“Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır” “Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır” için yorumlar kapalı 87945

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Nasıl kökleriyle irtibatı kopan bir ağacın ayakta kalması mümkün değilse, medeniyet değerleriyle bağı zayıflayan bir toplumun da varlığını sürdürmesi imkânsızdır. Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle düzenlenen törene katıldı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen törende, Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

Konuşmasının başında Batman’daki terör saldırısında şehit olan yedi askerin ruhu için davetlileri Fatiha okumaya davet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütlerine karşı mücadeleyi aksatmadan kararlılıkla sürdürdüklerini ve sürdüreceklerini kaydetti. Şehit ve gazilerin kanlarının yerde kalmayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu gelişmeler hırsımızı da, özellikle düşmanımıza olan kinimizi fazlasıyla artırmaktadır” dedi.

“DİYANET CAMİASI, DÜNYANIN ZOR BÖLGELERİNDEKİ MAĞDURLARIN DA ELİNDEN TUTUYOR”

“Camiler ve Din Görevlileri Haftası” münasebetiyle, hocaları Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde misafir etmekten mutluluk duyduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz gecesi okudukları salâ ve ezanlarla milleti darbeye karşı kıyama çağıran tüm din görevlilerine şükranlarını sundu.

Diyanet camiasının, 140 bini aşkın personeliyle ülkedeki hizmetlerinin yanı sıra dünyanın en zor bölgelerinde mazlum ve mağdurların elinden tuttuğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine bu camianın bayramlarda ihtiyaç sahiplerinin bayram sevinci yaşamasına vesile olduğunu, dünyanın pek çok yerinde Müslüman azınlıkların çocuklarına sağladığı burslarla eğitim imkânı sunduğunu hatırlattı.

“CAMİLERİN KAPISI HER ZAMAN AÇIK OLMALI”

Bu ülkede inancın yaşanması ve yaşatılmasında neden başarısız olunduğu konusunda din görevlilerinden kendilerini gözden geçirmelerini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, din görevlilerin gönüllerin fatihi olması, arkalarındaki cemaat sayısının azlığı konusu üzerinde durması ve bunu düşünmesi gerektiğini dile getirdi. İmamlardan, “Camilerin kapılarının beş vakit namaz dışında kapatılmalı mı?” sorusunu da gündemlerine almasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yoğun olarak ziyaret edilen tarihî ve büyük camilerin dışındaki bütün camilerin kapılarının da açık olması gerektiğini vurguladı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, camilere olan teveccühü artırmak, camiinin önemine dikkat çekmek için uzun süredir gayret gösterdiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlığın; çocukların ve kadınların camilere olan ilgisini artırmayı hedefleyen etkinliklerini memnuniyetle takip ettiğini söyledi.

“ÇOCUK VE KADINLARIN CAMİLERİMİZE OLAN İLGİSİNİ ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

Yaygın ve yanlış kanıların ortadan kaldırılarak, kadınların camilere daha çok gidebilmesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık bu yanlış tabuların yıkılması lazım, bunu başta Diyanet İşleri Başkanımın yürütmesi lazım. Ve bunları aşacağız” dedi. Kadınları camilerden uzaklaştıranların da bunu neden yaptıklarının farkında olmadığını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çocuklarımızın ayaklarını camilere alıştıracağız, hanımların aynı şekilde ayaklarını camilerimize alıştıracağız. Ve böylece cami Müslümanların cem olduğu yerdir, bunu bu şekilde ilan edeceğiz” sözlerine yer verdi.

Bu yılki Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın temasının; “Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler” olarak belirlenmesini önemli bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatlarını İslam’ın anlaşılması, anlatılması ve yaşanması için harcayan örnek şahsiyetlerin hem din görevlilerine hem de millete ilham kaynağı olacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Millet olarak, Allah ve ahlak demenin yasak olduğu dönemlerde hayatlarını irşat ve tebliğ çalışmalarına vakfeden, Kur’an öğreten, öğrenci yetiştiren, insanlarımıza dinini anlatan o özveri abidelerine çok büyük bir vefa borcumuz olduğunu düşüyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ülkenin, ezanın “Allahuekber” nidalarına hasret kaldığı, tren yolculuklarında ve ahırlarda gizli saklı bir şekilde Kur’an-ı Kerim öğretildiği dönemlere şahit olduğunu söyledi ve sözlerinin devamında şunları ekledi: “Milletin cenazesini yıkayacak gassal dahi bulamadığı, yazdığı kitaplardan dolayı âlimlerimizin darağacına gönderildiği utanç sahnelerine şahitlik ettik. Başörtüsü taktığı için evlatlarımızın üniversite kapılarından geri çevrildiği; sakalı, sarığı, dış görünüşü sebebiyle insanlarımızın tahkikata uğradığı, imam hatip okullarının kapılarına kilit vurulduğu sahneleri gördük. Ama şimdi çıkmış bakıyorsun ezandan bahsediyor, Kur’an’dan bahsediyor. Ya sen ne anlarsın ezandan, ne anlarsın Kur’an’dan. Dürüst ol, samimi ol. Sadece milleti aldatmak için çıkıp da işte bir taraftan ‘ezan’ diyeceksin, bir taraftan ‘Kur’an’ diyeceksin. Evet, gene diyorum, gene diyeceğim; onunla onu bir araya getirme. Böyle zaman zaman cenaze namazlarında görünmek suretiyle de kalkıp bu milleti aldatmaya kalkma. Zira bu millet artık o mazideki dönemde değil, onlar geride kaldı, o tarih oldu. Uyanan bir milletimiz var.”

“İNSANLARIMIZIN İNANCIYLA OLAN BAĞINI KORUMAK İÇİN BÜYÜK MÜCADELELER VERİLDİ”

Geçmişte, milletin inancının ülkenin kimi idarecileri tarafından gerilik emaresi ve irtica olarak kabul edildiği, camilerin ahıra çevrildiği, satıldığı veya kapısına zincir vurulduğu dönemlerin yaşandığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte bu dönemlerde insanımızın inancıyla bağını korumak için âlimlerimiz, ilim-irfan ehli hocalarımız gerçekten büyük mücadeleler verdiler” diye ekledi.

Bu âlimlerin örnek hayatlarının bugünkü din görevlileri için ilham kaynağı olacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, din görevlilerine hitaben, “Sizlerden bugünlere ulaşmamızı sağlayan bu âlimlerimizin fedakârlığını, cesaret ve gayretini kendinize rehber kılarak çalışmalarınıza devam etmenizi rica ediyorum” dedi.

Nasıl kökleriyle irtibatı kopan bir ağacın ayakta kalması mümkün değilse, medeniyet değerleriyle bağı zayıflayan bir toplumun da varlığını sürdürmesinin imkânsız olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: “Biz, Avrupa’dan Afrika’ya kadar cenk meydanlarını ‘Allah Allah’ nidalarıyla inletmiş bir ecdadın torunlarıyız. Biz, Kudüs’e, Mekke ve Medine’ye hizmetkârlık yapmayı en büyük paye gören, şeref kabul eden bir milletin mensuplarıyız. Bu anlayışla, şimdiye kadar ne içeriden, ne de dışarıdan namahrem ellerin inancımıza kast etmesine müsaade etmedik.”

En zor zamanlarda bile bu milletin; ezanına, bayrağına, mukaddes kitabına ve şehit kanlarıyla sulanmış vatanına sahip çıktığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu milletin aynı zamanda komşularından başlayarak tüm İslam dünyasının dertleriyle, sıkıntılarıyla da hemhal olduğunu vurguladı.

“OSMANLI ÇINARININ GÖLGESİNDE TÜM MÜSLÜMANLAR HUZUR BULDU”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Osmanlı çınarının gölgesinde sadece kendi tebaası değil, dünyanın dört bir ucundaki milyonlarca Müslüman da huzur buldu, emniyet buldu, güven buldu. Bu çınarın müşfik kolları, çöküş döneminde dahi, her türlü imkânı zorlayarak sınır ve mesafe tanımadan mazlumlara sahip çıktı. Ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz bu değerleri bugün de baş tacı ediyoruz. Bizi biz yapan, Türk Milleti’ni yüzyıllardır dimdik ayakta tutan hasletlerin bunlar olduğunu da çok iyi biliyoruz.”

Son yıllarda şartların iyileşmesine rağmen, yaşanan modernleşme ile dini hassasiyetlerin ve geleneklerin örselendiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sadece beşeri ve sosyal ilişkilerimiz değil, dini yaşantımız da bu süreçten etkileniyor. Dünyevileşme, toplumdaki manevi yarıkları daha da derinleştiriyor” ifadelerini kullandı.

“FETÖ VE DEAŞ GİBİ YAPILARIN TOPLUMA SİRAYET EDEBİLMESİNİN NEDENİ MANEVİ BOŞLUKLARDIR”

Cami cemaatinin yaş ortalamasının arttığına ve sayısal olarak da azaldığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, modernleşmenin getirdiği dünyevileşmenin ve camilerin de yeni şartlara adapte olamamasının, böyle bir manzarayı ortaya çıkardığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “FETÖ ve DEAŞ gibi yapıların topluma sirayet edebilmesinin nedeni de yine manevi boşlukların ilgili kurumlarımız tarafından doldurulamamasıdır. Şayet gençler, yaşadıkları savrulmaların çözümünü hemen yanı başındaki camide değil de başka yerlerde arıyorsa, ortada yanlış giden bir şey var demektir” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Camiler, Yüce Rabbimizin ‘el-Câmî’ esmasının yeryüzündeki tecellisidir. Camilerimiz, tevhidin olduğu kadar vahdetin, birlik ve beraberliğin de timsalidir. Camiler, minberi ve kürsüsüyle, ilim ve ahlak, marifet ve hikmet derslerinin verildiği ilim merkezleridir. Dikkat ediniz Buhara’dan Saraybosna’ya kadar Müslümanların kurduğu ya da geliştirdiği her şehirde mutlaka çarşı ve cami vardır. Hatta Anadolu’da 5-10 haneden başlayan en küçük köylerde dahi mutlaka cami bulunur. Medine’den beri, Mescidi Nebevi’nin inşasından beri İslam toplumlarında camiler hayatın merkez noktasındadır.”

“CAMİ MERKEZLİ BİR HAYATI ÖZENDİRMEMİZ GEREKİYOR”

Camileri sadece namaz kılınan bir ibadet mekânına dönüştürmenin, ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri olacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açık söylüyorum: çocuklarımızın neşesiyle, gençlerimizin heyecanıyla, piri fanilerimizin tecrübesiyle, kadınlarımızın nezaket ve becerisiyle dolmayan bir cami, benim gözümde boştur” ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geleceğin inşasında, dün olduğu gibi bugün de cami merkezli bir hayatın özendirilmesi ve teşvik edilmesi gerektiğine işaret etti.

Bu süreçte en büyük görevin, din görevlilerine düştüğünü sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İmamlık, müezzinlik, Kur’an kursu öğreticiliği, vaizlik veya müftülük sadece ücreti mukabili yapılacak meslekler değildir. Bu meslekler her şeyden önce gönül işidir, sevda işidir, fedakârlık işidir. Öncelikle Hakk’ın rızası gözetilmeden bu görevler icra olunamaz” diye konuştu.

Namaz kıldırmak için cemaatinin önüne geçen her imamın, sadece o namazın değil, arkasında saf tutan insanların diğer sıkıntılarını, dertlerini da üstlendiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, namaz kıldırmakla din görevlisinin sorumluluğunun bitmediğini, bilakis hayata dair diğer sorumluluklarının başladığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahalledeki mağdurların, aileler arasındaki sorunların, gençlerin yaşadığı sıkıntı ve bunalımların, herkesten önce o mahallenin cami görevlisinin meşguliyet alanına girdiğini belirterek, “İmam kardeşim, cemaati ile hemhal olmalı, onlara dert ortaklığı etmelidir. Nasıl imame tesbihin tanelerini bir arada tutuyorsa, imam kardeşlerimiz mahallesini, müftülerimiz de ilini ve ilçesini bir arada tutmalıdır” diye ekledi.

“VAAZ VE HUTBE DİLİ GENÇLERİMİZİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE GÜNCELLENMELİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti: “Vaaz ve hutbe dilimizin gençlerimizin anlayacağı şekilde güncellenmesi, yenilenmesi, daha rafine hâle getirilmesi gerekiyor. Bunun yanında din görevlilerimiz ne surette olursa olsun ötekileştirici, insanımızın bir kesimini dışlayıcı ifadelerden uzak durmalıdır.”

Türkiye’de senelerce mezhep, meşrep ve etnik temelli kavgalar yaşandığını ve birilerinin aradaki farklılıkları kaşıyarak; insanları birbirine düşürmeye, komşuyu komşuya kırdırmaya çalıştığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1970’lerin sonunda kimi şehirlerimizde bu projeler maalesef başarılı da oldu. Müslüman aynı delikten ikinci kez ısırılmaz. Bizler de o acı günlerin, o karanlık günlerin tekrar yaşanmasına müsaade edemeyiz. Bu konuda da siz kardeşlerime önemli görevler düşüyor” dedi.

“TÜM KAMU GÖREVLİLERİ SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINI DİKKATLİ KULLANMALI”

Son yıllarda pek çok provokasyonun sosyal medya üzerinden yapıldığına değinerek, tüm kamu görevlilerinin bu mecraları son derece dikkatli kullanmaları gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle diyanet personelinin, kendilerini sosyal medyanın girdabına kaptırmamaları gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan din görevlilerine, “Sizler, üstelendiğiniz sorumluluk gereği herkesten daha fazla titiz olmalı, dikkatli olmalısınız. Camilerimizi kötülemek, din görevlilerimize kara çalmak için fırsat kollayanlara, bekledikleri fırsatı vermemeliyiz” tavsiyelerinde bulundu.

Din görevlilerinden; millete öncülük, rehberlik etmelerini beklediğini, insanların derdi, sıkıntısı ve sevinciyle hemhal olmasını isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yönde yapacakları çalışmalarda tüm imkânlarla kendilerinin yanında olmayı sürdüreceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm mensuplarına hizmetleri için teşekkür ederek ve kendilerinin Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı tebrik ederek tamamladı.

Previous ArticleNext Article

“Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” “Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” için yorumlar kapalı 80785

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada, “Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Rusya-İran arasında Tahran’da düzenlenen “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında bir konuşma yaptı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve toplantılarının 7’ncisine ev sahipliği yaparak kendilerini buluşturan İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin şahsında İran Hükûmetine ve halkına misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu formatta en son 2019’da Ankara’da bir araya geldiklerini hatırlattı ve koronavirüs salgını nedeniyle 2020’deki toplantıyı çevrim içi olarak gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “İnşallah önümüzdeki dönem daha sık görüşme imkânı bulacağız” diye konuştu.

“TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRÜLMELİDİR”

Suriye krizi kaynaklı meydan okumaların bunu gerekli kıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Astana Platformu, etkin çözümler üretebilen ve bunların hayata geçirilmesi amacıyla somut adımlar atabilen yegâne girişimdir. Biri ile mücadele için diğerinin taşeron olarak kullanılması gibi mülahazaları kabul etmiyoruz. Terör örgütleri ile mücadelemiz, nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir. Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Ancak Suriye’nin huzuru ile birlikte toprak bütünlüğü karşısında en önemli tehdit terör belasıdır. DEAŞ, PKK, PYD, YPG ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele kesintisiz bir şekilde sürdürülmelidir” dedi.

PKK, PYD ve YPG’nin Fırat’ın batısında ve doğusunda terör eylemlerine devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkına yapılacak en büyük iyiliğin bölücü terör örgütünün işgal ettiği topraklardan tamamen sökülüp atılması olduğunu vurguladı.

“TERÖR ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK TAVİZSİZ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

“Bölgemizin geleceğinde, bölücü teröre ve uzantılara yer olmadığının kesin olarak anlaşılması gerekiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye, güney sınırı boyunca terörden arındırdığı bölgelerle hem sivillerin hayatını korumuş hem düzensiz göçü engellemiş hem de Suriye’nin toprak bütünlüğüne önemli katkı vermiştir. Önümüzdeki dönemde de eli kanlı terör örgütlerine yönelik tavizsiz mücadelemizi sürdüreceğiz. İhtilafın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde yürütülecek bir siyasi süreçte son bulması ortak temennimizdir. Bu sürecin nasıl hızlandırılabileceğini ve bu amaçla müşterek ne tür adımlar atabileceğimizi istişare edeceğiz. Suriye halkının acil insani ihtiyaçlarının kesintisiz ve ayrım gözetmeksizin idame ettirilmesi hepimiz için öncelik taşıyor. Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşleri de Astana sürecinin önemli gündem maddelerinden biridir.”

Birçok önemli konuyu masaya yatıracakları zirve toplantısının hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü istişarelerin, alınacak kararların, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin ilerletilmesine yardımcı olmasını da özellikle temenni ettiğini söyledi.

PKK, PYD ve YPG örgütünün aldığı dış destekle Suriye’nin bölünmesini pekiştirecek adımlar attığını gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu terör örgütü, bölücü gündemini ilerletirken, saldırılarını sürdürürken, Türkiye’nin kayıtsız ve hareketsiz kalmasını beklemek mümkün değildir. Siz değerli dostlarımızdan Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladığınıza dair ifadeler duyuyorum. Buna müteşekkirim, ancak sadece sözler yaralara derman olmuyor. PKK, YPG, PYD unsurlarının sınırımızdan en az 30 kilometre öteye tamamen çekilmesi, zamanında yapılan mutabakatların bir gereğidir. Ancak, bu hâlâ gerçekleşmemiştir”

“ASTANA SÜRECİ, ÖNCÜ ROLÜNÜ KAYBETMEMELİDİR”

“Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı hâline dönüşmüştür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir. Astana ortaklarımızdan beklentimiz, Suriye’de istikrarın sağlanmasına yönelik çabalarımıza samimi destek vermeleridir. Saygıdeğer Devlet Başkanları, mesafe katetmemiz gereken bir diğer alan, siyasi süreçtir. Anayasa komitesi gayretlerimiz sonucu faaliyete geçmiş, bugüne kadar sekiz defa toplanmıştır. Önümüzdeki hafta yapılması planlanan dokuzuncu toplantının ertelenmesi üzücüdür. Rus dostlarımızın toplantı mekânı konusunda bazı endişeleri olduğunu biliyorum.”

Bu endişeleri gidermek için BM ve İsviçre makamları nezdinde girişimlerde bulunduklarını ve olumlu cevaplar aldıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Unutmayalım ki Anayasa Komitesinin başarısızlığı, Astana sürecinin başarısızlığı olarak görülmektedir. Komitenin hızlı şekilde somut sonuçlar elde etmesi temin edilmelidir. Bunun için de toplantıların düzenli şekilde BM’nin kolaylaştırıcılığında ve BM merkezlerinden herhangi birinde düzenlenmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bugüne kadar düzenlenen sekiz toplantıdan istenilen sonuçların elde edilmediğinin bilindiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet kanadının tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin telkinleriyle yapıcı bir anlayışla masada bulunduğunu aktardı.

Rejimin tavrının ise birlikte başlattıkları bu süreci baltaladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Beraberce tesis ettiğimiz bu sürecin geriye gitmesi, Astana mekanizmasının işlevinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu tablo karşısında süreci canlandırmamız şarttır. Astana süreci, öncü rolünü ve inisiyatif üstünlüğünü kaybetmemelidir. Anayasa Komitesinin müteakip turlarında uluslararası kamuoyuna sürecin ilerlediği gösterilmelidir. Bu maksatla rejim nezdinde gereken telkinlerde bulunacağınıza inanıyorum.”

“1 MİLYON SURİYELİNİN GERİ DÖNÜŞÜ İÇİN HAZIRLIKLARIMIZ SÜRÜYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de bugün göreceli de olsa sükûnet varsa bunun Astana Platformu’nun bir başarısı olduğunu vurguladı. Sahada sükuneti muhafaza etmenin ve bu bölgedeki 4 milyon Suriyelinin yaralarına merhem olmanın, onlara yardım eli uzatmanın görevleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki ateşkesin ihlal edilmemesinin bu bakımdan önemli olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırılar, siyasi çözüm çabalarımızı baltalıyor. Rejim, kendi halkını bu gibi saldırılarla öldürmek yerine samimiyetle siyasi sürece katılmalıdır. Diğer taraftan, sizlerin İdlib’deki terör odaklarından kaynaklanan endişelerinizi anlıyoruz. Mutabakatlarımız çerçevesinde her türlü tedbiri alıyoruz. Şehitler verme pahasına mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Gelinen noktada çalışmalarımız neticesinde bu bölgelerde terörist yapılanmaların hâkimiyeti bulunmadığının altını özellikle çizmek isterim” diye konuştu.

Türkiye’nin 3,7 milyon Suriyeliyi geçici olarak misafir ettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ihtilafının meydana getirdiği insani krizin yükünü maddi, manevi, sosyal, toplumsal en fazla çeken ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyelilerin, topraklarına huzuru kalple, güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşünün temin edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Güvenlik ve istikrar sağlandığı takdirde Suriyelilerin kendi topraklarına geri döndüklerini memnuniyetle görüyoruz. Terörden temizlediğimiz bölgelere Türkiye’den 500 binden fazla Suriyeli geri döndü, 1 milyon Suriyelinin geri dönüşü için de hazırlıklarımız sürüyor. Siyasi çözümde ilerleme kaydedilmesi, insani altyapının hazır edilmesi, dönmek isteyenlerin kötü muameleye maruz kalmayacaklarından emin olmaları, geri dönüşler için temel teşvik unsurlarıdır. Platformumuz, bu noktada daha etkin rol oynamalıdır. Heyetlerimizin münhasıran bu konuda istişarelerini artırmaları gerektiği kanaatindeyim.”

“4 MİLYONU AŞKIN SURİYELİ, ULUSLARARASI YARDIMLARA HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYUYOR”

Suriye’deki insani krizin yoğunluğu artarken, uluslararası camianın yardım ve desteğinin de zaruri olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu krizi biz çıkarmadık. Külfetinin de sadece bizler tarafından yüklenilmesini beklemek adil değildir. İşte bu nedenle uluslararası toplumun yardımlarının ayrım gözetmeksizin ve artarak sürmesini temin etmek, müşterek menfaatimizedir.” dedi.

Suriye’nin kuzeybatısındaki durumun özellikle dikkati çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “4 milyonu aşkın Suriyeli, uluslararası yardımlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) bu yardımlarını kolaylaştırmak için sınır ötesi ve çizgi ötesi yardımlar dahil her türlü desteği vermiştir. Astana ortaklarımızdan da aynı anlayışı bekliyorum” ifadelerini kullandı.

BM sınır ötesi mekanizmasının bu defa altı ay için uzatıldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sürenin BM’nin erken toparlanma projeleri dahil Suriye’nin tamamına yönelik insani yardımlarının planlanması bakımından yeterli olmadığının açık olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM yardımlarının sürdürülebilir bir şekilde devamının Suriye’deki insani krizin büyümesini engelleyecek yegâne yöntem olduğuna işaret ederek, “Bu mekanizmanın ortadan kalktığı bir tablonun yükü, bir kez daha Türkiye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve Suriye’nin omuzlarında olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzunca bir aradan sonra icra edilen bu zirvenin Suriye ihtilafının çözümüne barış, huzur ve istikrara katkı sunmasını, hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Ortak çabalarımızın icmalini yapmamıza ve yeni iş birliği geliştirmemize imkân sağlayan zirve toplantılarının bundan sonraki dönemde daha sık şekilde icra edilmesinin faydalı olacağı aşikârdır. Değerli dostum Putin’in müteakip zirvemize ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşılıyorum. Aziz kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Reisi’ye bana ve heyetime gösterdiği misafirperverlikten ötürü bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi için yorumlar kapalı 87780

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daveti üzerine Türkiye’ye gelen Filistin direnişinin sembolü Mariam Afifi’nin de yer aldığı Filistin Gençlik Orkestrası üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) sanatçılarının verdiği “Barış Konseri”ni izledi.

Emine Erdoğan, CSO Ada Ankara Tarihî Salon’da düzenlenen konseri, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile dinledi.

“ÇOK GÜZEL BİR SAHNE İZLEDİK”

Emine Erdoğan, konserin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok güzel bir konser. 30 yıllık bir orkestra bu ve Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ediyorlar. Müzikleriyle besteleriyle mücadele ediyorlar. Tüm dünyaya haykırıyorlar, seslerini duyuruyorlar. Biz de onların seslerine icabet ettik” dedi.

Mariam Afifi ile tanışıp onun bu orkestranın mensubu olduğunu öğrendikten sonra Türkiye’ye davet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Bir sene oldu bu daveti yapalı, şimdi gerçekleştirebildik. Ben çok memnun oldum geldikleri için onları mutlu görmek beni de çok mutlu etti. İnşallah, bütün Müslüman ülkeler de bütün batı ülkeleri de davet ederler ve seslerini daha gür bir şekilde duyulmasına vesile oluruz” diye konuştu.

Gençleri çok başarılı bulduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bizim orkestramızla birlikte icra ettiler, bu da bizi çok memnun etti. Gerçekten çok güzel bir sahne izledik hep beraber” ifadelerini kullandı.

Konser sonunda, davet üzerine sahneye gelen Emine Erdoğan, müzisyenleri tebrik ederek çiçek verdi. Edward Said Millî Konservatuvarı ve Filistin Gençlik Orkestrası Direktörü Suhail Khoury de Emine Erdoğan’a üzerinde Mescid-i Aksa’nın yer aldığı bir tablo hediye etti.

Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarıyla hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, salondan ayrılırken konseri izlemeye gelenlerle sohbet ederek öz çekim yaptı.

BARIŞ İÇİN BESTELENEN İKİ ESERİN DÜNYA PRÖMİYERİ YAPILDI

Emine Erdoğan, Mayıs 2021’de, Kudüs’te İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında Mescid-i Aksa’yı savunurken, başörtüsünden sürüklenerek gözaltına alınan ve bu sırada gülümsediği görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla direnişin sembollerinden biri hâline gelen Filistinli sanatçı Afifi ile telefon görüşmesinde, Afifi’nin de üyesi olduğu Filistin Gençlik Orkestrasını Türkiye’de görmekten mutluluk duyacağını belirtmişti.

Davet üzerine, Filistin Gençlik Orkestrasının bünyesinde bulunduğu The Edward Said Ulusal Müzik Konservatuvarı ile yapılan görüşme sonucu, CSO iş birliğinde Türkiye’de İstanbul ve Ankara’da konser düzenlenmesi kararı alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde Türkiye’ye gelen Filistin Gençlik Orkestrası üyesi müzisyenler, yoğun bir hazırlık döneminin ardından başkentte sanatseverlerle buluştu.

Khoury, konser öncesi yaptığı konuşmada, orkestranın kuruluşuna ilişkin bilgi verdi. Konserde kendilerine eşlik eden Türk müzisyenlere şükranlarını sunan Khoury, Emine Erdoğan’a da yanlarında oldukları ve davetleri için teşekkür etti. Khoury, Türkiye’ye, Filistin’e yönelik dayanışmalarını devam ettirmeleri çağrısında bulundu.

CSO Şefi Cem’i Can Deliorman’ın şefliğini yaptığı Barış Konseri’nde, barış için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri yapıldı. İki ülkenin halk ezgilerinin icra edildiği “Barış Konseri” için Yusuf Yalçın’ın bestelediği “Anadolu Rapsodisi” ve Filistinli Bishara Kell’in bu konser için bestelediği “Altoların Dansı” eserleri, ilk kez sanatseverlere sunuldu.

Barış Konseri’nde ayrıca, Aşık Veysel, Suhail Khoury, Tamer Al-Sahouri, Kemani Sebuh Efendi, Antonin Dvorak’ın eserleri de yer aldı.

Konseri, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Çiğdem Karaaslan, Özlem Zengin, Jülide Sarıeroğlu, Hamza Dağ ve Ömer İleri, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan ile yabancı misyon temsilcileri de izledi.