Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Doğu Akdeniz’de oldubittiye göz yummayız” Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Doğu Akdeniz’de oldubittiye göz yummayız” için yorumlar kapalı 70401

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Türkiye; gerek Ege’de, gerek Akdeniz’de, gerekse Karadeniz’de egemenlik haklarından doğan temel haklarını savunmak için bugüne kadar gösterdiği kararlı tutumu bundan sonra da göstermeye devam edecektir. Kim tarafından gelirse gelsin, Türkiye’nin özellikle Doğu Akdeniz’de bir oldubittiye göz yummayacağını herkesin bilmesi gerekir” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda ele alınan konular ve gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

Kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın şunları söyledi:

“Bildiğiniz gibi yarın Yunanistan Başbakanı Türkiye’ye resmî bir ziyarette bulunuyor. İki gün olarak planlanan bu ziyaretin ilk ayağı yarın Ankara’da gerçekleşecek. Sayın Çipras öncelikle Başkan Yardımcımız Fuat Oktay tarafından karşılanacak ve onunla görüşecek, ardından Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edilecek.

YUNANİSTAN BAŞBAKANI ÇİPRAS’IN ZİYARETİ

Tabii Yunanistan’la yoğun bir gündemimiz var; ikili, ticari, ekonomik ilişkilerimizin yanı sıra Ege’deki gelişmeler, enerji, TAP, Türk Akımı, Batı Trakya’daki Türk azınlığı, Türkiye’de yaşayan Rum azınlığı, Ege, Akdeniz kıta sahanlığı, adalar ve bütün bu konularla ilgili yarın yoğun bir gündemimiz olacak. Sayın Çipras’ın buraya gelmeden önce bugün Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamalar memnuniyet verici, bu yaklaşımlarının pozitif ve iyi niyetli olduğunu göstermektedir. Yarınki görüşmelerin de biz bu çerçevede gerçekleşeceğine inanıyoruz.

Yalnız bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim: Bugün sunumunda Dışişleri Bakanımız da, Millî Savunma Bakanımız da Kabine Toplantısı’nda altını çizdiler, Türkiye; gerek Ege’de, gerek Akdeniz’de gerekse Karadeniz’de egemenlik haklarından doğal temel haklarını savunmak için bugüne kadar gösterdiği kararlı tutumu bundan sonra da göstermeye devam edecektir. Kim tarafından gelirse gelsin, özellikle Doğu Akdeniz’de bir oldubittiye Türkiye’nin göz yummayacağını herkesin bilmesi gerekir.

“AKDENİZ’İN BARIŞ DENİZİ HÂLİNE GELMESİ, KAYNAKLARIN ADİL ŞEKİLDE PAYLAŞILMASIYLA MÜMKÜN”

Zira Akdeniz’in bir barış denizi hâline gelmesi, kaynakların eşit ve adil bir şekilde bulunması, çıkartılması ve paylaşılmasıyla mümkün olabilir. Şu veya bu gerekçeyle özellikle Kıbrıs Rum tarafının belli ülkelerle yaptığı anlaşmalar çerçevesinde defakto durumlar yaratmaya çalışmasının beyhude bir çaba olduğunu bir kez daha ifade etmek isteriz, Türkiye bunları asla kabul etmeyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti uluslararası hukuk çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’yle bir dizi anlaşma imzalamıştır ve Enerji Bakanlığımız da bildiğiniz gibi bugün Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ın etrafında kendisine tahsis edilen bölgelerde de arama çalışmaları yapmaktadır. Yakında sondaj çalışmalarının başlayacağını da öngörüyoruz, bu çalışmalar devam edecektir. Türkiye’yi tabiri caizse Antalya Körfezi’ne hapsetmeye çalışan yaklaşımların bizim açımızdan kabul edilebilir olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyorum.

“ÜRDÜN’LE YAKIN TEMASLARIMIZI BUNDAN SONRA DA DEVAM ETTİRECEĞİZ”

Bir diğer konu, bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız Ürdün Kralını da dün Vahdettin Köşkü’nde ağırladı. Ürdün bizim çok iyi ilişkilerimizin olduğu bir kardeş, dost, müttefik ülkedir. Ve özellikle hem ikili ticari ilişkilerimiz, serbest ticaret anlaşmasının yeniden tesis edilmesi, Filisin meselesi ve diğer bölgesel konular, Suriye başta olmak üzere etraflı bir şekilde burada ele alındı. Ürdün’le bu yakın temaslarımızı bundan sonra da devam ettireceğiz.

Suriye bahsiyle ilgili bir cümle daha eklemek istiyorum: Demin özellikle Fırat’ın doğusuna yoğunlaştık; ama bu Münbiç yol haritasının uygulamasıyla ilgili çağrımızı buradan tekrar etmek istiyorum. Amerikalı yetkililerle bu konuyu uzun bir süredir müzakere ediyoruz. Şu ana kadar aslında bu anlaşmanın çoktan ya da yol haritasının çoktan hayata geçirilmiş olması gerekirdi. Oyalama taktiklerinin kimseye bir faydası olmayacaktır.

“MÜNBİÇ YOL HARİTASININ İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMESİ BÜYÜK ÖNEM ARZ EDİYOR”

İki müttefik olarak, iki NATO üyesi ülke olarak artık bu Münbiç yol haritasının ivedilikle daha fazla gecikme olmadan hayata geçirilmesi hem ikili ilişkilerimiz, hem bölgenin güvenliği, hem de Suriye’deki süreç açısından büyük önem arz ediyor. Sayın Dışişleri Bakanımızın yarın yapacağı ziyarette de tabii bu konu etraflı bir şekilde ele alınacak. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin beklentisinin de bu yol haritasının bir an önce uygulanması olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum.”

Soru: “Müsaadenizle iç ve dış ayrı olmak üzere iki sorum olacak. Öncelikle güvenli bölge konusunda ABD’yle bir anlaşmaya varıldığı iddiası yabancı basında dillendiriliyor. Böyle bir iddia doğru mudur, anlaşma sağlandıysa hangi noktalarda böyle bir anlaşma sağlandı? İkinci sorum içi politikaya yönelik olacak: Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan dün katıldığı bir televizyon programında değindi, yeni askerlik sistemiyle ilgili 3-6-9 aylık bir sistemden bahsetti. Başka bir detay söz konusu mudur?

“GÜVENLİ BÖLGE KONUSUNDA MÜZAKERELER DEVAM EDİYOR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Öncelikle bu basında çıkan güvenli bölgeyle ilgili bir anlaşmaya varıldı haberlerinin doğru olmadığını ifade etmek isterim, bu konuda müzakereler hâlâ devam ediyor. Yine başta da söylediğim gibi, bir oldubittiyle burayı adeta PYD-YPG terör örgütünü koruyan bir tampon bölge hâline getirme yaklaşımlarını kesin olarak reddettiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Burası güvenli bölge olacaktır, şu veya bu terör örgütünü korumak için kurulacak bir tampon bölge olmayacaktır. Türkiye bunu asla müsaade etmez, bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Amerikalı mevkidaşlarımızla yaptığımız müzakerelerin aslında özünü de bu oluşturuyor şu anda. Sayın Trump’ın 20 mil olarak açıkladığı güvenli bölge, Türkiye’yi, Türkiye sınırını ve o bölgede yaşayan Suriyelileri korumayı hedeflemektedir, başka bir düşünceyle, başka bir saikle birileri birtakım planlar yapıyorsa, Türkiye’nin buna onay vermeyeceğini bilmeleri gerekir.

İşte bu bölgeye bir uluslararası güç konuşlandırılsın, Türkler olmasın vesaire gibi birtakım fikirlerin de ortaya atıldığını görüyoruz. Yani açıkçası Sayın Trump’ın koyduğu iradeden sonra ilgili birimlerin bu konuyu sürekli böyle bulandırması bizi de düşündürüyor. Hangi saiklerle, hangi amaçlarla bu açıklamaları yaptıklarını, bu tür planlar üzerinde çalıştıklarını anlamakta zorlanıyoruz. Bu o kadar zor bir konu değil, yani biz daha önce de bunu defalarca ifade ettik.

“BİR TERÖR ÖRGÜTÜNE DESTEK VEREREK BİR BAŞKA TERÖR ÖRGÜTÜ BERTARAF EDİLEMEZ”

Amerika Birleşik Devletleri Obama döneminde YPG ve PYD’ye bu askerî desteği verene kadar, Suriye’de eli silahlı şu kadar bölgeyi kontrol eden, elinin altında bu kadar silahlı askeri olan bir YPG-PYD diye bir örgüt yoktu. Yani üç yıl önce böyle bir örgüt yoktu, bu güce sahip bir örgüt yoktu, Amerikan koruma kalkanı ve desteği çekildikten sonra gene Suriye’de böyle bir örgüt olmayacaktır. Bundan ne Suriye kaybeder, ne Suriye halkı kaybeder, Suriye Kürtleri de özgürleşir, Suriye’nin Arap’ı da, Türkmen’i de, Süryani’si de, Arami’si de özgürleşir. Ve aynı biz Cerablus bölgesinde yaptığımız gibi, Azez bölgesi’nde, Afrin’de, İdlib’de yaptığımız gibi yerel halkla ve meşru muhalif unsurlarla bu bölgelere biz güvenlik ve istikrarı çok rahat bir şekilde getirebiliriz. Hiç kimsenin YPG-PYD gibi bir terör örgütüne ya da onun maşalarına ihtiyacı yok. Dolayısıyla burada böyle bir kaygı içindelerse, bizimle ‘DEAŞ’a karşı savaşan müttefiklerimizi ortada bırakamayız’ gibi söylemlerin sıkça Amerikan basınında gündeme getirildiğini görüyoruz. Şunu bilmeleri gerekir ki;  bir terör örgütüyle bir başka terör örgütü def edilemez, bir terör örgütüne destek vererek bir başka terör örgütü bertaraf edilemez. Bu eninde sonunda bumerang olarak gelir, sizi de vurur.

Ben muhataplarıma burada yaptığımız müzakerelerde açıkça sordum, ‘YPG ve PYD’yle ilgili sizin nihai hedefiniz, planınız nedir?’ Bu soruya cevap veremediler. Geçici olarak diyorlar ki, ‘interaction, yani etkileşimsel bir ilişkimiz var bizim. DEAŞ’la mücadele bağlamında bir ilişki kurduk, bu çerçevede ilişkiyi devam ettireceğiz ve bu çerçevede sonlandıracağız.’ Biz de diyoruz ki, ‘madem DEAŞ’la mücadele sona erdi, DEAŞ yüzde 97-98 oranında Suriye topraklarından temizlendi, o zaman hâlâ bu ilişkiyi niye sürdürüyorsunuz?’ Bunun cevabını bize veremiyorlar. Dolayısıyla burada güvenli bölgenin amacı bellidir, kapsamı bellidir, bizim açımızdan son derece nettir ve biz de bu çerçevede gerek Amerikalılarla, gerek Ruslarla bu konuyu görüşmeye devam edeceğiz.

“YENİ ASKERLİK YASASI İLE İLGİLİ MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI’NIN ÇALIŞMASI SÜRÜYOR”

Bedelli askerlik konusunda Millî Savunma Bakanımızın sunumunda bir bölüm de vardı, onu da sizinle paylaşalım sorunuza binaen. Biliyorsunuz bu bedelli askerliğe şu ana kadar yaklaşık 635 bin kişi başvurdu. Fakat şimdi yeni askerlik modeli üzerinde çalışılıyor, yani bedelli ve dövizli askerlik ve normal askerlik, işte üç başlık olarak zaten gündemimizde var. Bunu daha da çeşitlendiren Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi 6-9-12 ay gibi zaman dilimlerine yayılabilecek farklı askerlik türleri üzerinde Millî Savunma Bakanlığımızın bir çalışması var.

Şimdi burada dört tane temel prensip ittihaz edilmiş durumda. Birisi; öngörülebilirlik, yani Türkiye’nin askerî ihtiyaçları çerçevesinde ve nüfus trendlerine göre nasıl bir askerî planlama yapılacak. İkincisi; ihtiyaçlar, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel ihtiyaçları, güvenlik temel ihtiyaçları nedir, bunların belirlenmesi. Üçüncüsü; yükümlülerin eğitimi meselesi, yani askere alınacak kişilerin ne tür temel eğitim alacakları askerî ve diğer konularda. Dördüncüsü de; bütün bu sistemin bir bütün olarak sürdürülebilir olması, sürekli olması. Bununla ilgili detaylı bir hazırlık yapıyorlar, bugün ilk sonuçlarını Kabine’ye arz ettiler. Çalışma tekemmül ettirildiği zaman Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilecek, ondan sonra da nihai onay alındıktan sonra kamuoyuyla paylaşacak, inşallah kısa sürede tamamlınca bununla ilgili güzel haberleri de kamuoyuyla paylaşma imkânımız olacak.”

Soru: “ABD ve Rusya orta menzilli füze anlaşmasını askıya aldılar. Özellikle dünyada bu kararı nasıl değerlendirmek gerekir? Türkiye bu karara nasıl bakıyor? Dünya yeni bir silahlanmaya doğru mu gidiyor? İkinci sorum da şu: Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la MHP Lideri Devlet Bahçeli 19 Şubat’tan önce bir araya geleceği yönünde haberler var. Bu haberler doğru mu, doğruysa Sayın Erdoğan’la Sayın Bahçeli ne zaman bir araya geleceklerdir?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “İkinci sorunuzdan başlayayım. Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Bahçeli’yle her zaman görüşebilirler, bu 19 Şubat’tan önce olabilir, sonra olabilir, biraz da bu program yoğunlukla ilgili bir konu; ama görüşmelerinin önünde hiçbir zaman bir engel yok. Biliyorsunuz zaman zaman yüz yüze, zaman zaman telefonla görüşüyorlar. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde de böyle bir görüşme gerçekleşebilir; ama şu gün itibarıyla, yani şu gün şu saate bir randevu henüz sabitlenmiş değil. Ama önümüzdeki günlerde böyle bir görüşme gerçekleşebilir.

“ABD VE RUSYA’NIN ORTA MENZİLLİ FÜZE ANLAŞMASINI ASKIYA ALMASI ENDİŞE VERİCİ”

Bu Amerika ve Rusya’nın karşılıklı olarak orta menzilli nükleer kuvvetler anlaşması, INF diye bilinen anlaşmadan çekilmesi meselesi bizim için endişe verici bir gelişme. Çünkü hatırlarsanız, kamuoyumuzun da bilmesi açısından belki bir cümleyle özetlemekte fayda var; 1987 yılında dönemin Amerikan Başkanı Ronald Reagan’la dönemin Sovyetler Birliği Başkanı Gorbaçov arasında bu anlaşma imzalanmış ve 500 ila 5505 mil menzilli füzelerin yasaklanmasını bir karara bağlamış idi. Ve bu anlaşmanın da bir neticesi olarak çok kısa bir sürede, 4 ay gibi bir sürede 2500’e yakın orta menzilli füze imha edilmiş, ortadan kaldırılmış idi.

Bu tabii geçtiğimiz 30 küsur yıllık süre içerisinde hem Avrupa’da, hem Rusya’da, hem de bizim bölgemizde aslında bir güven ve istikrarı sağladı. Şimdi tabii karşılıklı suçlamalarla, yani Amerikalılar Ruslara ‘siz ihlal ediyorsunuz’ diyor, Ruslar Amerikalılara, ‘hayır, siz ihlal ettiniz’ diyor. Bu INF Anlaşmasından iki tarafın da çekilmesi endişe verici bir durum. Silahsızlanmanın konuşulduğu, dünyanın bütün nükleer, kimyasal ve kitlesel silahlardan arındırılması gereken bir dönemde, tabi böyle yeni bir silah yarışına giriliyor, yeni bir nükleer silahlanmaya doğru gidiliyor şeklindeki bir havanın oluşması, böyle bir ihtimalin ortaya çıkması elbette hepimiz için endişe vericidir. Yani bizim beklentimiz ve çağırımız bütün taraflara, bunu diplomatik yollardan tekrar oturup konuşup eğer anlaşmanın revize edilmesi ya da güncellenmesi gerekiyorsa bu yönde bir adım atmaları ve bu orta menzilli, uzun menzilli, bize göre bütün bu kitle imha silahlarını ortadan kaldıracak bir plan, bir güzergâh, bir yaklaşımı benimseyerek bundan sonra hareket etmeleri olacaktır.”

Soru: “FETÖ’yle mücadele noktasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir operasyonda, Hava Kuvvetleri’ne ilişkin olarak 11 F-16 pilotunun da gözaltına alındığı dikkat çekiyor. Türkiye’nin operasyonları konuştuğu bu dönemde hâlen Hava Kuvvetleri’nin içerisinde FETÖ’cülerin bulunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İkinci sorum da seçim süreci takvimiyle ilgili. Tabii ki yoğun bir diplomasi süreci var; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın miting programı belli oldu mu, ne zaman başlayacak mitinglere, kaç ile gitmesi planlanıyor?”

“FETÖ’YLE MÜCADELE KONUSUNDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KARARLILIĞI TAMDIR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Öncelikle bu 11 pilotun gözaltına alınması konusunu bir kere hukuk devleti ilkleri açısından değerlendirmemiz lazım. Tabii ki darbeden bu kadar zaman sonra, yaklaşık 2,5 yıl sonra hâlâ FETÖ terör örgütüne mensup kişilerin ortaya çıkması, zanlıların gözaltına alınması, tutuklanması, yargı sürecine intikal ettirilmesi; bir, bu tehdidin hâlâ devam ettiğini farklı şekillerde gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın dünkü ifadesi de, yani ‘tamamen ortadan kalktı diyemeyiz’ ifadesi de bunu teyit ediyor.

Ama ikinci önemli husus da, bu konu Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğunu da tekrar teyit eden bir konudur. Yani bunlarla ilgili soruşturmalar devam ederken, dosyalar tekemmül ettirilirken, bu sonuçlara binaen de savcılığın talebi üzerine gözaltı yapılıyor, bu kişiler tutuklanıyor, mahkemeye sevk ediliyor veya işte haklarında kararlar veriliyor. Yani bazılarının iddia ettiği gibi keyfi olarak, hiçbir delile dayanmadan kanıtsız bir şekilde kimse içeri atılmıyor, kimse işinden ihraç edilmiyor. Bu kişilerle ilgili de soruşturma bugüne kadar devam etti ve bugün tekemmül ettirildiği için bu karar bugün alındı, daha önce tekemmül ettirilseydi belki bu karar daha önce alınmış olunacaktı. Bundan sonra da benzer şeyler olabilir tabi ki.

Burada şunun altını özellikle vurgulamak istiyorum: FETÖ’yle mücadele konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlılığı tamdır. Özellikle son dönemde örgütün kendi tabanını ayakta tutmak için yurt dışında ve Türkiye’ye dönük birtakım propaganda faaliyetleri yaptığını, karalama kampanyalarını artırmaya çalıştığını görüyoruz. Spekülatif haberler, yalan haberler, hatta bazen Amerika’daki televizyon dizilerine para vermek suretiyle repliklere ekletmek suretiyle yaptıkları algı operasyonları, bunları biz çok yakından takip ediyoruz, biliyoruz, görüyoruz. Kimi hedeflediklerini, nereden kaynaklandığını da çok açık ve net bir şekilde görüyoruz.

“FETÖ ÖLMEKTE BİR OLAN YAPIDIR”

Bu tür faaliyetlerin Türkiye’de artık alıcısı kalmamıştır. FETÖ terör örgütünün bu manada Türkiye’de bir operasyon yapma kabiliyeti kalmamıştır, kamuoyunda bir karşılığı asla yoktur. Ama kendi tabanlarını ayakta tutmak için yurt dışında birtakım çevreleri harekete geçirdiklerini, Türkiye aleyhine yazılar yazdıklarını, kitaplar yazdırdıklarını, toplantılar yaptırdıklarını biz biliyoruz. Bu, onların suçluluk duygusunu derinleştirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Bu beyhude çabalarla artık ölmekte olan o yapıyı ve ölmesi gereken o yapıyı ayakta tutamayacaklardır, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak vatandaşlarıyla, kurumlarıyla, STK’larıyla, iş çevreleriyle, ilgili bütün birimleriyle bu habis yapının karşısında net bir şekilde durmaya bundan sonra da devam edeceğiz.

YEREL SEÇİM ÇALIŞMALARI

İkinci sorunuza gelince, aslında manifestonun açıklanmasıyla bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımızın seçim kampanya trafiği de başlamış oldu. Tabii Şubat ayının ikinci yarısından itibaren bu trafik artacak. İllerle ilgili çalışmalar yapılıyor, mitinglerle ilgili çalışmalar şu anda yürütülüyor, netleştikçe bunları sizinle paylaşırız. Ama bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımız her zaman halkın içinde olmuş, halka birlikte siyaset yapmış, onlar için siyaseti yeniden tanımlamış, anlamlandırmış bir liderdir.

Dolayısıyla vatandaşla olan bu temasını daha da artıracak il ziyaretleri, vatandaş buluşmaları, salon toplantıları, mitingler önümüzdeki günlerde tabii ki artacaktır. Ama dediğim gibi aslında manifestonun ilan edilmesiyle beraber geçtiğimiz Perşembe günü bu sürecin fiilen başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz.”

Soru: “Dün Cumhurbaşkanının yaptığı açıklamada televizyon programında Münbiç konusunda özellikle bazı olumlu haberlerin geldiğini ifade etti. Siz de bugün çağrıyı yinelediniz Münbiç’in konusundaki yol haritasının daha fazla gecikmemesine ilişkin. O olumlu haberler nedir acaba? Terör örgütü mensupları Türkiye’nin talep ettiği şekilde Fırat’ın doğusuna yönelik bir hareketlenme, bir somut bir adım var mı?”

“MÜMBİÇ YOL HARİTASI KONUSUNDA AMERİKALILARIN ADIM ATMASI GEREKİYOR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle Millî Savunma Bakanlığı’ndan Moskova’ya gidip dönen heyetin getirdiği haberlerle ilgili o yorumu yapmıştı. Hatırlarsanız, orada Münbiç’in dışında Arima bölgesinde de rejimin bazı unsurları var, yani bunlar Münbiç’in daha batısında bir birim. Orada ‘rejim unsurları Rus güçleriyle, PYD’liler ortak devriye yaptı’ gibi haberler çıkmıştı, bunların aslının olmadığı teyit etmiş olduk Ruslardan.

O bölgeye bizim Amerikalılarla konuştuğumuz şekilde yol haritasının hayata geçirilmesi noktasında biz Ruslarla da mutabık kaldık. Fakat burada tabii Amerikalıların bir adım atması gerekiyor. Yani daha önce biliyorsunuz ayrı devriyeler yapıldı, sonra ortak devriyeler yapıldı; ama artık bunlar geride kaldı. Şimdi bir sonraki adımı atmamız lazım, yani Münbiç’in içinde bulunan PYD-YPG unsurlarının tamamının artık buradan çıkması ve Fırat’ın doğusuna geçmesi gerekiyor ki biz Münbiç’in güvenliğini devralalım. Sayın Dışişleri Bakanımızın yarın Washington’da yapacağı temasların da önemli odak noktalarından bir tanesi bu olacak. Umarız önümüzdeki günlerde çok fazla gecikmeden bu yol haritasını tamamen hayata geçirecek adımların atıldığını hep birlikte görürüz.”

Soru: “Dün Sayın Cumhurbaşkanımız Suriye rejimiyle bazı düşük düzeyli bağlantılar olduğunu söyledi. Bir de, Rusya bu konuda Türkiye’yle rejim arasında ilişkinin kurulması konusunda baskı yaptığını duyuyoruz. Acaba Türkiye’nin ilerdeki dönemde bu düzeyi yükseltme niyeti var mı, yoksa belli bir prensipsel bir tavrı mı var?”

“ESED REJİMİ MEŞRUİYETİNİ YİTİRMİŞ BİR REJİMDİR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Öncelikle şunu söyleyeyim: Yani ne Rusya’nın, ne bir başka ülkenin Türkiye’ye herhangi bir konuda baskı yapması söz konusu olamaz, birtakım tekliflerde bulunabilirler, tavsiyelerde bulunabilirler; ama baskı diye bir şey söz konusu olmaz.

Suriye rejimi konusunda bizim tavrımız baştan beri hep net oldu biliyorsunuz. Biz Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde güven ve istikrarını sağlayacak adımların atılması için Cenevre sürecinde de, Astana sürecinde de bulunduk, bulunmaya da devam ediyoruz. Bizim birinci önceliğimiz, bütün Suriye halkını, yani Arap’ıyla Kürt’üyle, Sünni’siyle Alevi’siyle, Hıristiyan’ıyla Müslümanıyla hepsini kucaklayacak, onları daha müreffeh ve barışçıl bir geleceğe taşıyacak siyasi bir yapının kurulması. Bize göre Esed rejimi meşruiyetini yitirmiş ve bu geleceği vadetmekten uzak olan bir rejimdir. Bu kadar insanın kanına girmiş, bu kadar kan dökmüş bir rejimin böyle bir rol üstlenmesi mümkün değildir.

Temas noktasına gelince, daha önce de Sayın Cumhurbaşkanımız aslında ifade etmiş, ben de hatta buradan bir ya da iki basın toplantısında bir soru üzerine söylemiştim. İstihbarat birimlerimiz Türkiye’nin güvenliği çerçevesinde ve Suriye sahasındaki yürüttükleri operasyonların emniyeti ve selameti açısından zaman zaman farklı merkezlerle, buna Şam da dâhil, Haseki Kamışlı’daki rejim unsurları da dâhil olmak üzere birtakım temaslarda bulunabilirler, bunda şaşılacak bir durum yok. Ama bu direkt rejimin meşruiyetini tanıma anlamına gelmez, daha operasyonel bir ilişkidir.

Biz tabii Suriye’nin dediğim gibi bütününü kucaklayacak, toprak bütünlüğü ve siyasi birliği çerçevesinde Suriye’yi daha iyi bir geleceğe taşıyacak siyasi çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın da her seferinde ifade ettiği gibi sahada da masada da olmaya devam edecek.”

Previous ArticleNext Article

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her açıdan daha huzurlu, daha aydınlık, daha müreffeh bir geleceği inşa etmenin çabasındayız” Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her açıdan daha huzurlu, daha aydınlık, daha müreffeh bir geleceği inşa etmenin çabasındayız” için yorumlar kapalı 244677

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile Güçlenen, Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar Programı’nda yaptığı konuşmada, “Geçmişte yaşadıklarımızdan ders alarak her açıdan daha huzurlu, daha aydınlık, daha müreffeh bir geleceği inşa etmenin çabasındayız. Türkiye Yüzyılı’nın hazırlıklarını ‘Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye’ ekseninde yürütüyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Türkiye ile Güçlenen, Türkiye’ye Güç Veren Kadınlar Programı’na katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” vesilesiyle bu programda olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğunu söyledi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ile ekibine ve programa katkı veren herkese teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin ve tüm dünya kadınlarının ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tebrik ediyor, 8 Mart’ın barışa, dostluğa, kardeşliğe, dayanışmaya vesile olmasını diliyorum. Bu anlamlı gün münasebetiyle Filistin ve Gazze’nin yüreği yaralı kadınları başta olmak üzere gönül coğrafyamızın dört bir yanındaki onurlu ve kahraman kadınlara en kalbi selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Buradan dünyanın tüm emekçi kadınlarını, mazlum kadınlarını, mağdur kadınlarını yürekten selamlıyorum. Vatanımız, bayrağımız, bağımsızlığımız için canlarını ortaya koyan ülkemizin tüm yiğit kadınlarını rahmetle yâd ediyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehitlerin her biri birer metanet abidesi olan anne ve babalarına, geride boynu bükük, gözü yaşlı, kalbi mahzun bıraktıkları eşlerine ve öksüzlerine Mevla’dan sabırlar dilediğini ifade etti.

Ülkedeki 81 vilayetin tamamında 922 ilçenin her birinde anne, eş, kardeş ve evlat olarak hayata anlam katan kadınlara özellikle şükranlarını sunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yine 8 Mart vesilesiyle vatana, millete, ümmete ve tüm insanlığa hayırlı evlatlar yetiştirebilmek için ömürlerini harcayan, elleri öpülesi annelerimize özellikle teşekkürlerimi ifade ediyorum. Kendi merhum anneciğim başta olmak üzere vefat eden annelerin hepsine Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı, hayırlı ömürler niyaz ediyorum. Son olarak eşimin ve sevgili kızlarımın da 8 Mart Kadınlar Günü’nü gönülden tebrik ediyor, bu anlamlı günün tüm kadınlar için hayırlı olmasını, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.

“YILIN KALAN 364 GÜNÜ DE KADINLARIN GÜNÜDÜR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 gün sonra seçimin gerçekleştirileceğini, sandıklara gidileceğini, belediye başkanlığından meclis üyeliklerine ve muhtarlıklara kadar her kademede kadın adayların seçimlere yoğun ilgi gösterdiğini gördüklerini belirtti.

Siyasete kadın elinin değmesini daima desteklemiş, siyasi hayatı boyunca kadınlarla beraber yol yürümüş biri olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’ne hazırlanan tüm kadın belediye başkan adaylarını, meclis üyesi adaylarını, muhtar adaylarını selamlıyor, kendilerine şimdiden başarılar diliyorum. Tabii burada bir hususu vurgulamayı özellikle görev addediyorum. Sadece 8 Mart değil, yılın kalan 364 günü de esasen kadınların günüdür, öyle olmalıdır. Kadınların şahsi hayatımızın yanı sıra devletimiz, milletimiz ve insanlığa yaptığı katkılar, yılda sadece bir güne hapsedilemeyecek kadar büyüktür, önemlidir, kıymetlidir. Bizim nazarımızda, 8 Mart’ı diğer günlerden ayıran yegâne husus, hayatı paylaştığımız kadınlara olan minnettarlığımızı, şu an olduğu gibi çeşitli programlarla ifade etmemize vesile olmasıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Mart’ı aracı kılarak, devletin kadınlara yönelik politikalarını gözden geçirdiklerini, nerede bir eksik, nerede bir sorun tespit ederlerse onu gidermeye çalıştıklarını söyledi.

Kendilerini bugüne kadar asla sloganlara hapsetmediklerini, kadın politikalarında her zaman en idealin, en iyinin, ülke, millet ve kadınlar için en hayırlı olanın peşinden koştuklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu anlayışla kadınlarla buluşmalarında şiddetin önlenmesinden kadının güçlendirilmesine, istihdamdan hak ve özgürlüklere kadar geniş bir yelpazede yeni projeler, programlar, stratejik belgeleri açıkladıklarını belirtti.

“AMACIMIZ SIRASIYLA KADINI, AİLEYİ VE ÜLKEMİZİ GÜÇLENDİRMEKTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınların insan onuruna yakışan bir hayat sürmeleri, her alanda daha aktif rol almaları, hak, fırsat ve imkânlardan adil bir şekilde faydalanmaları için ne gerekiyorsa yaptıklarını ve yapacaklarını vurgulayarak, destek mekanizmalarıyla reform paketleriyle yenilikçi uygulamalarla kadının ekonomik ve sosyal statüsünü güçlendirmeye gayret ettiklerini dile getirdi.

Bunun en son örneğinin, Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2024-2028 yılları arasını kapsayan Strateji Belgemiz, 5 ana sütun üzerinde yükselmektedir. Aile Bakanı’mızın şahsında 5 temel amaç, 20 strateji, 83 faaliyetten oluşan bu belgenin hazırlanmasında emeği geçenleri tebrik ediyorum. Kamu kurumlarımızın yanı sıra özel sektörümüzün, iş dünyamızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın da belgenin layıkıyla hayata geçirilmesi için üzerlerine düşen görevleri yapacaklarına inanıyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet’in ilk asrını tamamlayıp Türkiye Yüzyılı vizyonuyla ikinci asrına yelken açtıklarını anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçmişte yaşadıklarımızdan ders alarak her açıdan daha huzurlu, daha aydınlık, daha müreffeh bir geleceği inşa etmenin çabasındayız. Türkiye Yüzyılı’nın hazırlıklarını ‘Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye’ ekseninde yürütüyoruz. Amacımız sırasıyla kadını, aileyi ve ülkemizi güçlendirmektir. Burada bir hususu özellikle ifade etmek isterim; biliyorsunuz bizim inancımızda ve kültürümüzde aile toplumun temel direğidir. Yeryüzüne indirilen ilk insanlar olan Hazreti Adem aleyhissalatü vesselam ve Hazreti Havva validemiz aynı zamanda ilk ailedir. Hazreti Adem ve Hazreti Havva ile başlayan aile kurumu tarih boyunca insanı insan yapan değerlerin yaşatılmasına, yeni nesillere aktarılmasına imkan sağlamıştır.”

“GÜÇLÜ AİLE SADECE MİLLET VE DEVLET OLARAK BEKAMIZIN DEĞİL, AYNI ZAMANDA GELECEĞİMİZİN DE GARANTİSİDİR”

Ailenin, bireyleri ayakta tuttuğunu, toplumu yozlaşmalara karşı koruduğunu, iyi, güzel ve doğru olanın yaşayarak öğretilmesini temin ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, aile kavramıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Şurası tartışmasız bir gerçektir ki aile ne kadar güçlüyse bireyler ve toplum da o derece güçlü, muhkem ve diri olmuştur. Aynı şekilde ailenin zayıfladığı, aile kurumunun yara aldığı dönemlerde kadın, erkek, çocuk fark etmeksizin tüm bireyler de kötüye gitmiş, toplum kan kaybetmiş, zafiyet yaşamıştır. Bu bakımdan, güçlü aile sadece millet ve devlet olarak bekamızın değil, aynı zamanda geleceğimizin de garantisidir. Güçlü ailenin ilk ve en önemli şartı ise hiç şüphesiz güçlü kadındır. Hâl böyleyken aile ile kadını ayıran, kadını ailenin karşısına yerleştiren, kadın ve aile arasında duvarlar ören her türlü yaklaşımı reddediyoruz. Farklı ambalajlar içinde toplumumuza sunulan bu tür bakış açılarını sadece milletimizin değil tüm insanlığın istikbali adına tehlikeli buluyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de aile kavramına karşı alerjisi olan bir kesimin eskiden beri olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: “Bunlar, modernleşme ve Batılılaşma iddiasıyla aile mefhumuna karşı âdeta savaş ilan etmiş durumdalar. Öyle bozuk bir bakış açısından bahsediyoruz ki Bakanlığımızın adında yer alan ‘aile’ kavramından bile rahatsız oluyorlar. Bunların bir başka özelliği de lafa gelince özgürlüğü, demokrasiyi, insan hak ve hukukunu kimseye bırakmamalarıdır. Ama kendi kalıplarına uymayan herkesi ötekileştirenler de yine bunlardır. Sorsanız, ‘Kadın haklarını savunuyoruz’ derler. Fakat 28 Şubatvari vesayet dönemlerinde kadınların eğitim, çalışma ve siyasi temsil haklarının gasbedilmesine aleni destek verirler. Kadının ve ailenin en büyük düşmanı olan ‘cinsiyetsizleştirme politikaları’na karşı tek bir cümle kurmazlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı şekilde, kendileriyle aynı ideolojik kabileye mensup bazı kibirli siyasetçilerin başımızın tacı olan ev hanımlarını aşağılaması, ev kadınlarını hor, hakir görmesi karşısında gıklarını dahi çıkarmazlar. Kendi mahallelerindeki kadına yönelik tacizleri, şiddeti, ayrımcılığı, haksız uygulamaları asla gündeme getirmezler. Yani, söz konusu gerçekten kadınların temsil, eğitim, çalışma ve kamusal alanda özgürce var olma hakları olunca bunlar ya yasakçılığın ya da çifte standardın yanında saf tutarlar” dedi.

“TÜRKİYE OLARAK KENDİ DURUŞUMUZU SERGİLİYOR, MÜCADELEMİZİ KARARLILIKLA YÜRÜTÜYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bahsettiği ikircikli tablonun sadece Türkiye için değil, dünyadaki pek çok kuruluş için de geçerli olduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Soruyorum sizlere, dünyada ‘kadın hakları’ diye ortalığı ayağa kaldıranların, 7 Ekim’den beri Filistin’de katledilen, çoğu kadın ve çocuk 32 bini aşkın masum için seslerini yükselttiklerini sizler hiç duydunuz mu? İnsanlığın geri kalanına sürekli hak hukuk dersi verenlerin İsrail’in soykırım politikaları karşısında harekete geçtiğini hiç gördünüz mü? Ülkelere basın özgürlüğü karnesi düzenleyenlerin İsrail’in katlettiği 100’ü aşkın gazeteciyle ilgili tepkilerine şahit oldunuz mu? Son raporunda Türkiye’yi eleştiren Avrupa Konseyi’nden ve diğer Avrupa Birliği (AB) kurumlarından bugüne kadar İsrail’e gizli açık destek dışında bir beyan işittiniz mi?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Peki, Suriye’den Filistin’e kadar hemen burunlarının dibindeki bölgelerde on binlerce kadın ve çocuğun vahşice katledilmesine tepkisiz kalanları diğer konularda biz nasıl ciddiye alacağız? Filistin halkının soykırıma uğramasına ses çıkarmayanların, bu katliamları görmezden gelenlerin tutarlı, etkili ve tarafsız olabilmesi mümkün mü? Elbette mümkün değil. Suriye’deki, Filistin’deki, Arakan’daki, Türkistan’daki ve diğer İslam beldelerindeki hak ihlalleri karşısında kıllarını dahi kıpırdatmayanların başkalarıyla ilgili beyanları lafügüzaf hükmündedir” diye ekledi.

Türkiye olarak diplomatik girişimlerle yardımlarla kamuoyu oluşturma çabalarıyla kendi duruşlarını sergilediklerini, mücadelelerini kararlılıkla yürüttüklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü biz onlar gibi riyakâr değiliz. İnşallah hiçbir zaman da olmayacağız” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE’Yİ TARİHİNİN EN AYDINLIK, EN ÖZGÜRLÜKÇÜ HER AÇIDAN EN GÜÇLÜ GÜNLERİNE BİRLİKTE KAVUŞTURDUK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim inancımız cenneti anaların ayakları altına sermiştir. Millet olarak tarihimiz, kadınların başarıları ve fedakârlıklarıyla örülmüştür Nene Hatun’dan Nezahat Onbaşı’ya, Şerife Bacı’dan Kara Fatma’ya kadar nice kadın kahramanlarımızın mücadelesini biz nasıl unutabiliriz? Bölücü terör örgütü tarafından şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenin ve daha nice kahramanımızın fedakârlıklarını nasıl yok sayabiliriz? 15 Temmuz gecesi ellerinde bayraklarla tanklara ve darbeci hainlere meydan okuyan kadınların cesaretlerini biz nasıl görmezden geliriz? Son 21 yılda yazılan başarı destanından kadınların emeğini, alın terini, katkısını, çabasını nasıl inkâr edebiliriz?” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şayet ekonomiden eğitime, güvenlikten tarıma, demokrasiden hak ve özgürlüklere varıncaya kadar her alanda ortada göz kamaştıran bir başarı varsa burada en az erkekler kadar kadınların da katkısı ve emeğinin olduğunu vurguladı.

Önlerine çıkartılan engellerden, hayatlarına kast etmeye varan saldırıların üstesinden hep kadınların desteğiyle geldiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Yürek yüreğe, omuz omuza verdik. Türkiye’yi tarihinin en aydınlık, en özgürlükçü her açıdan en güçlü günlerine birlikte kavuşturduk. Her kim, kadın hakları konusunda eski Türkiye’den övgüyle bahsediyorsa biliniz ki sizlerin mücadelesine kara çalıyor demektir. Çünkü hiçbir şey kolay olmadı, kolay elde edilmedi. 28 Şubat’ın karanlığından çıkmak öyle zahmetsiz, çilesiz olmadı. Sizler bugünkü haklarınızı üniversite kapılarında gözyaşı dökerek, sırf kıyafetinizden dolayı işinizden ayrılmak zorunda kalarak baskıya uğrasanız bile hukuk ve demokrasi içinde hareket ederek, gerektiğinde 15 Temmuz gecesi olduğu gibi darbecilere cesaretle meydan okuyarak yani hep mücadele ile elde ettiniz. Ne olursa olsun, yılmadınız. Geri adım atmadınız. Böylece siyasetten akademiye, bürokrasiden iş dünyasına, spordan sanata farklı alanlarda özgürce var oldunuz, başarıdan başarıya koştunuz. Biz de sizlerin bu asil ve zorlu mücadelenize sahip çıktık. Elimizdeki tüm imkânlarla sizlere destek olduk.”

“PEK ÇOK ALANDA TARİHÎ NİTELİKTE ADIMLAR ATTIK”

Kadının statüsünün güçlendirilmesi, kadınların önündeki engellerin kaldırılması, kadınlara iş, eğitim, temsil ve diğer alanlarda destek verilmesi hususlarında neler yapıldığını en iyi kadınların bildiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başörtüsüne özgürlük başta olmak üzere kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı hâline getirdik. ŞÖNİM, kadın konuk evi, KADES, elektronik kelepçe gibi uygulamaları hayata geçirdik. Aile içi şiddeti şikâyete tabii olmaktan çıkardık. Daha pek çok alanda tarihî nitelikte adımlar attık. Bu çabalarımız neticesinde de en az bir eğitim düzeyini tamamlama oranı kadınlarda yüzde 70’lerden yüzde 90’lar seviyesine ulaştı” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Karar alma mekanizmalarında kadın temsil oranı 4-5 kat arttı. İstihdamdaki kadın sayısı 6 milyondan 10,5 milyona çıktı. Covid-19 salgını döneminde eşim Emine Erdoğan’ın liderliğinde başlatılan destek paketiyle, kadın girişimcilerimizin yanında olduğumuzu gösterdik. Bu kapsamda Halk Bankamız aracılığıyla son 3 yılda 220 bin kadın girişimcimize 60 milyar lira finansal destekte bulunduk. Daha bunun gibi burada saymaya kalksak nice reformu, hayal dahi edilemeyen atılımları son 21 yılda sizlerle beraber hayata geçirdik.”

“SİYASİ HAYATIMIZIN HİÇBİR SAFHASINDA KİMSENİN HAYAT TARZINA KARIŞMADIK”

Bu süreçlerde bir sürü asılsız ithamla, iftira ile saldırıyla da karşılaştıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, attıkları her adımın itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kadınlar arasındaki ayrımcılığa son veren reformlarımız bile hedef alındı. Bizi itham edenlerin aslında kendilerinin yasakçı ve baskıcı olduğunu, geride bıraktığımız 21 yıllık dönemde defalarca tecrübe ettik. Kadınlar konusunda aleyhimizde yürütülen onca propagandaya rağmen siyasi hayatımızın hiçbir safhasında kimsenin hayat tarzına karışmadık” diye konuştu.

Hem belediye başkanlığı hem de 21 yıllık iktidarlıkları döneminde bu tavırlarının aksine tek bir örnek gösterilemeyeceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün de aynı çevrelerin raf ömrü dolmuş söylemlerle kadınları tekrar korkutmaya çalıştığını üzülerek müşahede ediyoruz. Nefes alamayacaksınız, şu gelecek, bu olacak diyerek tamamı yalan, tamamı hezeyan ürünü ifadelerle güya kadınları kendilerine oy vermeye ikna edebileceklerini sanıyorlar. Aynı korku siyasetine 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde de başvurmuşlar ama milletin ve kadınların feraseti karşısında hezimete uğramışlardır. Biz kadınların haklarını kısıtlayıcı hiçbir adım atmadık ama bizi itham edenlerin ellerine güç geçtiğinde kadınlara nasıl hakaret ettiklerini, fiziki saldırıda bulunduklarını hep birlikte gördük, görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadınların 31 Mart’ta bir kez daha korku siyasetini ellerinin tersiyle iteceklerine yürekten inandığını ifade ederek, 31 Mart’ta İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerde kadınlardan yine güçlü destek beklediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödüle layık görülen kadınları kutlayarak Türkiye’ye güç veren kadınlara teşekkürlerini iletti.

“Ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık” “Ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık” için yorumlar kapalı 120797

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kütahya mitinginde yaptığı konuşmada, “Ülkemiz; Gezi olaylarından beri süren, 15 Temmuz’la daha da keskinleşen, 2018’den itibaren iyice alenileşen bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Hamdolsun, önümüze hangi badire çıkarsa çıksın, ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık” dedi.

Kütahya mitinginde vatandaşlara hitap eden Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kütahya’nın, Anadolu’nun beylerbeyi olduğunu belirterek, kentin bugün de millî iradeye olan bağlılığıyla Türkiye’nin beylerbeyliğini hak ettiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen mayıs ayındaki seçim sonuçları için Kütahyalılara teşekkür ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gençler, Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde verdiğiniz yüzde 68 ve Cumhurbaşkanlığında şahsıma verdiğiniz yüzde 70 oranındaki destek için sizlere şükranlarımı sunuyorum. Şimdi 31 Mart’ta da aynı oyları vermeye hazır mıyız? Maşallah barekallah. Rabbim tüm Kütahyalı kardeşlerimden razı olsun. Mevla şu muhabbetimizi, şu dayanışmamızı daim eylesin. Şimdi de sizlerden Türkiye Yüzyılı belediyeciliği için, gerçek belediyecilik için destek istiyoruz. Hanımlar, bu konuda en çok size güveniyorum. Her zaman ne diyorum, kale içeriden fethedilir. Yani kaleyi sizler düşüreceksiniz. Şayet hanımlar çok iyi çalışırsa bu iş olur. Biz, kadının iradesinin üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluk tanımıyoruz. Öyleyse buradan, bu meydandan gerçek belediyecilik için söz veriyor musunuz? Gençler, hanımları duyuyorsunuz değil mi? Sizin de onlardan aşağı kalmamanız lazım.”

“ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİNE, İSTİKRARINA GÖZ DİKENLERE FIRSAT VERMEYECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kütahya’da 31 Mart seçimleri için adayları Cumhur İttifakı olarak ortak göstermediklerini hatırlatarak, “Eser ve hizmet siyasetinde yarışmak için ayrı adaylarla seçime girdik. Hayırda yarış olarak gördüğümüz bu centilmence rekabetin şehrimiz için en güzel şekilde neticelenmesini diliyorum” dedi.

Hangi partiye mensup olursa olsun Türkiye’nin her bireyinin, her Kütahyalının gönüllerinde ayrı bir yerinin olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Seçimler gelir geçer ama muhabbet baki kalır. Şu hasbilik gök kubbedeki bir hoş seda misali hep devam eder. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimizi daim eylesin diyorum. Ülkemizin güvenliğine, istikrarına, kazanımlarına, hedeflerine göz dikenlere asla fırsat vermeyeceğiz. Bu millet, tarihine, kültürüne, inancına saldırarak sırtını terör örgütlerine dayayanlara, onlara en güzel dersi sandıklarda verdi. Şimdi beraber yol yürüyerek, hükûmette ve belediyede iktidar hülyalarına kapılanları rüyalarından uyandırmaya var mıyız? Bunu yapacağınıza ben inanıyorum.”

“TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONU ETRAFINDA KENETLENİP YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, emniyetten aldığı rakamlara göre mitinge 35 bin kişinin katıldığını aktararak, “Tabii sandıklara da bunun yansıması lazım. Kütahya’da hamdolsun böyle bir sıkıntımız inşallah yok” diye konuştu.

Şehirlerin bir kısmında yapılan kirli ittifakları takip ettiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Kiminde listeler geç veriliyor. Aday isimleri sabahtan akşama sürekli değişiyor. Milletimiz de engin ferasetiyle kapalı kapılar ardında çevrilen dolapları, yapılan pazarlıkları, sahnelenen alicengiz oyunlarını çok iyi görüyor. Bugüne kadar olduğu gibi 31 Mart’ta da milletimizle omuz omuza verip, meydanı kirli ittifakların karanlık hesaplarına bırakmayacağız. Türkiye Yüzyılı vizyonu etrafında kenetlenip yolumuza devam edeceğiz. Ben hanımlara güveniyorum. Bu yolculukta Kütahya’nın da desteğini yanımızda göreceğimize yürekten inanıyorum.”

“Şimdi buradan, Millî Mücadele zaferinin ilk işaret fişeğinin atıldığı Kütahya’dan öyle bir ses verin ki, duymayan kalmasın” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Kütahya’yla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız?” dedi.

Türkiye’nin Gezi olaylarından beri süren 15 Temmuz’da daha da keskinleşen, 2018’den itibaren iyice alenileşen, bölgesel ve küresel krizlerle daha da derinleşen sıkıntılı bir süreçten geçtiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüze hangi badire çıkarsa çıksın ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru ilerletmeyi başardık. Bu arada ciddi bedeller de ödedik, ödüyoruz. Millî birliğimize yönelik saldırıları bertaraf ederken yeri geldi darbecilere karşı canımız pahasına direndik yeri geldi sınırlarımıza dayanan teröristlerle boğuştuk. Cudi Dağı’nda onları mağaralara gömdük. Tendürek’te, Bestler Deresi’nde, Gabar’da gömdük ve Türkiye’de kendilerine yer bulamadılar” diye konuştu.

Hayat pahalılığıyla da mücadele edildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, en çok etkilenen kesimlerin başında emeklilerin bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her ne kadar emekli maaşlarını bizden önceki dönemlerle kıyas edilemeyecek seviyelere çıkarmış olsak da gönlümüz vatandaşlarımızın hayatlarını daha iyi şartlarda sürdürmesini istiyor” ifadesini kullandı.

“HARCADIĞIMIZ HER KURUŞU, DEVLETİ VE MİLLETİYLE BİRLİKTE ÇALIŞIP KAZANMAK MECBURİYETİNDEYİZ”

Ekonominin diğer boyutlarının ötesinde hesap kitap işi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin gelirleri ve giderleri arasındaki denge tutturulamazsa tıpkı 1970’lerde ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıların pençesine düşülmesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Türkiye’nin kimi ülkelerin sahip olduğu gibi karşılıksız elde ettiği gelir kaynaklarına sahip olmadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Biz harcadığımız her kuruşu, devleti ve milletiyle birlikte çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. Mesela yaklaşık 11 trilyon lira giderle bağladığımız 2024 bütçemizi ele alalım. Bunun 1 trilyon liradan fazlasını deprem harcamalarına ayırdık. Devletin tüm çalışanları için yaklaşık 3 trilyon lira personel gideri var. Yatırımlar için 1,6 trilyon liraya yakın bir kaynak kullanılacak. Emekli maaşları için ayrılan miktar yaklaşık 3 trilyon liraya yakın, eğitim için 1,6 trilyon lira, sağlık için 1,6 trilyon lira, sosyal yardımlar için 500 milyar lira, mahallî idareler için 860 milyar lira tahsis edildi. Diğer kalemleri söylemiyorum bile.

En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil. Peki, emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Devlet ve millet olarak daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek, ortaya çıkan kazançtan da emeklilerimize hak ettikleri parayı vereceğiz.

Şimdi birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira, 10 bin lira seyyanen ekleyelim diyerek kendi akıllarınca emeklilerimizi tahrik ediyor. Bakınız bizim ülkemizde hâlihazırda 16 milyon emeklimiz var. Emekli maaşlarına 7 bin lira eklemek demek bütçeden yaklaşık 1,4 trilyon liralık, 10 bin lira eklemek demek 1,9 trilyon liralık bir kaynağı buraya aktarmak demektir. Mevcut maaşların tutarından söz etmiyorum. Sadece 7 bin lira veya 10 bin lira olarak ifade edilen ek artışın maliyetini anlatıyorum. Yani 2024 yılı boyunca ülkemizde tek çivi çakmasak tüm yatırım bütçesini buraya aktarsak bile bu gideri karşılamaya yetmiyor. Aynı şekilde deprem harcamalarının tamamını bu iş için kullansak yine yeterli gelmiyor. Eğitime, sağlığa, tek kuruş harcamadan her birinin tüm bütçesini buraya aktarsak ucu ucuna ya kurtarıyor ya kurtarmıyor. Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek o zaman belki bu ilave gideri karşılayabiliriz. Burada konuştuğumuz emeklilerimizin mevcut maaşlarının maliyeti değil yapılması istenen ilave artışların tutarıdır.”

“YAPTIĞIMIZ HER İŞİN HESABINI 85 MİLYONUN TAMAMINA VERMEKLE MÜKELLEFİZ”

Seyyanen artışların emekli maaşları arasında yol açtığı adaletsizliğin farkında olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sırtında yumurta küfesi taşımayanların istedikleri gibi atıp tutabileceğini, sorumluluk makamında olmayanların her aklına eseni söyleyebildiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama milletin ülkeyi ve devleti yönetme görevini verdiği bizim için böyle bir durum asla söz konusu değil. Biz yaptığımız her işin hesabını 85 milyonun tamamına vermekle mükellefiz. Biz attığımız her adımı en ince detayına kadar hesaplamak zorundayız.” dedi.

Küresel ekonomik krizin dünyanın her yerinde çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere büyük kitlelerin refah kaybına uğramasına yol açtığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin de kendi şartları çerçevesinde bu dalgadan etkilendiğini söyledi.

Tüm bunların üstüne geçen sene “asrın felaketi” olan çok büyük bir deprem yaşandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sadece 6 Şubat depremlerinin ekonomiye maliyetinin 104 milyar dolar olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Buna rağmen hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri yeniden yerli yerine oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yılsonundan itibaren programın olumlu sonuçlarını görmeye başlayacağız. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyüttükçe ortaya çıkan kazançtan her kesimden insanımız gibi emeklilerimiz de istifade edecek. Siz oturdukları yerden atıp tutanlara bakmayın. Onlar sadece istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Onların ne ülke ne millet ne de emeklilerimiz umurlarında. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Milletimizden sabır ve metanet istiyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son 21 yılının önceki dönemlerinden çok iyi olduğunu, yarınların da bugünden daha iyi olacağını belirtti.

İnsanları, karamsarlık bataklığına sürüklemek isteyenlerin tek derdinin buradan bir kaos çıkartıp ülkeyi kendilerine mecbur etmek olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi partilerini öyle yönetiyor olabilirler ama bu millet kendi geleceği konusunda onların sinsi oyunlarına eyvallah etmez. Ne diyor üstat? ‘Yarın elbet bizim, elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir’ Allah’ın izniyle bu tekerleği tümsekte bırakmayarak Türkiye Yüzyılı bayrağını, kör dünyanın tepesine biz dikeceğiz” diye konuştu.

KÜTAHYA’YA 101 MİLYAR LİRANIN ÜZERİNDE YATIRIM

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en büyük ispatının şehirlere yaptıkları yatırımlar olduğunu ifade etti.

Bu kapsamda son 21 yılda Kütahya’ya 101 milyar liranın üzerinde yatırım yaptıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimde 2 bin 900 yeni derslik inşa ettiklerini, şehre ikinci devlet üniversitesi olarak Kütahya Sağlık Üniversitesi’ni kurduklarını dile getirdi.

Gençlik ve sporda yükseköğrenim yurt yatak kapasitesini 12 bin 493’e çıkardıklarına, 61 spor tesisi inşa ettiklerine, Kütahya’ya kendine yakışacak bir stadyum kazandırmak için çalışmalara başladıklarına değinen Erdoğan, sosyal yardımlarda Kütahyalı ihtiyaç sahiplerine 2,6 milyar lira tutarında kaynak aktardıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlıkta 320 yataklı Evliya Çelebi Devlet Hastanesi başta olmak üzere toplamda 1050 yataklı 11 hastaneyle birlikte 43 sağlık tesisi inşa ettiklerini aktardı.

Toplam 610 yataklı Kütahya Şehir Hastanesinin inşasında sona geldiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, son teknik testlerini de tamamladıktan sonra hastaneyi vatandaşın hizmetine sunacaklarını bildirdi.

Şehrin ihtiyacına göre önümüzdeki dönemde 800 yataklı bir eğitim araştırma hastanesini de gündeme alabileceklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Ayrıca, Domaniç Entegre İlçe Hastanemizin inşası başta olmak üzere beş sağlık tesisinin yapımına devam ediyoruz. Kütahya’da TOKİ kanalıyla 12 bin 802 konutun yapımını tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 1521 konutun yapımı sürüyor. Kütahya’da 9,2 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışması yürütüyoruz. Şehrimizdeki altı millet bahçesi projesinden üçünü tamamlayıp hizmete sunduk, diğerleriyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Ulaştırmada, Kütahya’da 24 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu 359 kilometreye çıkardık. Abide-Simav yolunun ilk 15 kilometrelik kısmını tamamladık, kalanıyla ilgili hazırlıklara devam ediyoruz. Abide-Pazarlar ve Emet-Simav yolları ile Germiyan ve Zafertepe kavşaklarını bu sene bitiriyoruz.”

DOĞAL GAZ YATIRIMLARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çavdarhisar-Abide, Dursunbey-Tavşanlı, Hisarcık-Gediz yollarını önümüzdeki sene tamamlayacaklarını, şehrin hem Eskişehir, Afyonkarahisar çıkışlarında trafiği rahatlatacak hem de organize sanayi bölgeleri arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak bir yol projesini hayata geçireceklerini söyledi.

Ayrıca mevcut projenin yerine şehrin daha yakınından geçecek bir çevre yolu projesi üzerinde de çalıştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Kütahya il sınırları içindeki bütün demir yollarını yeniledik. Eskişehir-Kütahya-Balıkesir hattını elektrikli, sinyalli hâle getirip modernize ettik. Eskişehir-Antalya Hızlı Tren Hattı hayata geçtiğinde inşallah duraklarından biri de Kütahya olacak. Kütahya’ya 21 baraj ve sekiz gölet inşa ettik. Beş baraj ile bir gölet daha inşa ediyoruz. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Kütahya’da, 168 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 21 sulama tesisimiz ile toplam 204 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. İnşa ettiğimiz 118 adet taşkın koruma tesisiyle, Kütahya şehir merkezi ile 144 yerleşim yeri ve 11 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. Sekiz adet dere ıslahının inşası sürüyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kütahyalı çiftçilere yaklaşık 16 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdiklerini ifade etti.

Kütahya’da altı yeni organize sanayi bölgesi, bir teknopark, dokuz araştırma geliştirme merkezi kurduklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Biraz sonra açılışını yapacağımız seramik fabrikasıyla Kütahya’nın bu alandaki marka değerini küresel ölçekte güçlendiriyoruz. İstihdamı desteklemek için Kütahya’daki işverenlere toplam 3 milyar lirayı aşan prim teşviki verdik. Enerjide, Kütahya, Çavdarhisar, Çitgöl, Demirci, Emet, Gediz, Hisarcık, Kuruçay, Simav ve Tavşanlı’ya doğal gazı getirdik. Bu yıl içinde Eskigediz ve Seyitömer’e, 2026 yılında ise Altıntaş ve Domaniç’e doğal gaz arzı sağlamayı hedefliyoruz. Hedefimiz, en kısa sürede Kütahya’da doğal gaz olmayan ilçe ve belde kalmayacaktır.”

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, NG KÜTAHYA SERAMİK 100. YIL FABRİKALARI AÇILIŞ TÖRENİ’NE KATILDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kütahya’daki programı kapsamında, NG Kütahya Seramik 100. Yıl Fabrikaları Açılış Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

Nafi Güral’ın kurduğu Kütahya Seramik’in üretim yolculuğundaki 35 yılını geride bıraktığını, 8 fabrikaya ve 54 milyon metrekare üretim kapasitesine ulaştığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kütahya’da üretilen bu seramiklerin 81 vilayetin yanı sıra 5 kıtada 79 ülkeye ihraç edildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açılan her yeni fabrika ihracatımızda yeni bir ivme, cari açığımızın kapanmasına katkı demektir. Bugün yatırım bedeli 140 milyon avro, kapalı alanı 126 bin metrekare olan iki yeni fabrikayı daha hizmete açıyoruz. NG Kütahya Seramik 100. Yıl Fabrikaları’nın ülkemize, şehrimize, grubumuza, çalışanlarımıza hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin İtalya ve İspanya gibi bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinde bile olmayan gelişmiş teknolojilere sahip üretim imkânına kavuştuğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde seramik üretiminin yanı sıra turizmde de önemli yatırımları olan grubun, istihdam kapasitesinin 5 bin 750 kişiye çıkmasını da takdirle karşıladığını kaydetti.

Dijital dönüşümü fabrikalarında en üst seviyelerde uygulayan grubun su, ham madde ve ambalaj atıklarının geri kazandırılması konusunda da ileri seviyeye ulaştığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, fabrika çatılarına kurulan ve tamamı üretimde kullanılan 25 megavat gücündeki güneş enerjisi santrallerinin, yenilenebilir enerji alanında da örnek bir yaklaşıma işaret ettiğini söyledi.

“ÜLKEMİZİ DÜNYANIN ÖNDE GELEN TEDARİKÇİLERİ ARASINA ÇIKARTACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyümek mecburiyetinde olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “Sadece kâğıt üzerinde ekonomik görünümü iyileştirmek adına yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı büyümeden asla taviz veremeyiz. Makro dengelerle ilgili sorunlarımızı sanayide, teknolojide, ticarette, tarımda, turizmde ve diğer alanlarda büyümeyi sürdürerek çözeceğiz. Dünyanın en gelişmiş, en zengin ülkelerine baktığımızda onların da istihdam ve üretim merkezli bir ekonomik işleyişi hayata geçirmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bir dönem terk ettikleri üretim, bugün gelişmiş ülkelerin en kritik yumuşak karnı hâline gelmiştir. Türkiye’yi böyle bir duruma asla düşürmeyeceğiz. Savunma sanayinden seramik sektörüne kadar her alanda tasarımıyla, üretimiyle, ihracatıyla ülkemizi dünyanın önde gelen tedarikçileri arasına çıkartacağız.”

Kütahya’nın giderek büyüyen seramik üretimi kapasitesini sadece toprağa ve kimyaya dayalı bir sektörün gelişmesi olarak görmediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kütahya’daki bu ivmenin ülkenin Türkiye Yüzyılı’na hazırlanışının işareti olduğunu belirtti.

“MİLLETİMİZE VERDİĞİMİZ HER SÖZÜ YERİNE GETİRMEK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞTIK, ÇABALADIK”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayıp iktidarlarına kadar devam eden dönemlerdeki siyasi ve ekonomik gecikmeler yaşanmasaydı Türkiye’nin bugün çok daha farklı bir yerde olacağını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletin sorumluluk verdiği kişiler olarak bize düşen kaçan fırsatlara bakıp hayıflanmak değil, hem eskinin kayıplarını telafi etmek hem geleceğin hedeflerini inşa etmektir. Bundan 13 sene önce 2023 hedeflerimizi açıkladığımızda birileri kendi akıllarınca bizimle dalga geçmiş, projelerimizi küçümsemişti. Yaşadığımız onca badireye rağmen 2023 hedeflerinin önemli bir kısmını hayata geçirmiş birisi olarak karşınızdayım” diye konuştu.

Şimdi de Türk milletine “Türkiye Yüzyılı” sözlerinin olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu vizyonu sağlam toplumsal yapı, istikrarlı ve güçlü ekonomi, adalet ve özgürlük, Türkiye eksenli küresel dönüşüm, huzurlu ve güvenli gelecek başlıkları altında tadat ederek millete sunduklarını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birileri gibi söz verip de sonra kulağının üzerine yatanlardan olmadıklarını belirterek, şunları paylaştı: “Milletimize verdiğimiz her sözün takipçisi olduk, her sözü yerine getirmek için var gücümüzle çalıştık, çabaladık. Eksiklerimiz elbette olmuştur ama ülkemize ve milletimize sağladığımız kazanımların büyüklüğünü kimse inkâr edemez. Artık bundan sonra milletimize karşı sorumluluğumuz Türkiye Yüzyılı bayrağını zirveye çıkarmaktır. Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın inşasını da tamamladıktan sonra emaneti gençlere teslim edip köşemize çekileceğiz. Bu duygularla bir kez daha fabrikaların hayırlı ve bereketli olmasını diliyoruz. Tekrarını, tekrarını bekliyoruz.”

NG Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Güral, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Kütahya Porselen Sanat Evi tarafından üretilen ve ortasında ayet yazılı el sanatı porselen tabak hediye etti. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindekiler kurdeleyi keserek NG Kütahya Seramik 100. Yıl Fabrikaları’nın açılışını yaptı ve fotoğraf çektirdi.

seers cmp badge