“Üniversiteler, özgürlüğün merkezi olmalarının yanı sıra değişimin de öncüleridir” “Üniversiteler, özgürlüğün merkezi olmalarının yanı sıra değişimin de öncüleridir” için yorumlar kapalı 93890

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Merkezi Laboratuvar Açılışı ve Kütüphane Temel Atma Töreni’nde yaptığı konuşmada akademi dünyasının destek vermediği, katkı sunmadığı bir mücadelenin menzile ulaşma şansı olmadığını belirterek, “Dünyanın her bölgesinde üniversiteler, özgürlüğün merkezi olmalarının yanı sıra değişimin de öncüleridir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yapımı tamamlanan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Bilim ve İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Laboratuvarı BİLTAM’ın açılışı ve üniversite kütüphane binasının temelinin atılması vesilesiyle düzenlenen törene katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, törende bir konuşma yaptı.

BİLTAM’ın, üniversite tarafından 35 milyon lira yatırım bedeliyle inşa edildiğini, 20 bin metrekare kapalı alana sahip olduğunu ve en son teknolojik imkânlarla teçhiz edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, merkezin; temel tıp bilimleri, fen ve mühendislik alanlarında akademisyenlerin ve öğrencilerin en büyük yardımcısı olacağını söyledi.

“İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ İSMİ, SİZLERE KENDİ ALANINIZIN EN İYİSİ OLMA GÖREVİNİ YÜKLÜYOR”

Hizmete alınan merkezde, üniversitenin deney, analiz, araştırma, geliştirme ve ürün-geliştirme çalışmalarının, topluma yararlı projelere dönüştürüleceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamu kurumlarının ihtiyaç duyduğu çeşitli analizlerinin de gerçekleştirileceği merkezin faaliyete geçmesinde katkısı bulunanları tebrik etti.

Törende, yatırım bedeli 65 milyon lirayı aşan 28 bin metrekare kapalı alana sahip olacak İstanbul Medeniyet Üniversitesi Ziraat Bankası Kütüphanesi’nin temelini de attıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kütüphanenin üniversiteye şimdiden hayırlı olması temennisinde bulundu, inşasına destek veren kuruluşlara teşekkür etti.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin, 10 fakültesi, 41 farklı lisans ve diploma bölümü, 60’tan fazla doktora ve yüksek lisans programıyla hedefleri doğrultusunda emin adımlarla ilerlediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yenilikçi, girişimci, toplum ve medeniyet merkezli, uluslararası ve araştırma odaklı bir üniversite hedefinin, sözde kalmayıp fiiliyata geçtiğini görmekten gerçekten memnuniyet duyuyorum” dedi.

Üniversitenin, taşıdığı isim itibariyle ağır ve büyük bir mesuliyetin altında olduğunu; hem 1400 yıllık medeniyetin hem de İstanbul gibi bir şehrin ismini aynı anda taşımanın her kuruma nasip olmayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu durum üniversitemiz açısından hem bir onur ve gurur vesilesi hem de ciddi bir sorumluluk demektir. İstanbul Medeniyet Üniversitesi ismi, sizlere kendi alanınızın en iyisi, en başarılısı olma görevini yüklüyor” diye konuştu.

“BİZ, DÜNYANIN EN İLERİ İLİM MERKEZLERİNİ KURMUŞ BİR ECDADIN TORUNLARIYIZ”

Bu milletin, ilk emri ‘oku’ olan bir dinin müntesibi; kalemin kılıçtan üstün tutulduğu, âlimlerin peygamberlerin varisleri olarak görüldüğü bir medeniyetin mensupları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında şunları ekledi: “Biz, Avrupa’nın cehalet karanlığında boğulduğu bir dönemde, dünyanın en ileri ilim merkezlerini kurmuş, tarihe bu şekilde yön vermiş bir ecdadın torunlarıyız. Beyt’ül Hikme’den Nizamiye Medreselerine, Uluğ Bey Medresesinden Orhan Gazi Medresesine, üç kıtaya serpilen külliyelere, şifahanelere, mekteplere kadar, gerçekten büyük bir birikimin mirasçılarıyız.”

Endülüs’te İkinci Hakem’in kütüphanesinde 400 bin ciltlik eserin olduğunu; ancak bu eserlerin tamamının, İslâm’ın İspanya’daki izlerini silmek amacıyla Gırnata’nın meydanlarında yakıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimlerin kitaba düşman olduğunu göstermesi bakımından, ilme düşman olduklarını göstermesi bakımından bunlar çok büyük ispatlardır” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, 12. yüzyılda Diyarbakır Ulu Cami’nin bitişiğinde kurulan kütüphanede bir milyon kırk bin kitabın bulunduğunu, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip şehri yeniden imar ederken önceliği kütüphanelere verdiğini de sözlerine ekledi.

“Ne zaman bizi biz yapan bu değerler hiyerarşisi alt-üst olmuştur, işte o zaman gerileme ve çöküş dönemlerimiz başlamıştır. Tarihimizi incelediğimizde ilmi açıdan geriye düşmemizle, siyasi ve askerî açıdan geriye düşmemizin birbirlerini takip ettiğini görüyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yüzden her fırsatta ilmi çalışmalara, akademik gayretlere, araştırmaya öncelik veren yenilikçi projeleri vurguladıklarını söyledi. 5 milyon kitabı ihtiva edecek Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesinin beş altı ay içinde inşasının tamamlanacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan restorasyonu devam eden Rami Kışlasının da 5 milyondan daha çok kitabı barındıran ve ciltçilik, hat ve tezhip sanatlarının da öğretileceği bir kütüphane olarak hizmet vereceğini söyledi.

“BİLİMDE ÇIĞIR AÇAN BAŞARILARA İMZA ATMA NOKTASINDA HÂLÂ OLDUKÇA GERİDEYİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizi ve milletimizi tarihte olduğu gibi yeniden bilimde, teknolojide, sanatta ve kültürde ileriye taşıyacak çalışmalara ehemmiyet veriyoruz. Ancak, gösterdiğimiz onca gayrete, verdiğimiz onca mücadeleye rağmen hâlen bu hususta arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamadığımızı da üzüntüyle belirtmek istiyorum. Bilhassa kitap okuma, nitelikli akademik eserler üretme, bilimde çığır açan başarılara imza atma noktasında hâlâ oldukça gerideyiz. Bakınız burada sizlere meramımızı daha iyi anlatacağına inandığım bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum: İstatistiklere göre ülkemizde her gün televizyon izlemeye altı saat, internete üç saat harcıyoruz. Buna karşın kitap okumaya harcadığımız süre kişi başına günde birkaç dakikayı zor buluyor. UNESCO’nun kayıtlarına göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86. sırada bulunuyor. Evet, günde altı saatini televizyona, üç saatini internete, sosyal medyaya ayıran insanımızın, özellikle gençlerimizin, kitap okumaya hasrettiği sürenin dakikalarla ifade edilmesi bize asla yakışmayan bir tablodur.”

“Vakit öldürme mekânları” olarak tanımladığı kafelerin, kütüphanelerden çok daha yaygın ve kalabalık olmasının üzerinde hassasiyetle durmaları gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayata geçirmeye çalıştıkları Millet Kıraathanelerinin, vaktin öldürüldüğü değil, değerlendirildiği yerler olarak yeni bir vizyonu ortaya koyacağına inandığını kaydetti.

“BİZ GELECEĞE DAİR İDDİALARI, HEDEFLERİ, BEKLENTİLERİ OLAN BİR ÜLKEYİZ”

Türkiye’nin, geleceğe dair iddiaları, hedefleri ve beklentileri olan bir ülke; bu milletin de, geçmişinden aldığı kuvvet ve cesaretle geleceğini inşa etme gayreti içinde olan bir millet olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne taşımayı amaçlıyoruz. 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefleyen bir ülkenin, kitap okuma oranının, nitelikli eserler üretme sayısının, özgün akademik makale rakamının da bununla mütenasip olması gerekecektir. Türkiye gibi binlerce yıla sâri kadim bir medeniyetin temsilcisi olan, küresel ve bölgesel ölçekte iddiaları bulunan bir devletin, her kademede, özellikle ilmi çalışmalarda üst sıralarda bulunması şarttır.”

TÜRKİYE SON 16 YILDA, ÜNİVERSİTELERİN ÖZGÜRLEŞMESİ NOKTASINDA BAŞARILI BİR İMTİHAN VERDİ”

Bu noktada en büyük görevin üniversitelere düştüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, akademi dünyasının destek vermediği ve katkı sunmadığı bir mücadelenin menzile ulaşma şansı olmadığını belirterek “Dünyanın her bölgesinde üniversiteler, özgürlüğün merkezi olmalarının yanı sıra değişimin de öncüleridir” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son 16 yılda, üniversitelerin özgürleşmesi noktasında başarılı bir imtihan verdiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Üniversitelerimiz, uzun yıllar kendilerini esir alan statükonun baskıcı, formatlayıcı, hürriyetleri kısıtlayıcı atmosferinden büyük oranda kurtulmuştur. Türk Üniversiteleri, her ne kadar imtiyazını kaybedenler aksini iddia etseler de, 2002 öncesine göre hem altyapı imkânları hem de akademik özgürlükler bakımından çağ atlamıştır. 28 Şubat döneminin faşist zihniyetinin üniversitelerimizde sebep olduğu tahribat önemli ölçüde giderilirken, üniversitelerin kapıları tekrar milletin evlatlarına açılmıştır. Devleti tapulu malları gibi gören elitlerin himayelerinde serpilen, kimi üniversiteleri âdeta militan yetiştirme kampına dönüştüren terör örgütleri de buralardan temizlenmiştir. Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim ki; 16 yıllık mücadelemiz neticesinde birikmiş problemlerin çoğu çözülmüş, ihmaller giderilmiştir. Bilhassa marjinal çevrelerin senelerce istismar ettikleri harç ve yurt gibi öğrencilerimizin kronik sorunlarının tamamı dönemimizde hallolmuştur.”

“BELLİ KALIPLARIN ESİRİ OLMUŞ BİR ÜNİVERSİTENİN, DEĞİŞİME ÖNCÜLÜK YAPMASI BEKLENEMEZ”

Ancak üniversitelerin arzu ettikleri noktada olmadığını ve yeni dönemde niteliğe, kaliteye, yeniliğe, kemiyetten çok keyfiyete odaklanmaları gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sınırların kaybolduğu, mesafelerin anlamını yitirdiği bir çağda, üniversitelerin de eski alışkanlıklarını değiştirmesinin önem arz ettiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “En dinamik, en hareketli, sosyal hayatımızda görünürlüğü en fazla olması gereken kurumların başında üniversitelerimiz geliyor. Durağanlaşmış, belli kalıpların, belli ideolojik bagajların esiri olmuş bir üniversitenin, değişime öncülük yapması da beklenemez. Toplumun önüne düşme cesareti göstermeyen bir üniversitenin ne kendisine ne öğrencisine ne de milletine bir faydası yoktur. Fikir çilesi çekmeden, kütüphanede mesai harcamadan, laboratuvarda saatlerce ter dökmeden, nitelikli eserler verilemez.”

Bilim, ilim, hikmet ve idrak için, önce inancın, sonra gayretin gerektiğini, hayallerin ancak bu şekilde gerçeğe dönüştürülebileceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, akademisyenlere hitaben, “Sizlerin desteği, katkısı ve omuz vermesi olmadan, bizim çabalarımız yarım kalmaya mahkûmdur. Bunun için de Türk üniversitelerinin dünyadaki yükseköğrenim kurumları ile rekabet edebilmesi, hatta onlardan katbekat üstün olması gerekiyor” sözlerine yer verdi.

Açılışı yapılan Bilim ve İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Laboratuvarının hayırlı olması, temeli atılan kütüphanenin en kısa sürede tamamlanarak öğrencilerin ve milletin istifadesine sunulması temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, projelerin hayata geçmesinde katkısı olan Ziraat Bankası yönetimine teşekkür etti.

Previous ArticleNext Article

“Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” “Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” için yorumlar kapalı 80785

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada, “Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Rusya-İran arasında Tahran’da düzenlenen “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında bir konuşma yaptı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve toplantılarının 7’ncisine ev sahipliği yaparak kendilerini buluşturan İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin şahsında İran Hükûmetine ve halkına misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu formatta en son 2019’da Ankara’da bir araya geldiklerini hatırlattı ve koronavirüs salgını nedeniyle 2020’deki toplantıyı çevrim içi olarak gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “İnşallah önümüzdeki dönem daha sık görüşme imkânı bulacağız” diye konuştu.

“TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRÜLMELİDİR”

Suriye krizi kaynaklı meydan okumaların bunu gerekli kıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Astana Platformu, etkin çözümler üretebilen ve bunların hayata geçirilmesi amacıyla somut adımlar atabilen yegâne girişimdir. Biri ile mücadele için diğerinin taşeron olarak kullanılması gibi mülahazaları kabul etmiyoruz. Terör örgütleri ile mücadelemiz, nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir. Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Ancak Suriye’nin huzuru ile birlikte toprak bütünlüğü karşısında en önemli tehdit terör belasıdır. DEAŞ, PKK, PYD, YPG ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele kesintisiz bir şekilde sürdürülmelidir” dedi.

PKK, PYD ve YPG’nin Fırat’ın batısında ve doğusunda terör eylemlerine devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkına yapılacak en büyük iyiliğin bölücü terör örgütünün işgal ettiği topraklardan tamamen sökülüp atılması olduğunu vurguladı.

“TERÖR ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK TAVİZSİZ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

“Bölgemizin geleceğinde, bölücü teröre ve uzantılara yer olmadığının kesin olarak anlaşılması gerekiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye, güney sınırı boyunca terörden arındırdığı bölgelerle hem sivillerin hayatını korumuş hem düzensiz göçü engellemiş hem de Suriye’nin toprak bütünlüğüne önemli katkı vermiştir. Önümüzdeki dönemde de eli kanlı terör örgütlerine yönelik tavizsiz mücadelemizi sürdüreceğiz. İhtilafın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde yürütülecek bir siyasi süreçte son bulması ortak temennimizdir. Bu sürecin nasıl hızlandırılabileceğini ve bu amaçla müşterek ne tür adımlar atabileceğimizi istişare edeceğiz. Suriye halkının acil insani ihtiyaçlarının kesintisiz ve ayrım gözetmeksizin idame ettirilmesi hepimiz için öncelik taşıyor. Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşleri de Astana sürecinin önemli gündem maddelerinden biridir.”

Birçok önemli konuyu masaya yatıracakları zirve toplantısının hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü istişarelerin, alınacak kararların, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin ilerletilmesine yardımcı olmasını da özellikle temenni ettiğini söyledi.

PKK, PYD ve YPG örgütünün aldığı dış destekle Suriye’nin bölünmesini pekiştirecek adımlar attığını gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu terör örgütü, bölücü gündemini ilerletirken, saldırılarını sürdürürken, Türkiye’nin kayıtsız ve hareketsiz kalmasını beklemek mümkün değildir. Siz değerli dostlarımızdan Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladığınıza dair ifadeler duyuyorum. Buna müteşekkirim, ancak sadece sözler yaralara derman olmuyor. PKK, YPG, PYD unsurlarının sınırımızdan en az 30 kilometre öteye tamamen çekilmesi, zamanında yapılan mutabakatların bir gereğidir. Ancak, bu hâlâ gerçekleşmemiştir”

“ASTANA SÜRECİ, ÖNCÜ ROLÜNÜ KAYBETMEMELİDİR”

“Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı hâline dönüşmüştür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir. Astana ortaklarımızdan beklentimiz, Suriye’de istikrarın sağlanmasına yönelik çabalarımıza samimi destek vermeleridir. Saygıdeğer Devlet Başkanları, mesafe katetmemiz gereken bir diğer alan, siyasi süreçtir. Anayasa komitesi gayretlerimiz sonucu faaliyete geçmiş, bugüne kadar sekiz defa toplanmıştır. Önümüzdeki hafta yapılması planlanan dokuzuncu toplantının ertelenmesi üzücüdür. Rus dostlarımızın toplantı mekânı konusunda bazı endişeleri olduğunu biliyorum.”

Bu endişeleri gidermek için BM ve İsviçre makamları nezdinde girişimlerde bulunduklarını ve olumlu cevaplar aldıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Unutmayalım ki Anayasa Komitesinin başarısızlığı, Astana sürecinin başarısızlığı olarak görülmektedir. Komitenin hızlı şekilde somut sonuçlar elde etmesi temin edilmelidir. Bunun için de toplantıların düzenli şekilde BM’nin kolaylaştırıcılığında ve BM merkezlerinden herhangi birinde düzenlenmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bugüne kadar düzenlenen sekiz toplantıdan istenilen sonuçların elde edilmediğinin bilindiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet kanadının tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin telkinleriyle yapıcı bir anlayışla masada bulunduğunu aktardı.

Rejimin tavrının ise birlikte başlattıkları bu süreci baltaladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Beraberce tesis ettiğimiz bu sürecin geriye gitmesi, Astana mekanizmasının işlevinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu tablo karşısında süreci canlandırmamız şarttır. Astana süreci, öncü rolünü ve inisiyatif üstünlüğünü kaybetmemelidir. Anayasa Komitesinin müteakip turlarında uluslararası kamuoyuna sürecin ilerlediği gösterilmelidir. Bu maksatla rejim nezdinde gereken telkinlerde bulunacağınıza inanıyorum.”

“1 MİLYON SURİYELİNİN GERİ DÖNÜŞÜ İÇİN HAZIRLIKLARIMIZ SÜRÜYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de bugün göreceli de olsa sükûnet varsa bunun Astana Platformu’nun bir başarısı olduğunu vurguladı. Sahada sükuneti muhafaza etmenin ve bu bölgedeki 4 milyon Suriyelinin yaralarına merhem olmanın, onlara yardım eli uzatmanın görevleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki ateşkesin ihlal edilmemesinin bu bakımdan önemli olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırılar, siyasi çözüm çabalarımızı baltalıyor. Rejim, kendi halkını bu gibi saldırılarla öldürmek yerine samimiyetle siyasi sürece katılmalıdır. Diğer taraftan, sizlerin İdlib’deki terör odaklarından kaynaklanan endişelerinizi anlıyoruz. Mutabakatlarımız çerçevesinde her türlü tedbiri alıyoruz. Şehitler verme pahasına mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Gelinen noktada çalışmalarımız neticesinde bu bölgelerde terörist yapılanmaların hâkimiyeti bulunmadığının altını özellikle çizmek isterim” diye konuştu.

Türkiye’nin 3,7 milyon Suriyeliyi geçici olarak misafir ettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ihtilafının meydana getirdiği insani krizin yükünü maddi, manevi, sosyal, toplumsal en fazla çeken ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyelilerin, topraklarına huzuru kalple, güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşünün temin edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Güvenlik ve istikrar sağlandığı takdirde Suriyelilerin kendi topraklarına geri döndüklerini memnuniyetle görüyoruz. Terörden temizlediğimiz bölgelere Türkiye’den 500 binden fazla Suriyeli geri döndü, 1 milyon Suriyelinin geri dönüşü için de hazırlıklarımız sürüyor. Siyasi çözümde ilerleme kaydedilmesi, insani altyapının hazır edilmesi, dönmek isteyenlerin kötü muameleye maruz kalmayacaklarından emin olmaları, geri dönüşler için temel teşvik unsurlarıdır. Platformumuz, bu noktada daha etkin rol oynamalıdır. Heyetlerimizin münhasıran bu konuda istişarelerini artırmaları gerektiği kanaatindeyim.”

“4 MİLYONU AŞKIN SURİYELİ, ULUSLARARASI YARDIMLARA HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYUYOR”

Suriye’deki insani krizin yoğunluğu artarken, uluslararası camianın yardım ve desteğinin de zaruri olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu krizi biz çıkarmadık. Külfetinin de sadece bizler tarafından yüklenilmesini beklemek adil değildir. İşte bu nedenle uluslararası toplumun yardımlarının ayrım gözetmeksizin ve artarak sürmesini temin etmek, müşterek menfaatimizedir.” dedi.

Suriye’nin kuzeybatısındaki durumun özellikle dikkati çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “4 milyonu aşkın Suriyeli, uluslararası yardımlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) bu yardımlarını kolaylaştırmak için sınır ötesi ve çizgi ötesi yardımlar dahil her türlü desteği vermiştir. Astana ortaklarımızdan da aynı anlayışı bekliyorum” ifadelerini kullandı.

BM sınır ötesi mekanizmasının bu defa altı ay için uzatıldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sürenin BM’nin erken toparlanma projeleri dahil Suriye’nin tamamına yönelik insani yardımlarının planlanması bakımından yeterli olmadığının açık olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM yardımlarının sürdürülebilir bir şekilde devamının Suriye’deki insani krizin büyümesini engelleyecek yegâne yöntem olduğuna işaret ederek, “Bu mekanizmanın ortadan kalktığı bir tablonun yükü, bir kez daha Türkiye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve Suriye’nin omuzlarında olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzunca bir aradan sonra icra edilen bu zirvenin Suriye ihtilafının çözümüne barış, huzur ve istikrara katkı sunmasını, hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Ortak çabalarımızın icmalini yapmamıza ve yeni iş birliği geliştirmemize imkân sağlayan zirve toplantılarının bundan sonraki dönemde daha sık şekilde icra edilmesinin faydalı olacağı aşikârdır. Değerli dostum Putin’in müteakip zirvemize ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşılıyorum. Aziz kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Reisi’ye bana ve heyetime gösterdiği misafirperverlikten ötürü bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi için yorumlar kapalı 87780

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daveti üzerine Türkiye’ye gelen Filistin direnişinin sembolü Mariam Afifi’nin de yer aldığı Filistin Gençlik Orkestrası üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) sanatçılarının verdiği “Barış Konseri”ni izledi.

Emine Erdoğan, CSO Ada Ankara Tarihî Salon’da düzenlenen konseri, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile dinledi.

“ÇOK GÜZEL BİR SAHNE İZLEDİK”

Emine Erdoğan, konserin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok güzel bir konser. 30 yıllık bir orkestra bu ve Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ediyorlar. Müzikleriyle besteleriyle mücadele ediyorlar. Tüm dünyaya haykırıyorlar, seslerini duyuruyorlar. Biz de onların seslerine icabet ettik” dedi.

Mariam Afifi ile tanışıp onun bu orkestranın mensubu olduğunu öğrendikten sonra Türkiye’ye davet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Bir sene oldu bu daveti yapalı, şimdi gerçekleştirebildik. Ben çok memnun oldum geldikleri için onları mutlu görmek beni de çok mutlu etti. İnşallah, bütün Müslüman ülkeler de bütün batı ülkeleri de davet ederler ve seslerini daha gür bir şekilde duyulmasına vesile oluruz” diye konuştu.

Gençleri çok başarılı bulduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bizim orkestramızla birlikte icra ettiler, bu da bizi çok memnun etti. Gerçekten çok güzel bir sahne izledik hep beraber” ifadelerini kullandı.

Konser sonunda, davet üzerine sahneye gelen Emine Erdoğan, müzisyenleri tebrik ederek çiçek verdi. Edward Said Millî Konservatuvarı ve Filistin Gençlik Orkestrası Direktörü Suhail Khoury de Emine Erdoğan’a üzerinde Mescid-i Aksa’nın yer aldığı bir tablo hediye etti.

Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarıyla hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, salondan ayrılırken konseri izlemeye gelenlerle sohbet ederek öz çekim yaptı.

BARIŞ İÇİN BESTELENEN İKİ ESERİN DÜNYA PRÖMİYERİ YAPILDI

Emine Erdoğan, Mayıs 2021’de, Kudüs’te İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında Mescid-i Aksa’yı savunurken, başörtüsünden sürüklenerek gözaltına alınan ve bu sırada gülümsediği görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla direnişin sembollerinden biri hâline gelen Filistinli sanatçı Afifi ile telefon görüşmesinde, Afifi’nin de üyesi olduğu Filistin Gençlik Orkestrasını Türkiye’de görmekten mutluluk duyacağını belirtmişti.

Davet üzerine, Filistin Gençlik Orkestrasının bünyesinde bulunduğu The Edward Said Ulusal Müzik Konservatuvarı ile yapılan görüşme sonucu, CSO iş birliğinde Türkiye’de İstanbul ve Ankara’da konser düzenlenmesi kararı alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde Türkiye’ye gelen Filistin Gençlik Orkestrası üyesi müzisyenler, yoğun bir hazırlık döneminin ardından başkentte sanatseverlerle buluştu.

Khoury, konser öncesi yaptığı konuşmada, orkestranın kuruluşuna ilişkin bilgi verdi. Konserde kendilerine eşlik eden Türk müzisyenlere şükranlarını sunan Khoury, Emine Erdoğan’a da yanlarında oldukları ve davetleri için teşekkür etti. Khoury, Türkiye’ye, Filistin’e yönelik dayanışmalarını devam ettirmeleri çağrısında bulundu.

CSO Şefi Cem’i Can Deliorman’ın şefliğini yaptığı Barış Konseri’nde, barış için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri yapıldı. İki ülkenin halk ezgilerinin icra edildiği “Barış Konseri” için Yusuf Yalçın’ın bestelediği “Anadolu Rapsodisi” ve Filistinli Bishara Kell’in bu konser için bestelediği “Altoların Dansı” eserleri, ilk kez sanatseverlere sunuldu.

Barış Konseri’nde ayrıca, Aşık Veysel, Suhail Khoury, Tamer Al-Sahouri, Kemani Sebuh Efendi, Antonin Dvorak’ın eserleri de yer aldı.

Konseri, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Çiğdem Karaaslan, Özlem Zengin, Jülide Sarıeroğlu, Hamza Dağ ve Ömer İleri, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan ile yabancı misyon temsilcileri de izledi.