“Türkiye, IMF defterini tekrar açmamak üzere kapatmıştır” “Türkiye, IMF defterini tekrar açmamak üzere kapatmıştır” için yorumlar kapalı 98020

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti 27. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanışında yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin ne kredi açısından ne de teknik destek açısından IMF ile yolunun kesişmesi söz konusu olmaz. Bir kez daha ilan ediyorum; Türkiye IMF defterini tekrar açmamak üzere kapatmıştır. Bu açık gerçeklere rağmen, IMF konusunun gündeme getirilmesinin gerisindeki hesapları gayet iyi biliyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam’da düzenlenen AK Parti 27. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’na katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının ardından bir kapanış konuşması yaptı.

“TARİHİMİZİN BİZE YÜKLEDİĞİ BÜYÜK DAVAYI HEP İLERİYE TAŞIDIK”

Konuşmasında toplantıya katılımları için tüm teşkilat mensuplarına teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, üstlenilen sorumluluklar itibariyle Türkiye’nin, bölgenin ve dünyanın her meselesinin AK Parti’nin meselesi olduğunu ifade etti. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik gücüyle dünyanın saygın devletleri arasında yer almasının görevleri olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgemizden başlayarak umudunu bize bağlamış tüm mazlumlara ve mağdurlara sahip çıkmayı, el uzatmayı, imkânlarımız nispetinde onlara destek olmayı da vazifemiz olarak görüyoruz. AK Parti medeniyetimizin ve tarihimizin kendisine yüklediği işte bu büyük davayı hamdolsun 17 yıldır hep ileriye taşımayı başarmıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının sloganının; “Tevazu, samimiyet ve gayretle, önce millet, önce memleket” olduğuna işaret ederek “Bizim 17 yıllık yolcumuzun özü, özeti işte bu kelimelerdir. Bu yola birlikte çıktığımız arkadaşlarımızdan pek azı dışında neredeyse tamamının bugün burada aramızda olması, imtihanı alnımızın akıyla vermekte olduğumuzun işaretidir” diye konuştu.

“BİZE YÖNELMİŞ SİYASİ VE EKONOMİK SALDIRILARA CEPHANE TAŞIYANLARDAN MUZDARİBİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı saldırılara değinerek, milletle beraber, ülkedeki millî ve yerli duruş sahibi kesimlerle birlikte bu tuzakların, bu senaryoların, bu oyunların hepsini de boşa çıkardıklarını belirtti. “Tüm bu süreçte bizi ne karşımızdakilerin cesametleri, ne üzerimize salınan piyonların alçaklıkları üzmüştür” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizi en çok üzen, bu ülkede siyasi alternatif konumunda bulunması gereken bir partinin her defasında Türkiye’nin ve Türk milletinin düşmanlarıyla aynı safta yer almış olmasıdır. Yanlış anlaşılmasın, bizim sorunumuz asla siyasi muhalefet değil. Muhalefetin muhasebe ve murakabe yönüyle demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğunu biliyoruz. Bizim sıkıntımız, herhangi bir konudaki eksiğimizin, varsa yanlışımızın ifade edilmesi de değildir. Biz en kritik dönemlerde düşmanlarımızın safında yer alanlardan, onların bize yönelmiş siyasi ve ekonomik saldırılara adeta cephane taşıyanlardan muzdaribiz.”

Bölücü terör örgütünün güdümündeki HDP’yi bu ilişkiyi kesmediği sürece meşru siyasetin bir aktörü olarak görmelerinin mümkün olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maalesef bizi üzüntüye gark eden zihniyetin en büyük temsilcisi, ana muhalefet partisi CHP’dir” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Gezi olaylarında vandallarla mücadele ediyoruz, CHP’yi onların yanında buluyoruz. Ülkemizi FETÖ’cülerin tuzaklarından kurtarmak için can pahasına bir mücadeleye girişiyoruz, CHP’yi onların saflarında görüyoruz. Bölücü terör örgütünün çukur eylemlerine karşı destansı bir mücadele yürütüyoruz, CHP’yi yine karşı cephede buluyoruz. Sınır ötesinde pusuya yatarak ülkemizin huzuruna ve güvenliğine tehdit oluşturan terör örgütlerinin üzerine yürüyoruz, CHP’yi yine karşı safta görüyoruz. Uluslararası alanda ülkemizin şerefinin, haysiyetinin, itibarının müdafaası için var gücümüzle çalışıyoruz, CHP yine yeminli düşmanlarımızın diliyle bize saldırırken suçüstü yakalıyoruz.”

“TÜRKİYE EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞINA YÖNELİK SALDIRIYA KARŞI TARİHÎ BİR MÜCADELE VERİYOR”

Yaşanılan son hadiselerde yine benzer bir durumla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye ekonomik bağımsızlığına yönelik sistematik bir saldırıya karşı kamusuyla, özel sektörüyle tarihi bir mücadele veriyor. Peki, ana muhalefet partisi ne yapıyor? Her zamanki gibi safını ülkesinin ve milletinin değil karşı tarafın yanında belirleyerek olmadık hezeyanlarla ortalığı karıştırmaya çalışıyor. Bunun adı muhalefet değildir, bunun adı fırsatçılık bile değildir. Milletin geleceğine umutla bakmaya ihtiyaç duyduğu dönemde bühtanlarla umut cellatlığı yapmanın adı olsa olsa alçaklıktır” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti hükûmeti olarak en gurur duydukları icraatlarının Türkiye’yi IMF boyunduruğundan kurtarmak olduğunu belirterek, göreve geldiklerinde 23 buçuk milyar olan borcu 2013’te sıfırladıklarını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “IMF meselesi neden bu kadar önemli?” sorusunu sorarak şunları kaydetti: “IMF’nin misyonu, ödemeler bilançosu bozulmuş olan ülkelere kredi vermek ve onların sadece mali değil aynı zamanda siyasi yapılarını da dönüştürmektir. Bu misyonu gereği IMF kurumlara veya özel firmalara değil sadece devletlere borç verir. Türkiye 1960 darbesinin ardından IMF’in pençesine düşmüş ve AK Parti’ye kadar da kurtulamamıştır. İlk IMF anlaşmasının altında darbe yönetiminin başı Cemal Gürsel’in, onu takip eden dört anlaşmanın altında da devrin CHP Genel Başkanı İnönü’nün imzası vardır. IMF ile yaptığımız 19 anlaşmadan Türkiye’nin ne kazandığını bilemiyoruz, ama çok ciddi siyasi bedel ödediğimiz bir gerçektir.”

“TÜRKİYE’NİN IMF İLE YOLUNUN KESİŞMESİ SÖZ KONUSU OLMAZ”

2013 Mayıs’ında IMF borcunu sıfırlayarak, yarım asrı aşkın bir defteri kapattıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zaten ne olduysa ondan sonra oldu, çılgına döndüler” dedi. Gezi olaylarıyla başlayan ve hâlâ devam eden bu dönemde yaşanılanların IMF boyunduruğundan kurtulmayla ilişkili olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin ne kredi açısından ne de teknik destek açısından IMF ile yolunun kesişmesi söz konusu olmaz. Bir kez daha ilan ediyorum; Türkiye IMF defterini tekrar açmamak üzere kapatmıştır. Bu açık gerçeklere rağmen, IMF konusunun gündeme getirilmesinin gerisindeki hesapları gayet iyi biliyoruz” ifadesini kullandı.

Siyasi bağımsızlık gibi ekonomik bağımsızlığın bedelinin de yüksek olduğunu hep birlikte yaşayarak gördüklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, IMF’nin bir ülkeyi kıskaca alabilmesi için önce belli şartların oluşması gerektiğini, bugün Türkiye’nin IMF’nin kredi desteğine ve buna bağlı teknik yardımına ihtiyaç duyabileceği seviyenin çok çok uzağında durduğunu bildirdi.

“BORÇLULUK ORANLARINDA ULUSLARARASI KRİTERLERE GÖRE OLUMLU BİR GÖRÜNTÜYE SAHİBİZ”

Her şeyden önce ekonomik göstergelerin diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok iyi bir noktada olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan “Özellikle kamu, hane halkı, bankalar ve özel sektör borçluluk oranlarında uluslararası kriterlere göre gayet olumlu bir görüntüye sahibiz. Türkiye’de kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 28’dir. Gelişmekte olan ülkelerin ortalamasında bu oran yüzde 49’dur. OECD ülkelerinin kamu borcunun yurt içi hasılalarına oranının ortalaması ise, yüzde 111’dir. Türkiye’nin hane halkı borçlanmasının millî gelirimize oranı ise yüzde 16’dır. Üstelik bu borçların kur riski de bulunmuyor. Vatandaşların dövizle borçlanmalarının önüne daha önce çıkardığımız bir kanunla zaten geçmiştik” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de yüzde 16 olan hane halkı borçluluklarının gelişmekte olan ülkelerdeki ortalamasının yüzde 36 olduğuna dikkat çekerek. “Aynı şekilde küresel ortalama ise yüzde 60. Özel sektörümüzün borçluluk oranlarında da yine dünya ortalamasının ve OECD ortalamasının çok altında bir orana sahibiz hamdolsun. Ülkemizde özel sektör borçlarının millî gelire oranı yüzde 65 iken, gelişmekte olan ülkelerde bu oranın ortalaması yüzde 94’tür. Toplam borçluluk oranındaki tablo da Türkiye’nin güçlü durumuna işaret ediyor. Bu oran Türkiye’de yüzde 137 iken, gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 211, dünya ortalaması ise yüzde 318 düzeyindedir” açıklamalarında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonuç itibariyle Türkiye, kamu, hane halkı ve özel sektör borçları noktasında endişe duyulması gereken hiçbir sorunla karşı karşıya değildir. Türkiye, güçlü mali disiplini ve ortaya koyduğu ayakları yere basan ekonomi politikalarıyla borç yönetimini kolayca gerçekleştirme kapasitesine sahiptir. Son dönemde gerçekleşen küresel spekülatif saldırılara ve algı operasyonlarına rağmen Temmuz ayında yüzde 123 olan borcu çevirme oranımız, Eylül ayı itibariyle yüzde 109’a gerilemiştir. Ayrıca, yılsonuna kadar 5 milyar lira faiz dışı fazla vermeyi hedefliyoruz. Böyle bir tabloda Türkiye’nin ne kredi açısından, ne de teknik destek açısından IMF ile yolunun kesişmesi söz konusu olamaz. Bir kez daha ilan ediyorum; Türkiye, IMF defterini tekrar açmamak üzere kapatmıştır. Bu açık gerçeklere rağmen IMF konusunun gündeme getirilmesinin gerisindeki hesapları gayet iyi biliyoruz. Ama tekrar ediyorum, başaramayacaklar.”

“DEMOKRASİDE, EKONOMİDE VE DIŞ POLİTİKADA GELDİĞİMİZ YERİ HAZMEDEMİYORLAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının devamında Türkiye’nin başına IMF musibetini saran CHP’nin geçmişinin daha vahim siyasi ve ekonomik sabıkalarla dolu olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte bu utanç verici mirasın sahibi CHP bugün çıkmış bizi IMF’le, şununla-bununla suçluyor. Önce siz kendi geçmişinizdeki lekeleri temizleyin. Bir parti düşünün, Amerikan yardımını sevinç naralarıyla karşıladığı dönemin ardından geçen 70 yılı aşkın süreye rağmen hâlâ aynı zihniyette ısrar ediyor. Dünya değişmiş, Türkiye değişmiş, siyasi ve ekonomik mantık değişmiş, ama CHP hiç değişmemiş. Bunun adı istikrar değil bunun adı ilkelliktir. Tek parti zihniyetinde çakılıp kalmakla övünenler, elbette ne demokraside, ne ekonomide, ne dış politikada geldiğimiz yeri hazmedemezler. Bu parti mevcut zihniyetiyle Türkiye’yi ileriye taşımayı değil geriye götürmeyi hedefliyor. Milletimiz bunların gericiliğini gördüğü için de kendilerini yüzde 25’lik bir dilime hapsetti, hatta son seçimde onun da altına düşürdü” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 mahalli seçimlerinde CHP’nin bir kez daha boyunun ölçüsünü alacağına inandığını belirterek “Hizmet adına, yatırım adına, proje adına hiçbir varlık ortaya koyamayan, sadece ülkemizin ortak değerlerinin istismarıyla siyasette tutunmaya çalışan bu partiye milletimiz hak ettiği dersi sandıkta verecektir. Yeter ki biz milletimizin beklentilerine, taleplerine, umutlarına karşılık vermeye devam edebilelim. Yeter ki biz milletimizin gönlündeki o müstesna yerimizi korumaya devam edelim. Bunu başardığımızda yıllarca dişe dokunur tek hizmet göremediği hâlde ısrarla CHP’nin arkasında duran belirli il ve ilçelerimizdeki vatandaşlarımızın da yavaş yavaş tercihlerini değiştireceklerine inanıyorum. İstismar siyasetinin ömrü dolmuştur. Dönem, hizmet siyasetinin yükseliş dönemidir” şeklinde konuştu.

AK Parti siyasetinin sadece akıl, sadece proje, sadece hizmet değil aynı zamanda vicdan siyaseti olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir işin doğruluğunu-yanlışlığını anlamanın en güzel yolu, dönüp onu kendi vicdan terazimizde tartmaktır. Şayet vicdanlarımız kurumamışsa, nasır tutmamışsa, oradan gelen cevap daima en doğru cevap olacaktır. Hukuk dediğiniz, kanun dediğiniz, adalet dediğiniz iş, işte vicdanlardaki bu ölçünün yazıya, sisteme, uygulamaya dökülmüş hâlidir. Vicdana uymayan kanun atıl kalmaya mahkûmdur. Aynı şekilde vicdana uymayan bir tasarrufun da eninde-sonunda dönüp sahibinin başına yıkılması kaçınılmazdır” dedi.

“AF MESELESİNDE ÖLÇÜMÜZ VİCDANDIR”

AK Parti teşkilatlarında görev alan yönetici demenin, vicdanıyla siyaset yapan kişi demek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti hükûmetlerinde görev alan bakan, bürokrat demek, mevzuat yanında vicdanını da işine katan kişi demektir. AK Partili belediye başkanı demek, vicdanını aldığı her kararın, attığı her adımın önünde tutan kişi demektir. Son günlerde birtakım tartışmalara, birtakım tekliflere şahit oluyoruz. Af meselesinden çocuk istismarına geniş bir yelpazeye yayılan bu tartışma konularında AK Parti olarak bizim öncelikli ölçümüz, maşeri vicdandır. Şu veya bu kesimin, şu veya bu şahsın çıkarına, faydasına, ama milletimizin ortak hissiyatına aykırı hiçbir iş bizim işin makbul değildir” ifadelerini kullandı.

Geçmişte çok aflar çıkarıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin bunun siyasi rantı peşinde olamayacaklarını belirterek, “Geçmişte bunları gördük, Rahşan affında gördük, ondan önceki aflarda gördük, hepsinde gördük. Biz aynı şekilde adım atamayız. Ve ölçü belli, bu ölçüye göre biz talimatımızı başta Adalet Bakanımız olmak üzere kendilerine verdik, çalışmalarınızı yapın, yapılabilecek ki o da onu af olarak değerlendirmeyi kendimiz için zül addederiz, yapılabilecek bir şey varsa bunu en geniş anlamda siz de çalışmalarınızı yapın ve o çalışmalardan sonra bu konuda ne gibi bir adımlar atarız buna bakalım. Efendim, cezaevleri dolmuş. Cezaevlerini boşaltmak için af çıkarılmaz. O zaman adama sorarlar, bu cezaevlerini niye yaptınız veya niye var. Bunun bir caydırıcılığı var da onun için bunlar yapılıyor. Onun için bu konudaki çalışmamızı sağlam zemine oturtmak suretiyle, adaleti tesis hukukla olur, anlık ayaküstü düzenlemelerle değil. Adaletin tesisi farklıdır, o hukuktur, yasal düzenleme de değildir. Hukuk, hakların sahibine iadesidir” açıklamalarında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemlerine gelen meseleler konusunda önce vicdan terazisinde tartmadan alelacele kararlar vermeyeceklerini, geçmişte yapılan ve milletin vicdanını yaralayan yanlışlara düşmeyeceklerini sözlerine ekleyerek, “Tüm arkadaşlarımız bu konuda müsterih olsun” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının sonunda toplantıyı 2019 Mart seçimlerinin bir başlangıcı olarak kabul ettiğini belirterek, AK Parti 27. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.

KAYIP GAZETECİ CEMAL KAŞIKÇI

Toplantı sonrasında basın mensuplarının gündemle ilgili sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı ile ilgili bir soruya yönelik olarak, “Özellikle İstanbul’a giriş-çıkışlar, bunların hepsi inceleniyor ve bu takipler neticesinde tabii savcılık ne gibi bir karar verecek, ne gibi bir açıklama yapacak, biz de onun doğrusu şu anda ısrarla beklentisi içindeyiz. Zira bunun tabii ülkemizde olmuş olması bizim için çok çok üzücü. Cemal Bey, benim aslında çok eski tanıdığım bir gazeteci, bir arkadaşımız. Dolayısıyla beklentim hâlâ iyi niyetli. İnşallah diyorum o arzu etmediğimiz bir durumla karşı karşıya kalmayız. Ama ben inanıyorum ki bu dünyada, bu özellikle ülkede, bizim ülkemizi kastediyorum, bu tür bir şeyin olması hususunda özgürlüklerin takipçisi olanlar, düşünce hürriyetinden yana olanlar bu işin peşini bırakmayacaklardır. Ve bunun peşini bırakmamak suretiyle de bunun takipçisi olacaklardır. Ben de Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak bu işin takibindeyim, kovalıyorum ve buradan çıkacak sonuç neyse onu da şüphesiz ki dünyaya da bizler bildireceğiz” açıklamasını yaptı.

MHP’NİN AF TEKLİFİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin af teklifi ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı’nın çalışma yapıp yapmadığının sorulması üzerine ise “Adalet Bakanlığı bir çalışmayı kendisi yapıyor. Tabii Milliyetçi Hareket Partisi’nin teklifi onların kendisine aittir, dolayısıyla o teklifin de şüphesiz ki gerek partimizde, gerekse Adalet Bakanlığımızda da değerlendirmeye tabi ve bizim için şöyle masaya yatırılması gereken bir özelliği, bir yanı vardır. Ondan da bakılarak, ondan da hareketle buradan ne kadar istifade ederiz, ne kadarı bize göre uygundur-değildir, bunların hepsi bu değerlendirmeler içerisinde ele alınacaktır. Ve ne kadarına katılırız-ne kadarına katılmayız, yani şüphesiz ki Milliyetçi Hareket Partisi’nin teklifi kendisine aittir, biz ise AK Parti olarak nasıl bir teklifle bunun karşısına çıkarız veya buna ne kadarıyla yaklaşırız, nereye kadar yaklaşırız, bunların hepsi arkadaşlarımızın çalışmasından sonra ortaya çıkacaktır” dedi.

Previous ArticleNext Article

“Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” “Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” için yorumlar kapalı 80784

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada, “Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Rusya-İran arasında Tahran’da düzenlenen “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında bir konuşma yaptı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve toplantılarının 7’ncisine ev sahipliği yaparak kendilerini buluşturan İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin şahsında İran Hükûmetine ve halkına misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu formatta en son 2019’da Ankara’da bir araya geldiklerini hatırlattı ve koronavirüs salgını nedeniyle 2020’deki toplantıyı çevrim içi olarak gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “İnşallah önümüzdeki dönem daha sık görüşme imkânı bulacağız” diye konuştu.

“TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRÜLMELİDİR”

Suriye krizi kaynaklı meydan okumaların bunu gerekli kıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Astana Platformu, etkin çözümler üretebilen ve bunların hayata geçirilmesi amacıyla somut adımlar atabilen yegâne girişimdir. Biri ile mücadele için diğerinin taşeron olarak kullanılması gibi mülahazaları kabul etmiyoruz. Terör örgütleri ile mücadelemiz, nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir. Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Ancak Suriye’nin huzuru ile birlikte toprak bütünlüğü karşısında en önemli tehdit terör belasıdır. DEAŞ, PKK, PYD, YPG ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele kesintisiz bir şekilde sürdürülmelidir” dedi.

PKK, PYD ve YPG’nin Fırat’ın batısında ve doğusunda terör eylemlerine devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkına yapılacak en büyük iyiliğin bölücü terör örgütünün işgal ettiği topraklardan tamamen sökülüp atılması olduğunu vurguladı.

“TERÖR ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK TAVİZSİZ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

“Bölgemizin geleceğinde, bölücü teröre ve uzantılara yer olmadığının kesin olarak anlaşılması gerekiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye, güney sınırı boyunca terörden arındırdığı bölgelerle hem sivillerin hayatını korumuş hem düzensiz göçü engellemiş hem de Suriye’nin toprak bütünlüğüne önemli katkı vermiştir. Önümüzdeki dönemde de eli kanlı terör örgütlerine yönelik tavizsiz mücadelemizi sürdüreceğiz. İhtilafın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde yürütülecek bir siyasi süreçte son bulması ortak temennimizdir. Bu sürecin nasıl hızlandırılabileceğini ve bu amaçla müşterek ne tür adımlar atabileceğimizi istişare edeceğiz. Suriye halkının acil insani ihtiyaçlarının kesintisiz ve ayrım gözetmeksizin idame ettirilmesi hepimiz için öncelik taşıyor. Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşleri de Astana sürecinin önemli gündem maddelerinden biridir.”

Birçok önemli konuyu masaya yatıracakları zirve toplantısının hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü istişarelerin, alınacak kararların, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin ilerletilmesine yardımcı olmasını da özellikle temenni ettiğini söyledi.

PKK, PYD ve YPG örgütünün aldığı dış destekle Suriye’nin bölünmesini pekiştirecek adımlar attığını gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu terör örgütü, bölücü gündemini ilerletirken, saldırılarını sürdürürken, Türkiye’nin kayıtsız ve hareketsiz kalmasını beklemek mümkün değildir. Siz değerli dostlarımızdan Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladığınıza dair ifadeler duyuyorum. Buna müteşekkirim, ancak sadece sözler yaralara derman olmuyor. PKK, YPG, PYD unsurlarının sınırımızdan en az 30 kilometre öteye tamamen çekilmesi, zamanında yapılan mutabakatların bir gereğidir. Ancak, bu hâlâ gerçekleşmemiştir”

“ASTANA SÜRECİ, ÖNCÜ ROLÜNÜ KAYBETMEMELİDİR”

“Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı hâline dönüşmüştür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir. Astana ortaklarımızdan beklentimiz, Suriye’de istikrarın sağlanmasına yönelik çabalarımıza samimi destek vermeleridir. Saygıdeğer Devlet Başkanları, mesafe katetmemiz gereken bir diğer alan, siyasi süreçtir. Anayasa komitesi gayretlerimiz sonucu faaliyete geçmiş, bugüne kadar sekiz defa toplanmıştır. Önümüzdeki hafta yapılması planlanan dokuzuncu toplantının ertelenmesi üzücüdür. Rus dostlarımızın toplantı mekânı konusunda bazı endişeleri olduğunu biliyorum.”

Bu endişeleri gidermek için BM ve İsviçre makamları nezdinde girişimlerde bulunduklarını ve olumlu cevaplar aldıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Unutmayalım ki Anayasa Komitesinin başarısızlığı, Astana sürecinin başarısızlığı olarak görülmektedir. Komitenin hızlı şekilde somut sonuçlar elde etmesi temin edilmelidir. Bunun için de toplantıların düzenli şekilde BM’nin kolaylaştırıcılığında ve BM merkezlerinden herhangi birinde düzenlenmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bugüne kadar düzenlenen sekiz toplantıdan istenilen sonuçların elde edilmediğinin bilindiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet kanadının tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin telkinleriyle yapıcı bir anlayışla masada bulunduğunu aktardı.

Rejimin tavrının ise birlikte başlattıkları bu süreci baltaladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Beraberce tesis ettiğimiz bu sürecin geriye gitmesi, Astana mekanizmasının işlevinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu tablo karşısında süreci canlandırmamız şarttır. Astana süreci, öncü rolünü ve inisiyatif üstünlüğünü kaybetmemelidir. Anayasa Komitesinin müteakip turlarında uluslararası kamuoyuna sürecin ilerlediği gösterilmelidir. Bu maksatla rejim nezdinde gereken telkinlerde bulunacağınıza inanıyorum.”

“1 MİLYON SURİYELİNİN GERİ DÖNÜŞÜ İÇİN HAZIRLIKLARIMIZ SÜRÜYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de bugün göreceli de olsa sükûnet varsa bunun Astana Platformu’nun bir başarısı olduğunu vurguladı. Sahada sükuneti muhafaza etmenin ve bu bölgedeki 4 milyon Suriyelinin yaralarına merhem olmanın, onlara yardım eli uzatmanın görevleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki ateşkesin ihlal edilmemesinin bu bakımdan önemli olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırılar, siyasi çözüm çabalarımızı baltalıyor. Rejim, kendi halkını bu gibi saldırılarla öldürmek yerine samimiyetle siyasi sürece katılmalıdır. Diğer taraftan, sizlerin İdlib’deki terör odaklarından kaynaklanan endişelerinizi anlıyoruz. Mutabakatlarımız çerçevesinde her türlü tedbiri alıyoruz. Şehitler verme pahasına mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Gelinen noktada çalışmalarımız neticesinde bu bölgelerde terörist yapılanmaların hâkimiyeti bulunmadığının altını özellikle çizmek isterim” diye konuştu.

Türkiye’nin 3,7 milyon Suriyeliyi geçici olarak misafir ettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ihtilafının meydana getirdiği insani krizin yükünü maddi, manevi, sosyal, toplumsal en fazla çeken ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyelilerin, topraklarına huzuru kalple, güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşünün temin edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Güvenlik ve istikrar sağlandığı takdirde Suriyelilerin kendi topraklarına geri döndüklerini memnuniyetle görüyoruz. Terörden temizlediğimiz bölgelere Türkiye’den 500 binden fazla Suriyeli geri döndü, 1 milyon Suriyelinin geri dönüşü için de hazırlıklarımız sürüyor. Siyasi çözümde ilerleme kaydedilmesi, insani altyapının hazır edilmesi, dönmek isteyenlerin kötü muameleye maruz kalmayacaklarından emin olmaları, geri dönüşler için temel teşvik unsurlarıdır. Platformumuz, bu noktada daha etkin rol oynamalıdır. Heyetlerimizin münhasıran bu konuda istişarelerini artırmaları gerektiği kanaatindeyim.”

“4 MİLYONU AŞKIN SURİYELİ, ULUSLARARASI YARDIMLARA HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYUYOR”

Suriye’deki insani krizin yoğunluğu artarken, uluslararası camianın yardım ve desteğinin de zaruri olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu krizi biz çıkarmadık. Külfetinin de sadece bizler tarafından yüklenilmesini beklemek adil değildir. İşte bu nedenle uluslararası toplumun yardımlarının ayrım gözetmeksizin ve artarak sürmesini temin etmek, müşterek menfaatimizedir.” dedi.

Suriye’nin kuzeybatısındaki durumun özellikle dikkati çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “4 milyonu aşkın Suriyeli, uluslararası yardımlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) bu yardımlarını kolaylaştırmak için sınır ötesi ve çizgi ötesi yardımlar dahil her türlü desteği vermiştir. Astana ortaklarımızdan da aynı anlayışı bekliyorum” ifadelerini kullandı.

BM sınır ötesi mekanizmasının bu defa altı ay için uzatıldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sürenin BM’nin erken toparlanma projeleri dahil Suriye’nin tamamına yönelik insani yardımlarının planlanması bakımından yeterli olmadığının açık olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM yardımlarının sürdürülebilir bir şekilde devamının Suriye’deki insani krizin büyümesini engelleyecek yegâne yöntem olduğuna işaret ederek, “Bu mekanizmanın ortadan kalktığı bir tablonun yükü, bir kez daha Türkiye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve Suriye’nin omuzlarında olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzunca bir aradan sonra icra edilen bu zirvenin Suriye ihtilafının çözümüne barış, huzur ve istikrara katkı sunmasını, hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Ortak çabalarımızın icmalini yapmamıza ve yeni iş birliği geliştirmemize imkân sağlayan zirve toplantılarının bundan sonraki dönemde daha sık şekilde icra edilmesinin faydalı olacağı aşikârdır. Değerli dostum Putin’in müteakip zirvemize ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşılıyorum. Aziz kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Reisi’ye bana ve heyetime gösterdiği misafirperverlikten ötürü bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi için yorumlar kapalı 87779

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daveti üzerine Türkiye’ye gelen Filistin direnişinin sembolü Mariam Afifi’nin de yer aldığı Filistin Gençlik Orkestrası üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) sanatçılarının verdiği “Barış Konseri”ni izledi.

Emine Erdoğan, CSO Ada Ankara Tarihî Salon’da düzenlenen konseri, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile dinledi.

“ÇOK GÜZEL BİR SAHNE İZLEDİK”

Emine Erdoğan, konserin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok güzel bir konser. 30 yıllık bir orkestra bu ve Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ediyorlar. Müzikleriyle besteleriyle mücadele ediyorlar. Tüm dünyaya haykırıyorlar, seslerini duyuruyorlar. Biz de onların seslerine icabet ettik” dedi.

Mariam Afifi ile tanışıp onun bu orkestranın mensubu olduğunu öğrendikten sonra Türkiye’ye davet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Bir sene oldu bu daveti yapalı, şimdi gerçekleştirebildik. Ben çok memnun oldum geldikleri için onları mutlu görmek beni de çok mutlu etti. İnşallah, bütün Müslüman ülkeler de bütün batı ülkeleri de davet ederler ve seslerini daha gür bir şekilde duyulmasına vesile oluruz” diye konuştu.

Gençleri çok başarılı bulduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bizim orkestramızla birlikte icra ettiler, bu da bizi çok memnun etti. Gerçekten çok güzel bir sahne izledik hep beraber” ifadelerini kullandı.

Konser sonunda, davet üzerine sahneye gelen Emine Erdoğan, müzisyenleri tebrik ederek çiçek verdi. Edward Said Millî Konservatuvarı ve Filistin Gençlik Orkestrası Direktörü Suhail Khoury de Emine Erdoğan’a üzerinde Mescid-i Aksa’nın yer aldığı bir tablo hediye etti.

Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarıyla hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, salondan ayrılırken konseri izlemeye gelenlerle sohbet ederek öz çekim yaptı.

BARIŞ İÇİN BESTELENEN İKİ ESERİN DÜNYA PRÖMİYERİ YAPILDI

Emine Erdoğan, Mayıs 2021’de, Kudüs’te İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında Mescid-i Aksa’yı savunurken, başörtüsünden sürüklenerek gözaltına alınan ve bu sırada gülümsediği görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla direnişin sembollerinden biri hâline gelen Filistinli sanatçı Afifi ile telefon görüşmesinde, Afifi’nin de üyesi olduğu Filistin Gençlik Orkestrasını Türkiye’de görmekten mutluluk duyacağını belirtmişti.

Davet üzerine, Filistin Gençlik Orkestrasının bünyesinde bulunduğu The Edward Said Ulusal Müzik Konservatuvarı ile yapılan görüşme sonucu, CSO iş birliğinde Türkiye’de İstanbul ve Ankara’da konser düzenlenmesi kararı alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde Türkiye’ye gelen Filistin Gençlik Orkestrası üyesi müzisyenler, yoğun bir hazırlık döneminin ardından başkentte sanatseverlerle buluştu.

Khoury, konser öncesi yaptığı konuşmada, orkestranın kuruluşuna ilişkin bilgi verdi. Konserde kendilerine eşlik eden Türk müzisyenlere şükranlarını sunan Khoury, Emine Erdoğan’a da yanlarında oldukları ve davetleri için teşekkür etti. Khoury, Türkiye’ye, Filistin’e yönelik dayanışmalarını devam ettirmeleri çağrısında bulundu.

CSO Şefi Cem’i Can Deliorman’ın şefliğini yaptığı Barış Konseri’nde, barış için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri yapıldı. İki ülkenin halk ezgilerinin icra edildiği “Barış Konseri” için Yusuf Yalçın’ın bestelediği “Anadolu Rapsodisi” ve Filistinli Bishara Kell’in bu konser için bestelediği “Altoların Dansı” eserleri, ilk kez sanatseverlere sunuldu.

Barış Konseri’nde ayrıca, Aşık Veysel, Suhail Khoury, Tamer Al-Sahouri, Kemani Sebuh Efendi, Antonin Dvorak’ın eserleri de yer aldı.

Konseri, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Çiğdem Karaaslan, Özlem Zengin, Jülide Sarıeroğlu, Hamza Dağ ve Ömer İleri, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan ile yabancı misyon temsilcileri de izledi.