Adalet Bakanı Gül ve Milli Eğitim Bakanı Selçuk, Eğitim ve Öğretim İş Birliği Protokolünü imzaladı Adalet Bakanı Gül ve Milli Eğitim Bakanı Selçuk, Eğitim ve Öğretim İş Birliği Protokolünü imzaladı için yorumlar kapalı 8076

Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül cezaevlerinde lise ve mesleki eğitim merkezleri açılmasına imkan verecek iş birliği protokolünü imzaladı.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, cezaevlerinde lise ve mesleki eğitim merkezleri açılmasına imkan veren “Eğitim ve Öğretim İş Birliği Protokolü”nü imzaladı.

İmza töreninde konuşan Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk her bireyin yeteneklerine uygun fırsatlara sahip olmasını çok önemsediklerini, hangi ortamda olursa olsun herkesin eğitim ihtiyacının karşılanmasının devletin vazifesi, Milli Eğitim Bakanlığının hususi görevi olduğunu söyledi.

Mesleki eğitimin önemine dikkati çeken Selçuk, insanın hayatını kazanmasının meslek kazanmakla doğrudan ilişkisinin bulunduğunu vurguladı.

Selçuk, kalfalık ve ustalık belgeleri alarak Türkiye’nin her yerinde, hatta yurt dışında mesleğini devam ettirmenin hayata yeni bir pencere açılması anlamını taşıdığını belirterek, şöyle konuştu: “Cezaevlerindeki eğitim hizmetlerini çeşitlendirmek, yaygınlaştırmak üzere güzel bir iş birliğini tesis etmiş bulunuyoruz. Cezaevlerinde 309 mesleki eğitim merkezinin kurulması, binlerce meslek sahibi olabilecek kişi demektir. Ceza infaz kurumları bünyesinde lise, mesleki eğitim merkezi ya da şubelerinin açılması, bu merkezlerde lise diplomasına erişim programlarına katılım sağlanması, halk eğitim merkezleri aracılığıyla kurslar, sosyal etkinliklerin düzenlenmesi bu çerçeve içinde yer alıyor.

Protokolle ceza infaz kurumları bünyesinde mesleki eğitim merkezleri kurulması amaçlanıyor. Böylece hükümlü ve tutukluların mesleki eğitim merkezlerine kayıtlarının yapılması, kalfalık, ustalık, usta öğreticilik belgesi alması, diploma sahibi olması ve hayatının herhangi bir döneminde bunlardan yararlanması söz konusu olacak.

Hükümlü ve tutukluların kaldığı ceza infaz kurumlarında 9, 10, 11. sınıflara devam edemeyen çocuk ve gençlerin örgün lise eğitimine devam edebilmeleri için ceza infaz kurumları içinde müstakil lise veya uygun görülen bir liseye bağlı şubeler açılmasıyla bu faaliyetimizi de gerçekleştirmiş olacağız.”

Bakan Selçuk, iki bakanlık olarak çocuklar, gençler ve tüm bireyler için ele ele vererek atılan adımın insana ait maddi, manevi, mesleki, ahlaki, milli ve evrensel değerlerle kuşanmış nesiller yetiştirme çabalarının yeni bir göstergesi olacağını kaydetti.

Bakan Gül ise tutuklu ve hükümlünün eğitim-öğretim hakkının hiçbir engelle karşılaşmaması gereken, Anayasa’dan kaynaklı temel bir hak olduğunu ifade etti.

Cezaevinde bulunanların hayata hazırlanmalarının, bir meslek ve zanaat edinerek yeniden hayata kazandırılmalarının kendileri için öncelikli bir konu olduğuna dikkati çeken Gül, cezaların iyileştirici, ceza infaz kurumlarının da rehabilite edici işlevinin ancak eğitim faaliyetleriyle hayat bulabileceğini söyledi.

Gül, tutuklu ve hükümlülerin ortaöğretim ve yükseköğrenim haklarının yanı sıra iş ve meslek kursları, sosyal kültürel kurslar, dini rehberlik hizmetleri, kütüphane çalışmaları gibi iyileştirici faaliyetlerden yararlandıklarını belirterek, “Ceza infaz kurumlarında 2 bini hükümlü, 16 bini tutuklu olmak üzere toplam 58 bin kişiye eğitim imkanı verilmektedir. Yine kurumlarımızda 2019-2020 eğitim öğretim döneminde 6 bin 373 hükümlü ve tutuklu okuryazarlık eğitiminden yararlanmıştır.” diye konuştu.

Geçen yıllarda 82 bin hükümlü ve tutuklunun meslek edindirme kurslarına katıldığına işaret eden Gül, şöyle devam etti: “Tutuklu, hükümlü ve eski hükümlülere sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi ve kişisel sosyal gelişmelerin korunması amacıyla bir protokol çizilecek, böylece ceza infaz kurumlarında eğitim kalın şekilde çizilecek önemli bir başlık haline gelecektir. Hükümlülerden okuryazar olmayanların okuryazar haline gelmesi, örgün eğitimine devam etmeleri, mesleki eğitim merkezlerinin ya da şubelerin açılması, halk eğitim merkezleri tarafından kurslar, sosyal etkinlikler düzenlenmesi bu konuda yine önemli bir katkı sağlayacaktır. Kalfalık, usta öğreticilik belgesi, diploma sahibi olunması da yine çok önemli bir boşluğu kapatacaktır. Yine açık öğretim okullarının imkanlarından yararlanmasına yönelik ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak burada bir adım atılacaktır.”

“Hükümlünün istihdamı çok önemli”
Herhangi bir sebeple cezaevine girenlerin cezası bittikten sonra hayata hazırlanmasının, sağlıkı bir birey olarak topluma kazandırılmasının herkesin infazdan beklediği temel bir yarar olduğuna dikkati çeken Gül, “Elbette cezaevi açmak, cezaevinde hükümlü ve tutukluların bulunması kimseyi mutlu etmez ancak hayatın bir realitesi olarak ve suçla mücadele anlamında böyle bir şey meydana geldiğinde, orada da insanca muamele edilmesi, tekrar bu kişinin topluma kazandırılması gerektiği hususu asla aklımızdan çıkmaması gereken temel bir yaklaşımdır. Bugün yaptığımız protokolün temel yaklaşımı da bu çerçevede hazırlanmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

Gül, “Cumhuriyet tarihinde ve infaz kurumu tarihinde de ilk defa bir mesleki eğitim merkezi açılmış olacak, bu da ülkemiz için cezaevinde bulunan hükümlü, tutuklu insanımız için önemli bir hizmettir. Böylece artık mesleki eğitim merkezinde bir zanaat edindirme imkanı, kalfalık belgesi alma imkanı olacaktır.” dedi.

Hükümlünün cezaevinden çıktığında bir mesleğinin olmaması halinde kötü fiiller işlemeye devam edebildiğini belirten Gül, suç tekrarının önlenmesi bakımından hükümlünün istihdamının çok önemli olduğunu dile getirdi.

Gül, Sincan Ceza İnfaz Kurumları kampüsü içinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olacak ve hükümlü ve tutuklulara hizmet verecek mesleki eğitim merkezini gelecek ay ortalarında bitireceklerini aktararak, “İnşallah tüm bu çalışmalarla artık eğitim öğretimin her alanda, her vatandaşımıza ulaşmasına katkısı olacaktır. Hükümlü de tutuklu da olsa cezasını çekip, topluma kazandırılmak üzere meslek öğrenecek.” ifadelerini kullandı.

Konuşmaların ardından iki bakan protokolü imzaladı.

Protokol neleri kapsıyor?
İki bakanlık arasında tutuklu, hükümlü, yükümlü ve eski hükümlüler ile annesinin yanında kalan 3-6 yaş grubu çocukların iyileştirme çalışmaları kapsamında kişisel, sosyal ve mesleki gelişimleri sağlanacak. Bu kapsamda okuryazar olmayanların, okuryazar hale getirilmesi, örgün eğitim dışında kalanların eğitimlerine devam etmelerinin sağlanması, okul öncesi, lise, mesleki eğitim merkezi ya da şubelerinin açılması, mesleki eğitim merkezlerinde lise diplomasına erişim programlarına katılım teşvik edilecek. Ayrıca, halk eğitimi merkezleri tarafından kurslar ve sosyal etkinlikler düzenlenecek.

Tutuklu, hükümlü, yükümlü ve eski hükümlülerin belirli bir mesleki alana dair geçmiş öğrenmelerinin değerlendirilecek. Faaliyetlerde görev alacak eğiticilere, Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu personeline ve diğer personele hizmet içi eğitimler düzenlenecek.

Hükümlü ve tutukluların mesleki eğitim merkezlerine kayıtlarının yapılarak kalfalık, ustalık, usta öğreticilik belgesi ve diploma sahibi olmalarının sağlanacak.

Çocuk ve genç hükümlü ve tutukluların kaldığı ceza infaz kurumlarında 9-10-11 ve 12. sınıflara devam edemeyen çocuk ve gençlerin örgün lise eğitimine devam edebilmeleri için Ceza İnfaz Kurumları içerisinde müstakil lise veya uygun görülen bir liseye bağlı şubeler açılacak.

Previous ArticleNext Article

“Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” “Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” için yorumlar kapalı 80785

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada, “Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Rusya-İran arasında Tahran’da düzenlenen “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında bir konuşma yaptı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve toplantılarının 7’ncisine ev sahipliği yaparak kendilerini buluşturan İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin şahsında İran Hükûmetine ve halkına misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu formatta en son 2019’da Ankara’da bir araya geldiklerini hatırlattı ve koronavirüs salgını nedeniyle 2020’deki toplantıyı çevrim içi olarak gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “İnşallah önümüzdeki dönem daha sık görüşme imkânı bulacağız” diye konuştu.

“TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRÜLMELİDİR”

Suriye krizi kaynaklı meydan okumaların bunu gerekli kıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Astana Platformu, etkin çözümler üretebilen ve bunların hayata geçirilmesi amacıyla somut adımlar atabilen yegâne girişimdir. Biri ile mücadele için diğerinin taşeron olarak kullanılması gibi mülahazaları kabul etmiyoruz. Terör örgütleri ile mücadelemiz, nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir. Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Ancak Suriye’nin huzuru ile birlikte toprak bütünlüğü karşısında en önemli tehdit terör belasıdır. DEAŞ, PKK, PYD, YPG ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele kesintisiz bir şekilde sürdürülmelidir” dedi.

PKK, PYD ve YPG’nin Fırat’ın batısında ve doğusunda terör eylemlerine devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkına yapılacak en büyük iyiliğin bölücü terör örgütünün işgal ettiği topraklardan tamamen sökülüp atılması olduğunu vurguladı.

“TERÖR ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK TAVİZSİZ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

“Bölgemizin geleceğinde, bölücü teröre ve uzantılara yer olmadığının kesin olarak anlaşılması gerekiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye, güney sınırı boyunca terörden arındırdığı bölgelerle hem sivillerin hayatını korumuş hem düzensiz göçü engellemiş hem de Suriye’nin toprak bütünlüğüne önemli katkı vermiştir. Önümüzdeki dönemde de eli kanlı terör örgütlerine yönelik tavizsiz mücadelemizi sürdüreceğiz. İhtilafın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde yürütülecek bir siyasi süreçte son bulması ortak temennimizdir. Bu sürecin nasıl hızlandırılabileceğini ve bu amaçla müşterek ne tür adımlar atabileceğimizi istişare edeceğiz. Suriye halkının acil insani ihtiyaçlarının kesintisiz ve ayrım gözetmeksizin idame ettirilmesi hepimiz için öncelik taşıyor. Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşleri de Astana sürecinin önemli gündem maddelerinden biridir.”

Birçok önemli konuyu masaya yatıracakları zirve toplantısının hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü istişarelerin, alınacak kararların, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin ilerletilmesine yardımcı olmasını da özellikle temenni ettiğini söyledi.

PKK, PYD ve YPG örgütünün aldığı dış destekle Suriye’nin bölünmesini pekiştirecek adımlar attığını gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu terör örgütü, bölücü gündemini ilerletirken, saldırılarını sürdürürken, Türkiye’nin kayıtsız ve hareketsiz kalmasını beklemek mümkün değildir. Siz değerli dostlarımızdan Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladığınıza dair ifadeler duyuyorum. Buna müteşekkirim, ancak sadece sözler yaralara derman olmuyor. PKK, YPG, PYD unsurlarının sınırımızdan en az 30 kilometre öteye tamamen çekilmesi, zamanında yapılan mutabakatların bir gereğidir. Ancak, bu hâlâ gerçekleşmemiştir”

“ASTANA SÜRECİ, ÖNCÜ ROLÜNÜ KAYBETMEMELİDİR”

“Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı hâline dönüşmüştür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir. Astana ortaklarımızdan beklentimiz, Suriye’de istikrarın sağlanmasına yönelik çabalarımıza samimi destek vermeleridir. Saygıdeğer Devlet Başkanları, mesafe katetmemiz gereken bir diğer alan, siyasi süreçtir. Anayasa komitesi gayretlerimiz sonucu faaliyete geçmiş, bugüne kadar sekiz defa toplanmıştır. Önümüzdeki hafta yapılması planlanan dokuzuncu toplantının ertelenmesi üzücüdür. Rus dostlarımızın toplantı mekânı konusunda bazı endişeleri olduğunu biliyorum.”

Bu endişeleri gidermek için BM ve İsviçre makamları nezdinde girişimlerde bulunduklarını ve olumlu cevaplar aldıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Unutmayalım ki Anayasa Komitesinin başarısızlığı, Astana sürecinin başarısızlığı olarak görülmektedir. Komitenin hızlı şekilde somut sonuçlar elde etmesi temin edilmelidir. Bunun için de toplantıların düzenli şekilde BM’nin kolaylaştırıcılığında ve BM merkezlerinden herhangi birinde düzenlenmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bugüne kadar düzenlenen sekiz toplantıdan istenilen sonuçların elde edilmediğinin bilindiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet kanadının tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin telkinleriyle yapıcı bir anlayışla masada bulunduğunu aktardı.

Rejimin tavrının ise birlikte başlattıkları bu süreci baltaladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Beraberce tesis ettiğimiz bu sürecin geriye gitmesi, Astana mekanizmasının işlevinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu tablo karşısında süreci canlandırmamız şarttır. Astana süreci, öncü rolünü ve inisiyatif üstünlüğünü kaybetmemelidir. Anayasa Komitesinin müteakip turlarında uluslararası kamuoyuna sürecin ilerlediği gösterilmelidir. Bu maksatla rejim nezdinde gereken telkinlerde bulunacağınıza inanıyorum.”

“1 MİLYON SURİYELİNİN GERİ DÖNÜŞÜ İÇİN HAZIRLIKLARIMIZ SÜRÜYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de bugün göreceli de olsa sükûnet varsa bunun Astana Platformu’nun bir başarısı olduğunu vurguladı. Sahada sükuneti muhafaza etmenin ve bu bölgedeki 4 milyon Suriyelinin yaralarına merhem olmanın, onlara yardım eli uzatmanın görevleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki ateşkesin ihlal edilmemesinin bu bakımdan önemli olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırılar, siyasi çözüm çabalarımızı baltalıyor. Rejim, kendi halkını bu gibi saldırılarla öldürmek yerine samimiyetle siyasi sürece katılmalıdır. Diğer taraftan, sizlerin İdlib’deki terör odaklarından kaynaklanan endişelerinizi anlıyoruz. Mutabakatlarımız çerçevesinde her türlü tedbiri alıyoruz. Şehitler verme pahasına mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Gelinen noktada çalışmalarımız neticesinde bu bölgelerde terörist yapılanmaların hâkimiyeti bulunmadığının altını özellikle çizmek isterim” diye konuştu.

Türkiye’nin 3,7 milyon Suriyeliyi geçici olarak misafir ettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ihtilafının meydana getirdiği insani krizin yükünü maddi, manevi, sosyal, toplumsal en fazla çeken ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyelilerin, topraklarına huzuru kalple, güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşünün temin edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Güvenlik ve istikrar sağlandığı takdirde Suriyelilerin kendi topraklarına geri döndüklerini memnuniyetle görüyoruz. Terörden temizlediğimiz bölgelere Türkiye’den 500 binden fazla Suriyeli geri döndü, 1 milyon Suriyelinin geri dönüşü için de hazırlıklarımız sürüyor. Siyasi çözümde ilerleme kaydedilmesi, insani altyapının hazır edilmesi, dönmek isteyenlerin kötü muameleye maruz kalmayacaklarından emin olmaları, geri dönüşler için temel teşvik unsurlarıdır. Platformumuz, bu noktada daha etkin rol oynamalıdır. Heyetlerimizin münhasıran bu konuda istişarelerini artırmaları gerektiği kanaatindeyim.”

“4 MİLYONU AŞKIN SURİYELİ, ULUSLARARASI YARDIMLARA HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYUYOR”

Suriye’deki insani krizin yoğunluğu artarken, uluslararası camianın yardım ve desteğinin de zaruri olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu krizi biz çıkarmadık. Külfetinin de sadece bizler tarafından yüklenilmesini beklemek adil değildir. İşte bu nedenle uluslararası toplumun yardımlarının ayrım gözetmeksizin ve artarak sürmesini temin etmek, müşterek menfaatimizedir.” dedi.

Suriye’nin kuzeybatısındaki durumun özellikle dikkati çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “4 milyonu aşkın Suriyeli, uluslararası yardımlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) bu yardımlarını kolaylaştırmak için sınır ötesi ve çizgi ötesi yardımlar dahil her türlü desteği vermiştir. Astana ortaklarımızdan da aynı anlayışı bekliyorum” ifadelerini kullandı.

BM sınır ötesi mekanizmasının bu defa altı ay için uzatıldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sürenin BM’nin erken toparlanma projeleri dahil Suriye’nin tamamına yönelik insani yardımlarının planlanması bakımından yeterli olmadığının açık olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM yardımlarının sürdürülebilir bir şekilde devamının Suriye’deki insani krizin büyümesini engelleyecek yegâne yöntem olduğuna işaret ederek, “Bu mekanizmanın ortadan kalktığı bir tablonun yükü, bir kez daha Türkiye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve Suriye’nin omuzlarında olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzunca bir aradan sonra icra edilen bu zirvenin Suriye ihtilafının çözümüne barış, huzur ve istikrara katkı sunmasını, hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Ortak çabalarımızın icmalini yapmamıza ve yeni iş birliği geliştirmemize imkân sağlayan zirve toplantılarının bundan sonraki dönemde daha sık şekilde icra edilmesinin faydalı olacağı aşikârdır. Değerli dostum Putin’in müteakip zirvemize ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşılıyorum. Aziz kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Reisi’ye bana ve heyetime gösterdiği misafirperverlikten ötürü bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi için yorumlar kapalı 87780

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daveti üzerine Türkiye’ye gelen Filistin direnişinin sembolü Mariam Afifi’nin de yer aldığı Filistin Gençlik Orkestrası üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) sanatçılarının verdiği “Barış Konseri”ni izledi.

Emine Erdoğan, CSO Ada Ankara Tarihî Salon’da düzenlenen konseri, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile dinledi.

“ÇOK GÜZEL BİR SAHNE İZLEDİK”

Emine Erdoğan, konserin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok güzel bir konser. 30 yıllık bir orkestra bu ve Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ediyorlar. Müzikleriyle besteleriyle mücadele ediyorlar. Tüm dünyaya haykırıyorlar, seslerini duyuruyorlar. Biz de onların seslerine icabet ettik” dedi.

Mariam Afifi ile tanışıp onun bu orkestranın mensubu olduğunu öğrendikten sonra Türkiye’ye davet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Bir sene oldu bu daveti yapalı, şimdi gerçekleştirebildik. Ben çok memnun oldum geldikleri için onları mutlu görmek beni de çok mutlu etti. İnşallah, bütün Müslüman ülkeler de bütün batı ülkeleri de davet ederler ve seslerini daha gür bir şekilde duyulmasına vesile oluruz” diye konuştu.

Gençleri çok başarılı bulduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bizim orkestramızla birlikte icra ettiler, bu da bizi çok memnun etti. Gerçekten çok güzel bir sahne izledik hep beraber” ifadelerini kullandı.

Konser sonunda, davet üzerine sahneye gelen Emine Erdoğan, müzisyenleri tebrik ederek çiçek verdi. Edward Said Millî Konservatuvarı ve Filistin Gençlik Orkestrası Direktörü Suhail Khoury de Emine Erdoğan’a üzerinde Mescid-i Aksa’nın yer aldığı bir tablo hediye etti.

Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarıyla hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, salondan ayrılırken konseri izlemeye gelenlerle sohbet ederek öz çekim yaptı.

BARIŞ İÇİN BESTELENEN İKİ ESERİN DÜNYA PRÖMİYERİ YAPILDI

Emine Erdoğan, Mayıs 2021’de, Kudüs’te İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında Mescid-i Aksa’yı savunurken, başörtüsünden sürüklenerek gözaltına alınan ve bu sırada gülümsediği görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla direnişin sembollerinden biri hâline gelen Filistinli sanatçı Afifi ile telefon görüşmesinde, Afifi’nin de üyesi olduğu Filistin Gençlik Orkestrasını Türkiye’de görmekten mutluluk duyacağını belirtmişti.

Davet üzerine, Filistin Gençlik Orkestrasının bünyesinde bulunduğu The Edward Said Ulusal Müzik Konservatuvarı ile yapılan görüşme sonucu, CSO iş birliğinde Türkiye’de İstanbul ve Ankara’da konser düzenlenmesi kararı alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde Türkiye’ye gelen Filistin Gençlik Orkestrası üyesi müzisyenler, yoğun bir hazırlık döneminin ardından başkentte sanatseverlerle buluştu.

Khoury, konser öncesi yaptığı konuşmada, orkestranın kuruluşuna ilişkin bilgi verdi. Konserde kendilerine eşlik eden Türk müzisyenlere şükranlarını sunan Khoury, Emine Erdoğan’a da yanlarında oldukları ve davetleri için teşekkür etti. Khoury, Türkiye’ye, Filistin’e yönelik dayanışmalarını devam ettirmeleri çağrısında bulundu.

CSO Şefi Cem’i Can Deliorman’ın şefliğini yaptığı Barış Konseri’nde, barış için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri yapıldı. İki ülkenin halk ezgilerinin icra edildiği “Barış Konseri” için Yusuf Yalçın’ın bestelediği “Anadolu Rapsodisi” ve Filistinli Bishara Kell’in bu konser için bestelediği “Altoların Dansı” eserleri, ilk kez sanatseverlere sunuldu.

Barış Konseri’nde ayrıca, Aşık Veysel, Suhail Khoury, Tamer Al-Sahouri, Kemani Sebuh Efendi, Antonin Dvorak’ın eserleri de yer aldı.

Konseri, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Çiğdem Karaaslan, Özlem Zengin, Jülide Sarıeroğlu, Hamza Dağ ve Ömer İleri, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan ile yabancı misyon temsilcileri de izledi.