“Bu topraklardaki birlik ve beraberliğin gerisinde, kültür ve sanat alanındaki eşsiz zenginliğimiz bulunuyor” 0 77959

2018 Yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bize göre bu topraklardaki birlik, beraberlik ve muhabbetin gerisinde, kültür ve sanat alanındaki eşsiz zenginliğimiz ve hazinelerimiz bulunuyor. Varlığımızı korumak ve geleceğe taşımak için, kültür ve sanatın gücüne, etkisine, kapsayıcılığına ihtiyacımız var” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2018 Yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Ödülleri’nin takdimi dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen ödül töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir konuşma yaptı.

“ESKİ MUSİKİ NADİDE BİR MÜCEVHER GİBİ KORUNMASI GEREKEN DEĞERLER ARASINDA”

Ödüllerin, adlarına kurulmuş kurumlara takdim edilen merhum Emin Ongan ile Ara Güler’i saygıyla yâd ettiğini dile getirerek konuşmasını başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödüllerin Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti ile Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi-Ara Güler Müzesi’ne verilmesini isabetli bulduğunu söyledi.

Üsküdar Musiki Cemiyeti’nin, eskiden beri klasik Türk musikisinin üstatlar tarafından icra edildiği ve yeni nesillere aktarıldığı bir kurum olarak hafızalarda yer ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski musikinin nadide bir mücevher gibi korunması gereken değerler arasında yer aldığını kaydetti.

Tek parti döneminde, geleneksel pek çok mirası gibi, müziğin de “köhnemiş bir zihniyetin ürünü” olarak yaftalanıp yok edilmeye çalışıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar Musiki Cemiyeti’nin isminin başına, bu kurumun çalışmalarına yarım asırlık bir ömrü adayan Emin Ongan’ın adının eklenmiş olmasını bir vefa örneği olarak değerlendirdiğini ifade etti.

GERİDE BIRAKTIĞI ARŞİVİ VE MÜZESİ ARA GÜLER’İN SANATINI GELECEK NESİLLERE AKTARACAKTIR”

Ara Güler’in ise hayatını fotoğraf makinası vizörünün arkasında geçirmiş, ülkesini ve dünyayı çok daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmiş bir sanat insanı olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ekledi: “Gerçi Ara Güler, hayatta kendisinin ‘sanatçı’ olarak sıfatlandırılmasına itiraz eder, sadece ‘foto muhabiri’ olduğunu söylerdi. Ama bizler, onun fotoğraflarıyla ortaya koyduğu ürünlerin gerisindeki ruhu görüp anlayabilen kişiler olarak, kendisini sanatçı olarak sıfatlandırmaktan onur duyuyoruz. Geride bıraktığı arşivi ve müzesi, vefatından sonra da Ara Güler’in sanatını yaşatacak ve inşallah gelecek nesillere aktaracaktır.”

Sanat ve edebiyatın felç olduğu bir toplumda ortak değerlerin üretilip yaşatılmasının zor olacağını, gelişmiş bir mimari anlayışı olmayan bir ülkedeki üst yapının özgün bir ruh ve kimlik yansıtmasının beklenemeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarihteki kadim medeniyetlerin ve büyük devletlerin ortak özelliklerinin, kültür ve sanat alanında önemli değerler üretmeleri olduğunu söyledi.

“KÜLTÜR, SANAT VE MİMARİ ALANDA ALTINA İMZA ATACAĞIMIZ YENİ ESERLERLE ECDADA LAYIK OLMALIYIZ”

Selçuklu ve Osmanlı başta olmak üzere, bu coğrafyada kurulan devletlerin bugüne ulaşan izlerinin, İslam medeniyetinin ve kültürünün bu topraklara vurulmuş birer mührü gibi olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bize düşen görev de, devraldığımız bu büyük medeniyet hazinesine yakışır şekilde davranmak, kültür, sanat ve mimari alanda altına imza atacağımız yeni eserlerle ecdada layık, evlada da örnek olmaktır” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, millet olarak ortak değerler ve hedefler etrafında kenetlenmenin yolunun, tüm bu alanlardaki tarihsel birikimin üzerine yenilerini eklemek olduğunun altını çizdi ve sözlerinin devamında şöyle konuştu: “Nasıl adlandırılmış olursa olsun, hangi akıma mensup bulunursa bulunsun, coğrafyamızın birikimini değere dönüştüren, insanı merkeze alan, milletimizin hayat tecrübesini, çevresine bakışını abideleştiren sanat eserleri, yeryüzündeki varlığımızı da daha anlamlı kılmışlardır. Millet hayatının en sahih, en sağlam kayıtlarını tutan, arşivler değil, asıl kültür adamlarıdır, edebiyat adamlarıdır, sanat adamlarıdır, onların ürünleridir.”

“GÜNÜMÜZDE KÜLTÜR VE SANATIN ETKİLEME VE DÖNÜŞTÜRME GÜCÜ ÖNEMLİ HÂLE GELMİŞTİR”

Hangi sanat dalında olursa olsun, devlete düşenin, nitelikli üretimi desteklemek ve bu üretimin küresel ölçekte paylaşımını sağlamak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “popüler kültür ürünü” olan üretimlerin, bunu üreten milletler adına dünyada nasıl bir nüfuz oluşturduğuna dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletler için, bazen diplomasiyle, askerî güçle, ekonomik güçle kazanılamayacak başarılar, bir müzik eseri, bir edebiyat eseri, bir sinema eseri ile kazanılmaktadır. İletişimin hızının baş döndürdüğü günümüzde kültür ve sanatın etkileme ve dönüştürme gücü geçmiş zamanlarla kıyaslanmayacak kadar önemli hâle gelmiştir” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında, “Bize göre bu topraklardaki birlik, beraberlik ve muhabbetin gerisinde, kültür ve sanat alanındaki eşsiz zenginliğimiz ve hazinelerimiz bulunuyor. Varlığımızı korumak ve geleceğe taşımak için, kültür ve sanatın gücüne, etkisine, kapsayıcılığına ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Gençlik yıllarında kültür ve sanat faaliyetlerin çok önemli yer tuttuğu biri olarak sorumluluk üstlendiği her yerde bu konuya ehemmiyet verdiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde kültür ve sanat alanında da çok büyük işlere, eserlere ve çalışmalara imza attıklarını, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde de kültür ve sanat alanına özel önem verip bu yöndeki projeleri özellikle himaye ettiklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kültür ve sanat insanlarıyla sürekli istişare hâlinde olmaya, onların birikimlerinden istifade etmeye ihtimam gösterdiklerini, AK Partili belediyeleri de bu doğrultuda teşvik ederek, medeniyet değerlerine sahip çıkılmasını sağlamaya çalıştıklarını sözlerine ekledi.

“YENİ DÖNEMDE ÜLKEMİZDE KÜLTÜRÜ, SANATI, MİMARİYİ, ŞEHİRCİLİĞİ HAK ETTİĞİ SEVİYEYE GETİRECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Buna rağmen, hep söylediğim gibi, geçtiğimiz 16 yıla baktığımda kültür-sanat alanında yeteri kadar mesafe kat edememiş olmamızdan dolayı hep hayıflanırım, iç geçiririm. Kültür-sanat meselesini, ülkemiz ve milletimiz bakımından, en az terörle mücadele, en az dış politika, en az temel hizmet alanları kadar önemli bir beka meselesi olarak görüyorum. İnşallah yeni dönemde, bu eksiğimizi giderecek, ülkemizde kültürü, sanatı, mimariyi, şehirciliği hak ettiği seviyeye getireceğiz. Bu konuda Kültür ve Turizm Bakanlığımıza çok büyük görevler düşüyor. Turizm alanında, Sayın Bakanımızın müktesebatı sebebiyle, içimiz büyük ölçüde rahat. Kültür-sanat konularında da, Sayın Bakanımızın ekibiyle birlikte ülkemize tarihî bir hamle yaptıracağına inanıyorum. Cumhurbaşkanı olarak attığımız her adımda yanınızda olduğumu bilmenizi isterim. Cumhurbaşkanlığımız bünyesinde kurduğumuz Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu, bu alandaki politikaların inşasına katkı verecek, yapılan çalışmaları da takip edecektir.

2018 Yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödüllerine layık görülen kurumların temsilcilerini tebrik edip bu kurumların faaliyetlerine destek olanlara teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini Türkiye’nin tüm kültür-sanat insanlarına sevgi ve şükranlarımı ileterek tamamladı.

Previous ArticleNext Article

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Litvanya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Audrius Brüzga, Başkentli genç girişimcileri ağırladı 0 4515

Başkentli Genç Girişimcileri Ağırlayan Litvanyalı Büyükelçi:Ticari İlişkilerimiz Gelişmeli, AB’de de Olmalısınız

Başkentli genç girişimcileri elçilikte ağırlayan Litvanya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Audrius Brüzga, hem Türkiye ile ticaretlerini iki katına çıkarmayı, hem de Türkiye’yi Avrupa Birliği’nde görmeyi istediklerini söyledi.

Genç Girişim ve Yönetişim Derneği Başkan Yardımcısı Gürbüz Bekiş ile yönetim kurulu ve dış ilişkiler kurulu üyeleri, Litvanya Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Audrius Brüzga’yı elçilik binasında ziyaret etti. Başkentli genç girişimcilerle bir saati aşkın süren bir görüşme yapan Büyükelçi Brüzga, iki ülke arasındaki ticaretin ağırlıklı olarak makine parçaları, ziraat ürünleri, plastik ve elektronik ürünler üzerine olduğunu söyledi. Türkiye ile Litvanya arasındaki ticaretin son iki yılda 500 milyon Euro’yu geçtiğini açıklayan Brüzga, şöyle devam etti:

Türkiye AB’de Mutlaka Olmalı

“Ancak potansiyelimiz daha yüksek. Bunu 1 milyar Euro’ya çıkarmak istiyoruz. Ayrıca ülkemizde yatırım olanakları çok yüksek, yatırımcılarınızı bekliyoruz. Litvanyalı yatırımcılarımızın geçen yıl Türkiye’ye gelmesi, yaşadığınız ekonomik zorluklardan dolayı sıkıntılı oldu. Ben 2019 yılında iki ülke ticari ilişkileri açısından büyüme olacağına inanıyorum…” Ziyarette Türkiye, Avrupa Birliği ilişkilerine de değinen Büyükelçi Brüzga, “Türkiye’nin AB’ye girişi, hem Avrupa, hem de Türkiye için gerçekten çok iyi olacak. Dolayısıyla Türkiye, AB üyesi olmalıdır. Bu büyük Avrupa ailesi içinde Türkiye’nin yer alması gerektiği konusunda mutabıkız” diye konuştu.

Elçilik Ziyaretleri Önemli

GGYD Yönetimi de hem faaliyetlerini hem de dış ticarete verdikleri önemi anlattı. GGYD’nin 450 üyesiyle öncelikle dernek üyeleri arasındaki ticareti geliştirme hedefiyle hizmet verdiğini söyleyen yönetim kurulu, elçilik ziyaretlerini çok önemsediklerini, bu sayede farklı pazarlarda ticari işbirliği ve fırsatlar yakaladıklarını kaydetti. Ziyaretin ardından GGYD’liler Litvanyalı Elçi’ye plaket takdim etti.

Ankara Üniversitesi ve TÜSİAV “Marka ve Patent Panelini” gerçekleştirdi 0 25020

ANKARA Üniversitesi ve TÜSİAV işbirliği ile hazırlanan “İş Dünyasının Geleceği Yaratıcılık, İnovasyon, Marka ve Patent” başlıklı panel, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü 100. Yıl Konferans Salonu’nda düzenlendi.

“PATENTLER, EKONOMİNİN SİGORTASIDIR”

TÜSİAV Başkanı Veli Sarıtoprak ise, Türkiye’nin daha fazla uluslararası marka üreterek rekabet gücünü arttırması gerektiğinin altını çizdi. Veli Sarıtoprak; “Kökleri 1299 yılına dayanan bir imparatorluğun devamı olarak, 100 yılı aşkın süredir faaliyet yürüten 100 tane markamız yok. Şehirler ve ülkeler, markalarıyla markalaşır. Markalar, kültürel mirasın parçaları ve bulunduğu şehrin temsilcileridir. Türkiye ekonomisinin güçlü olabilmesinin ve güçlü kalabilmesinin yolu, patent sayılarının artmasıyla olur. Patentler, ekonominin sigortasıdır. Amerika’da sırf 1911 yılında 1 milyon patent tescili yapılırken, 2009 yılında da 8 milyon patent tescili yapılmıştır. Türkiye’de ise, 2006 yılına kadar verilen yıllık patent sayısı 100’ün altındaydı. 2010’lu yıllardan itibaren patent sayıları 4 haneli rakamlara ulaşarak artış göstermiştir. 2011 yılında 3 bin 962 patent verilmiştir. Aynı yıl Türkiye’deki tüm yerli patent sayısı; IBM’in Amerika’da yaptığı 6 bin 180 adet patent sayısından 2 bin 218 adet daha azdır. 

TMMOB’nin rakamlarına göre Türkiye’de 600 binden fazla mühendis, 200’e yakın üniversite, 7 buçuk milyon üniversite öğrencisi, 80’i aşkın teknokent, 60’a yakın teknoloji transfer ofisi, teknoparklarda çalışan ve görevi sadece yenilik yapmak olan 15 binden fazla Ar-Ge mühendisi ve 100 binden fazla sanayi tesisi vardır. Son birkaç yıldır Ar-Ge kanunu ile devlet büyük teşvikler vermiş ve elinden geleni yapmıştır. Şimdi sıra iş dünyasında, sanayicilerimizde, sanayi ve ticaret odalarında, üniversitelerde ve sivil toplum kuruluşlarındadır. Hep birlikte Türkiye’nin patent üretme ve marka oluşturma gücünü yükseltmemiz gerekiyor.” dedi.

“ULUSLARARASI REKABETTE MARKA VE PATENT ÇOK ÖNEMLİ”

 Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, konuşmasında üniversite ve iş dünyasının güç birliği yapması gerektiğini söyledi. İbiş; “Amacımız inovasyon ve patent konusunda bilinç yaratmaktır. Geleceğimiz konusunda fikirlerimizi ortaya koyarak bunları paylaşmalıyız. 1923 yılında mülkiyetin korunmasıyla ilgili çıkan sözleşmeye, Cumhuriyetimiz henüz 2 yıllıkken 1925 yılında imza atmış. 50’li yıllarda da fikir ve sanat eserlerinin korunmasına ilişkin kanun çalışmaları yapılmış. Akabinde AB ile uyum çalışmaları başlıyor. 1976 yılında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’ne üye oluyoruz. 1994 yılında da Türk Patent Kurumu’nu kuruyoruz. 2016 yılındaki Sınai Mülkiyet Kanunu da daha önce yapılan tüm atılımları taçlandırıyor. Patent kavramı gelişirken, inovasyon kavramı da sürekli yenilikler ortaya koyuyor. Yapay zekâ, endüstri 4.0, bulut teknolojisi, sanal gerçeklik, nesnelerin interneti ve akıllı şehirler gibi çok sayıda kavram hayatımıza girdi. Bu teknolojilere uyum sağlamaya çalışıyoruz. Biz de bu değişime uyum sağlayarak geleceğimizi ona uygun bir biçimde tasarlamaya çalışıyoruz. Böyle olunca da ağır bir uluslararası rekabet meydana geliyor. Bu anlamda da marka ve patent kavramları da çok önemlidir. Patentler ve tasarımlar markalara dönüştükçe dünyada rekabet gücümüz artacaktır. Bizlerin de bunu teşvik etmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“SON 15 YILDA PATEN BAŞVURU SAYISI 17 KAT, TESCİL SAYISI DA 38 KAT ARTTI”

Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Habip ASAN, şu ifadeleri kullandı: “Son 16 yılda ülkemizin geçirdiği değişim, küresel düzeydeki dönüşümün somut ayak izlerini taşımaktadır. Geniş anlamda fikri mülkiyet hakları kapsamında, sınai mülkiyet haklarına dair yaşanan değişim de dünyada ve ülkemizdeki dönüşümün en önemli kesişim alanlarından biridir. Bu alandaki performansımız, vizyonu büyüten, hedeflerini kararlı bir şekilde gerçekleştiren ve fikri ürün portföyünü zenginleştiren bir politika çerçevesine dayalı olarak ortaya konmuştur. 2002 yılında ülke olarak 1 yılda yapılan toplam yerli patent başvurumuz, sadece 4 yüz 14’tü. Bugün bu rakam tam 17 kat artarak 2018 yılında 7 bin 347, 2017 yılında da 8 bin 825’tir. Bu süreçte başvuruların niteliği de artarak, patent tescil sayısı 38 kat arttı. Bu artışa ilişkin önemli göstergelerden biri de uluslararası patent başvurularıdır. Türkiye 2002 yılında 85 olan yıllık uluslararası patent başvuru sayısını, 2017 yılında bin 233’e çıkarmıştır. 12 katlık bir artış yaşanmıştır. Bu dönemde Türkiye, marka başvurularında birinci sırada yer almış, tasarım başvurularında ise, ikinci sırada yer almıştır. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı tarafından 3 Aralık 2018 tarihinde yayınlanan Dünya Fikri Mülkiyet Göstergeleri Raporu’nda, Türkiye ulusal patent başvurularında dünyada 13’üncü sıradadır. Hedefimiz, bir sonraki raporda ilk 10 sırada yer almaktır. Yine aynı raporda marka başvurularında dünyada 9’uncu sıradadır. Ulusal düzeyde sınai ülke sıralamasında ise, dünyada 8 sırada yer almaktadır.”

TÜSİAV hukuk Platformu Başkanı Av. Celalettin Solmaz da; “Dünya yeni bir sanayi devriminden geçiyor. Üretimdeki insan etkisi, rol değiştirerek yerini robotlara bırakmaktadır. Bu gelişmelerin ışığında 21. yüzyılın eğitim sistemi, bireyleri değişime uygun hale getirecek düzeyde olmalıdır. Neredeyse her alanda inovasyon ile meydana getirilen ürünlerle karşılaşıyoruz. Marka yaratmak ve patent haklarına sahip çıkmak, bir ülkenin dünya pazarlarında ticaret hacmini yükseltmesi açısından çok önemlidir.” şeklinde konuştu.

Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakanlık Müfettişi Özgür Semiz’in moderatörlüğünde düzenlenen panelde; Ankara Üniversitesi  Prof.Dr .Ali Sınağ ,Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ufuk Eriş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cenker Göker, OSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kurt, FİSAUM Müdürü Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arzu Oğuz ve ASO Hukuk Müşaviri Av. Ahmet Münir Yaşar panelist olarak yer aldı.

Takvim

Ocak 2019
P S Ç P C C P
« Ara    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031