARASI TOPLUMUN SURİYE’DE DÜŞTÜĞÜ HATAYA LİBYA’DA DÜŞMEMESİNİ TEMENNİ EDİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2 bin 400’den fazla kişinin ölümüne, 7 bin 500’den fazlasının yaralanmasına sebep olan, ayrıca 300 binin üzerinde Libyalıyı yerlerinden eden bu krizi sonlandırmanın en büyük hedefleri olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “Bu hedef doğrultusunda dostumuz ve müttefikimiz Almanya ile güç birliği içerisinde çalışıyoruz. Sayın Putin’le beraber yaptığımız ateşkes çağrısı, 19 Ocak’ta düzenlenen Berlin Konferansı’nın önünü açmıştır. Sayın Merkel nezdinde tüm Alman makamlarına ev sahiplikleri için de ayrıca şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. 55 maddeden oluşan Barış Planı, Libya’da siyasi istikrarın yeniden tesisi yönünde önemli bir adım olmuştur. Ancak bu planının başarısı, alınan kararların sahada uygulamaya geçirilmesine bağlıdır. Bu konuda özellikle darbeci Hafter ve destekçileri üzerinde baskı kurulması önem arz ediyor. Dünden itibaren Trablus’taki sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırıların artması, Mitiga havalimanının hedef alınması, kimin barıştan kimin de kan ve gözyaşının sürmesinden yana olduğunu göstermiştir. Son birkaç haftada yaşadıklarımız, Libya için bir turnusol olmuştur. Bu gerçekler ışığında uluslararası toplumun Suriye’de düştüğü hataya Libya’da düşmemesini temenni ediyoruz. Libya ile beş asırlık tarihî, beşeri ve kültürel ilişkileri olan bir ülke olarak duruşumuz nettir. Libyalı kardeşlerimizin barışı, huzuru ve geleceği için bu zor zamanlarında onların yanında olmayı sürdüreceğiz. Tıpkı Berlin Konferansı’nda olduğu gibi barış için, çözüm için, kan ve gözyaşının durması için atılan adımları güçlü bir şekilde destekleyeceğiz. Bu süreçte Alman dostlarımızla yakından çalışacak, inşallah ortak menfaatlerimiz doğrultusunda ilişkilerimizi geliştireceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Şansölyesi Merkel’e hoş geldiniz dileklerini yineleyerek açılışı yapılan Türk-Alman Üniversitesi eğitim ve sosyal tesis binalarının hayırlı olmasını diledi.

Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Almanya Şansölyesi Merkel, yine hizmet binalarının açılış kurdelesini kesti.

Enerji petrol medya Ceo – Mehmet Ali setencioğlu – Türk–Alman Üniversitesi yeni binalarının açılış töreni