Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli: “Dünya çam balı üretiminin yüzde 90’ını ülkemiz karşılıyor” Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli: “Dünya çam balı üretiminin yüzde 90’ını ülkemiz karşılıyor” için yorumlar kapalı 16748

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği arasında yapılan veri paylaşımı ve işbirliği protokolü imza törenine katıldı.

Kadim mesleklerden birisi olan arıcılığın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yoğun ilgi gören tarımsal bir uğraş alanı olmaya devam ettiğini dile getiren Pakdemirli, dünya gıda üretiminin %90’ını sağlayan 82 bitki türünün %63’ünün tozlaşma için bal arılarına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Bu anlamda arının geleceğinin gıdanın geleceği anlamına geldiğini ifade eden Pakdemirli, “Türkiye, bitki örtüsü, bitki çeşitliliği, iklimi, coğrafî yapısı ve koloni varlığı” bakımından tam bir arıcılık üssü. Anzer Balı gibi, Kestane Balı gibi, Sivas/Zara Balı, Hakkâri/Şemdinli Balı, Ardahan Çiçek Balı gibi dünyada eşi benzeri bulunmayan bal çeşitliliğine ve yüksek bal kalitesine sahibiz.” Dedi.

Bakan Pakdemirli, Türkiye’de coğrafi işaret tescilli 8 çeşit, coğrafi işaret başvurusu olan da 24 adet balın bulunduğuna dikkati çekti.

“ÜLKEMİZDE 10 BİN BİTKİ TÜRÜ BULUNUYOR”

Türkiye’nin bitki çeşitliliği bakımından zengin olduğunu belirten Pakdemirli, “Avrupa kıtasında 12.000 bitki türü varken, ülkemizde 3.000’i endemik olmak üzere yaklaşık 10.000 yerli bitki türü bulunmaktadır. Dünyada bilinen nektarlı bitkilerin dörtte üçü de, yine ülkemizde bulunmaktadır. Ülkemiz, dünya ballı bitkiler florasının ise %75’ine sahip. Bu sayı yaklaşık olarak 900’dür ve bu bitkilerin 50 ila 60’ı bal, nektar ve polen kaynağıdır.” İfadelerini kullandı.

“DÜNYA ÇAM BALI ÜRETİMİNİN YÜZDE 90’INI ÜLKEMİZ KARŞILIYOR”

Türkiye’nin çiçek, kestane, kekik, geven, narenciye, pamuk ve ayçiçeği gibi birçok özgün bal çeşidine sahip olduğunu dile getiren Pakdemirli, şunları kaydetti:

“8,1 milyon arılı kovan, 83 bin 210 arıcılık işletmesi ve 114 bin 471 ton bal üretimiyle ülkemiz, dünyada ikinci sırada yer almakta. Üretilen 114 bin 471 ton balın 30-40 bin tonu çam balı olmakta ve bunun 6 ila 8 bin tonu ihraç edilmektedir. Türkiye’de bal üretiminin yaklaşık %25’i çam balı niteliğinde olup doğrudan çam orman alanlarından elde edilmektedir. Dünya çam balı üretiminin %90’ını da, ülkemiz karşılamaktadır.”

“ARICILIĞIN ÜLKE EKONOMİSİNE KATKISI 160-190 MİLYAR LİRA”

Arıcılığın ülke ekonomisine önemli bir katkı sağladığına vurgu yapan Pakdemirli, “Arıcılık ürünlerinin yanında arılı kovan ve ana arı gibi materyallerin sağladığı ekonomik değerler de hesaba katıldığında bu sektörden elde edilen toplam gelir yaklaşık 16 milyar lira. Ülkemizde polenin Kilogramı 80-150 Lira, Propolisin Kilogramı 80 -200 Lira,Arı Sütünü Kilogram fiyatı 5 bin – 7 bin Lira arasında değişmektedir.Avrupa da ise polenin kilogramı 30 Euro, propolisin kilogramı 120 Euro, Arı Sütünü kilogram 150-300 Euro ve Arı zehirinin kilogramı 30 -300 Euro arasında olduğundan; ülkemizin arı ürünleri ticareti bakımından büyük bir avantaja sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca; gelişmiş ülkelerdeki yapılan araştırmalar, arıcılığın Polinasyon yolu ile ekonomiye olan katkısının, bal ve balmumu gibi arı ürünlerinden elde edilen gelirin en az 10-12 katı olduğunu ortaya koymuştur. Bu duruma göre de; arıcılığın Türkiye ekonomisine yaklaşık 160-190 Milyar Lira gibi önemli bir katkısı olduğu sonucuna varılmaktadır.” Diye konuştu.

“SON 18 YILDA ARICILIĞA 676 MİLYON LİRA DESTEK VERDİK”

Bakanlık olarak, son 18 yılda, arıcılık faaliyetlerine 676,2 milyon lira destek sağladıklarını anlatan Pakdemirli, şunları dile getirdi;

“Bal Ormanı Eylem Planı kapsamında, 585 adet Bal Ormanını arıcılarımızın kullanımına sunduk, böylece üretimde yüzde 20 civarında bir artışın sağlanmasına katkıda bulunduk. ORKÖY kapsamında Modern Arıcılık Projesi uygulamasıyla ile; 5.952 aileye 136,3 Milyon Lira hibe desteği sağladık. TARSİM ile 59.193 adet arıcılık sigortası poliçesi ile 3,6 Milyar Lira değerinde arıcılık varlığını teminat altına aldık. Bu kapsamda, 20,6 Milyon Lira devlet prim desteği sağladık ve üreticilere 6,6 Milyon Lira hasar tazminatı ödedik. Tarımsal ürünlerin işlenmesi, depolanması ve paketlenmesi yanında, alet ekipman alımlarına da %50 oranında hibe desteği vermekteyiz. Yine bu kapsamda; 99 adet Projeye 24,8 Milyon Lira hibe desteği ödedik. Genç Çiftçi projesi ile 5.205 arıcılık projesine, 156,2 Milyon Lira hibe desteği sağladık. TKDK-IPARD kapsamında ise bugüne kadar, toplam yatırım tutarı 444 Milyon Lira, toplam hibe tutarı 209 Milyon Lira olan 2.419 proje ile sözleşme imzaladık. İşlemleri tamamlanan 2.156 projeye 176 Milyon Lira destek ödemesi yaptık ve bu hibeler sayesinde 404 Milyon Lira yatırım gerçekleştirdik. Bu ay içerisinde yayımlanan destek kararnamesi ile de, arıcılık faaliyetlerinde bulunan yetiştiricilerimizin kapasitelerini ve rekabet güçlerini artırmak amacıyla yüzde 50 oranında destek vereceğiz. 2020’de, arılı kovan ve damızlık ana arı desteklemesini sürdürüyoruz. Bu yıl için kovan başına 15 Lira, damızlık ana arı başına 80 Lira destekleme ödemesi yapacağız.”

Bu yıl devreye aldıkları Dijital Tarım Pazarı’nda (DİTAP) arıcılık ürünlerinin de sistem üzerinden işlem görmeye başladığını dile getiren Pakdemirli, arıcıları DİTAP’taki yerlerini almaya davet etti.

Son 5 yılda Türkiye genelinde arıcılık eğitiminde 2550 faaliyet yaptıklarını ve bu eğitimlerde 32 bin civarında kişiye eğitim verdiklerini anlatan Pakdemirli, arıcılık faaliyetlerinde kovan başı verimi arttırmak ve diğer arı ürünlerinden ekonomik olarak daha çok faydalanmak amacıyla da Ülkesel Arıcılık Projesi’ni hazırladıklarını söyledi.

Bakan Pakdemirli, ayrıca arıcılık faaliyetlerinin, bilimsel yaklaşım ve araştırmalarla dünya standartlarına ulaştırmak için de İzmir’de Arıcılık Araştırma Geliştirme ve İnovasyon Merkezi’ni kurduklarını dile getirdi.

“YAPILAN İŞBİRLİĞİYLE BALIN MİKTARI VE KALİTESİ ARTACAK”

2019 yılında gerçekleştirilen Tarım-Orman Şûrası kararlarından birinin de meteorolojik bilginin, üretimin her aşamasında kullanılmasıyla ilgili olduğunu ifade eden Pakdemirli, şöyle konuştu:

“Bu meteorolojik veriler sayesinde, biz de; üretim, ürün planlaması ve verilerin takibi ile tarımsal faaliyetlerin daha verimli gerçekleşmesini amaçlıyoruz. Bildiğiniz gibi 2018 yılı sonbaharında, ülkemizde koloni çöküşü olarak da ifade edilen, kitlesel bal arısı ölümleri yaşandı. Koloni çöküşleri sadece ülkemizde değil, dünyada da uzun yıllardır yaşanmaktadır. Bu durumun nedenlerini anlamak üzerine yapılan çalışmalarda ise genel kanaat meteorolojik parametrelerin, bazı parazitlerin ve kimyasalların etkili olduğu yönündedir. Biz de; meteorolojik parametrelerin bu kadar önemli olduğu arıcılık için en önemli üretici birliği olan 70 bin üyeli Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği ile işbirliği kararı aldık. Bu protokol sayesinde, Arıcılarımızın olumsuz meteorolojik durumdan daha az etkilenmeleri için; Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak 7/24 yaptığımız tahmin ve erken uyarılarımızla süreçte yer alacağız. Kuvvetli meteorolojik hadiselerle ilgili uyarılarımızı SMS ile arıcılarımıza direkt ulaştıracağız. Arıların beslenme sahasını ve arıcılarımızın konaklayacakları bölgeleri daha iyi tespit edebilmeleri için geçmiş yıla ait verilerimizi kendileri ile paylaşacağız. Paylaşılan bu bilgiler ile; sıcak hava ve soğuk hava dalgalarını, kuvvetli meteorolojik hadiselerin tahminini arıcılarımıza direkt ulaştıracağız. Böylece balın miktarına ve kalitesine katkı sağlamış olacağız.”

Previous ArticleNext Article

“Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” “Millî güvenliğimize kast eden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız” için yorumlar kapalı 80784

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında yaptığı konuşmada, “Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Rusya-İran arasında Tahran’da düzenlenen “Astana Formatında 7. Üçlü Zirve Toplantısı”nın açılışında bir konuşma yaptı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve toplantılarının 7’ncisine ev sahipliği yaparak kendilerini buluşturan İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin şahsında İran Hükûmetine ve halkına misafirperverlikleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu formatta en son 2019’da Ankara’da bir araya geldiklerini hatırlattı ve koronavirüs salgını nedeniyle 2020’deki toplantıyı çevrim içi olarak gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “İnşallah önümüzdeki dönem daha sık görüşme imkânı bulacağız” diye konuştu.

“TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRDÜRÜLMELİDİR”

Suriye krizi kaynaklı meydan okumaların bunu gerekli kıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Astana Platformu, etkin çözümler üretebilen ve bunların hayata geçirilmesi amacıyla somut adımlar atabilen yegâne girişimdir. Biri ile mücadele için diğerinin taşeron olarak kullanılması gibi mülahazaları kabul etmiyoruz. Terör örgütleri ile mücadelemiz, nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir. Millî güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz, bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Ancak Suriye’nin huzuru ile birlikte toprak bütünlüğü karşısında en önemli tehdit terör belasıdır. DEAŞ, PKK, PYD, YPG ve diğer tüm terör örgütleriyle mücadele kesintisiz bir şekilde sürdürülmelidir” dedi.

PKK, PYD ve YPG’nin Fırat’ın batısında ve doğusunda terör eylemlerine devam ettiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkına yapılacak en büyük iyiliğin bölücü terör örgütünün işgal ettiği topraklardan tamamen sökülüp atılması olduğunu vurguladı.

“TERÖR ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK TAVİZSİZ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

“Bölgemizin geleceğinde, bölücü teröre ve uzantılara yer olmadığının kesin olarak anlaşılması gerekiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye, güney sınırı boyunca terörden arındırdığı bölgelerle hem sivillerin hayatını korumuş hem düzensiz göçü engellemiş hem de Suriye’nin toprak bütünlüğüne önemli katkı vermiştir. Önümüzdeki dönemde de eli kanlı terör örgütlerine yönelik tavizsiz mücadelemizi sürdüreceğiz. İhtilafın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde yürütülecek bir siyasi süreçte son bulması ortak temennimizdir. Bu sürecin nasıl hızlandırılabileceğini ve bu amaçla müşterek ne tür adımlar atabileceğimizi istişare edeceğiz. Suriye halkının acil insani ihtiyaçlarının kesintisiz ve ayrım gözetmeksizin idame ettirilmesi hepimiz için öncelik taşıyor. Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu geri dönüşleri de Astana sürecinin önemli gündem maddelerinden biridir.”

Birçok önemli konuyu masaya yatıracakları zirve toplantısının hayırlara vesile olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü istişarelerin, alınacak kararların, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin ilerletilmesine yardımcı olmasını da özellikle temenni ettiğini söyledi.

PKK, PYD ve YPG örgütünün aldığı dış destekle Suriye’nin bölünmesini pekiştirecek adımlar attığını gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu terör örgütü, bölücü gündemini ilerletirken, saldırılarını sürdürürken, Türkiye’nin kayıtsız ve hareketsiz kalmasını beklemek mümkün değildir. Siz değerli dostlarımızdan Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladığınıza dair ifadeler duyuyorum. Buna müteşekkirim, ancak sadece sözler yaralara derman olmuyor. PKK, YPG, PYD unsurlarının sınırımızdan en az 30 kilometre öteye tamamen çekilmesi, zamanında yapılan mutabakatların bir gereğidir. Ancak, bu hâlâ gerçekleşmemiştir”

“ASTANA SÜRECİ, ÖNCÜ ROLÜNÜ KAYBETMEMELİDİR”

“Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı hâline dönüşmüştür” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir. Astana ortaklarımızdan beklentimiz, Suriye’de istikrarın sağlanmasına yönelik çabalarımıza samimi destek vermeleridir. Saygıdeğer Devlet Başkanları, mesafe katetmemiz gereken bir diğer alan, siyasi süreçtir. Anayasa komitesi gayretlerimiz sonucu faaliyete geçmiş, bugüne kadar sekiz defa toplanmıştır. Önümüzdeki hafta yapılması planlanan dokuzuncu toplantının ertelenmesi üzücüdür. Rus dostlarımızın toplantı mekânı konusunda bazı endişeleri olduğunu biliyorum.”

Bu endişeleri gidermek için BM ve İsviçre makamları nezdinde girişimlerde bulunduklarını ve olumlu cevaplar aldıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Unutmayalım ki Anayasa Komitesinin başarısızlığı, Astana sürecinin başarısızlığı olarak görülmektedir. Komitenin hızlı şekilde somut sonuçlar elde etmesi temin edilmelidir. Bunun için de toplantıların düzenli şekilde BM’nin kolaylaştırıcılığında ve BM merkezlerinden herhangi birinde düzenlenmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bugüne kadar düzenlenen sekiz toplantıdan istenilen sonuçların elde edilmediğinin bilindiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefet kanadının tüm olumsuzluklara rağmen, Türkiye’nin telkinleriyle yapıcı bir anlayışla masada bulunduğunu aktardı.

Rejimin tavrının ise birlikte başlattıkları bu süreci baltaladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Beraberce tesis ettiğimiz bu sürecin geriye gitmesi, Astana mekanizmasının işlevinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu tablo karşısında süreci canlandırmamız şarttır. Astana süreci, öncü rolünü ve inisiyatif üstünlüğünü kaybetmemelidir. Anayasa Komitesinin müteakip turlarında uluslararası kamuoyuna sürecin ilerlediği gösterilmelidir. Bu maksatla rejim nezdinde gereken telkinlerde bulunacağınıza inanıyorum.”

“1 MİLYON SURİYELİNİN GERİ DÖNÜŞÜ İÇİN HAZIRLIKLARIMIZ SÜRÜYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de bugün göreceli de olsa sükûnet varsa bunun Astana Platformu’nun bir başarısı olduğunu vurguladı. Sahada sükuneti muhafaza etmenin ve bu bölgedeki 4 milyon Suriyelinin yaralarına merhem olmanın, onlara yardım eli uzatmanın görevleri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki ateşkesin ihlal edilmemesinin bu bakımdan önemli olduğunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan saldırılar, siyasi çözüm çabalarımızı baltalıyor. Rejim, kendi halkını bu gibi saldırılarla öldürmek yerine samimiyetle siyasi sürece katılmalıdır. Diğer taraftan, sizlerin İdlib’deki terör odaklarından kaynaklanan endişelerinizi anlıyoruz. Mutabakatlarımız çerçevesinde her türlü tedbiri alıyoruz. Şehitler verme pahasına mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Gelinen noktada çalışmalarımız neticesinde bu bölgelerde terörist yapılanmaların hâkimiyeti bulunmadığının altını özellikle çizmek isterim” diye konuştu.

Türkiye’nin 3,7 milyon Suriyeliyi geçici olarak misafir ettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ihtilafının meydana getirdiği insani krizin yükünü maddi, manevi, sosyal, toplumsal en fazla çeken ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyelilerin, topraklarına huzuru kalple, güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüşünün temin edilmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: “Güvenlik ve istikrar sağlandığı takdirde Suriyelilerin kendi topraklarına geri döndüklerini memnuniyetle görüyoruz. Terörden temizlediğimiz bölgelere Türkiye’den 500 binden fazla Suriyeli geri döndü, 1 milyon Suriyelinin geri dönüşü için de hazırlıklarımız sürüyor. Siyasi çözümde ilerleme kaydedilmesi, insani altyapının hazır edilmesi, dönmek isteyenlerin kötü muameleye maruz kalmayacaklarından emin olmaları, geri dönüşler için temel teşvik unsurlarıdır. Platformumuz, bu noktada daha etkin rol oynamalıdır. Heyetlerimizin münhasıran bu konuda istişarelerini artırmaları gerektiği kanaatindeyim.”

“4 MİLYONU AŞKIN SURİYELİ, ULUSLARARASI YARDIMLARA HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYUYOR”

Suriye’deki insani krizin yoğunluğu artarken, uluslararası camianın yardım ve desteğinin de zaruri olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu krizi biz çıkarmadık. Külfetinin de sadece bizler tarafından yüklenilmesini beklemek adil değildir. İşte bu nedenle uluslararası toplumun yardımlarının ayrım gözetmeksizin ve artarak sürmesini temin etmek, müşterek menfaatimizedir.” dedi.

Suriye’nin kuzeybatısındaki durumun özellikle dikkati çektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “4 milyonu aşkın Suriyeli, uluslararası yardımlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin (BM) bu yardımlarını kolaylaştırmak için sınır ötesi ve çizgi ötesi yardımlar dahil her türlü desteği vermiştir. Astana ortaklarımızdan da aynı anlayışı bekliyorum” ifadelerini kullandı.

BM sınır ötesi mekanizmasının bu defa altı ay için uzatıldığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sürenin BM’nin erken toparlanma projeleri dahil Suriye’nin tamamına yönelik insani yardımlarının planlanması bakımından yeterli olmadığının açık olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM yardımlarının sürdürülebilir bir şekilde devamının Suriye’deki insani krizin büyümesini engelleyecek yegâne yöntem olduğuna işaret ederek, “Bu mekanizmanın ortadan kalktığı bir tablonun yükü, bir kez daha Türkiye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve Suriye’nin omuzlarında olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzunca bir aradan sonra icra edilen bu zirvenin Suriye ihtilafının çözümüne barış, huzur ve istikrara katkı sunmasını, hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Ortak çabalarımızın icmalini yapmamıza ve yeni iş birliği geliştirmemize imkân sağlayan zirve toplantılarının bundan sonraki dönemde daha sık şekilde icra edilmesinin faydalı olacağı aşikârdır. Değerli dostum Putin’in müteakip zirvemize ev sahipliği yapma teklifini memnuniyetle karşılıyorum. Aziz kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Reisi’ye bana ve heyetime gösterdiği misafirperverlikten ötürü bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi Emine Erdoğan, Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarının “Barış Konseri”ni izledi için yorumlar kapalı 87779

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daveti üzerine Türkiye’ye gelen Filistin direnişinin sembolü Mariam Afifi’nin de yer aldığı Filistin Gençlik Orkestrası üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) sanatçılarının verdiği “Barış Konseri”ni izledi.

Emine Erdoğan, CSO Ada Ankara Tarihî Salon’da düzenlenen konseri, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile dinledi.

“ÇOK GÜZEL BİR SAHNE İZLEDİK”

Emine Erdoğan, konserin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçekten çok güzel bir konser. 30 yıllık bir orkestra bu ve Filistin’in bağımsızlığı için mücadele ediyorlar. Müzikleriyle besteleriyle mücadele ediyorlar. Tüm dünyaya haykırıyorlar, seslerini duyuruyorlar. Biz de onların seslerine icabet ettik” dedi.

Mariam Afifi ile tanışıp onun bu orkestranın mensubu olduğunu öğrendikten sonra Türkiye’ye davet ettiğini anlatan Emine Erdoğan, “Bir sene oldu bu daveti yapalı, şimdi gerçekleştirebildik. Ben çok memnun oldum geldikleri için onları mutlu görmek beni de çok mutlu etti. İnşallah, bütün Müslüman ülkeler de bütün batı ülkeleri de davet ederler ve seslerini daha gür bir şekilde duyulmasına vesile oluruz” diye konuştu.

Gençleri çok başarılı bulduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bizim orkestramızla birlikte icra ettiler, bu da bizi çok memnun etti. Gerçekten çok güzel bir sahne izledik hep beraber” ifadelerini kullandı.

Konser sonunda, davet üzerine sahneye gelen Emine Erdoğan, müzisyenleri tebrik ederek çiçek verdi. Edward Said Millî Konservatuvarı ve Filistin Gençlik Orkestrası Direktörü Suhail Khoury de Emine Erdoğan’a üzerinde Mescid-i Aksa’nın yer aldığı bir tablo hediye etti.

Filistin Gençlik Orkestrası ve CSO sanatçılarıyla hatıra fotoğrafı çektiren Emine Erdoğan, salondan ayrılırken konseri izlemeye gelenlerle sohbet ederek öz çekim yaptı.

BARIŞ İÇİN BESTELENEN İKİ ESERİN DÜNYA PRÖMİYERİ YAPILDI

Emine Erdoğan, Mayıs 2021’de, Kudüs’te İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarında Mescid-i Aksa’yı savunurken, başörtüsünden sürüklenerek gözaltına alınan ve bu sırada gülümsediği görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasıyla direnişin sembollerinden biri hâline gelen Filistinli sanatçı Afifi ile telefon görüşmesinde, Afifi’nin de üyesi olduğu Filistin Gençlik Orkestrasını Türkiye’de görmekten mutluluk duyacağını belirtmişti.

Davet üzerine, Filistin Gençlik Orkestrasının bünyesinde bulunduğu The Edward Said Ulusal Müzik Konservatuvarı ile yapılan görüşme sonucu, CSO iş birliğinde Türkiye’de İstanbul ve Ankara’da konser düzenlenmesi kararı alındı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde Türkiye’ye gelen Filistin Gençlik Orkestrası üyesi müzisyenler, yoğun bir hazırlık döneminin ardından başkentte sanatseverlerle buluştu.

Khoury, konser öncesi yaptığı konuşmada, orkestranın kuruluşuna ilişkin bilgi verdi. Konserde kendilerine eşlik eden Türk müzisyenlere şükranlarını sunan Khoury, Emine Erdoğan’a da yanlarında oldukları ve davetleri için teşekkür etti. Khoury, Türkiye’ye, Filistin’e yönelik dayanışmalarını devam ettirmeleri çağrısında bulundu.

CSO Şefi Cem’i Can Deliorman’ın şefliğini yaptığı Barış Konseri’nde, barış için bestelenen iki eserin dünya prömiyeri yapıldı. İki ülkenin halk ezgilerinin icra edildiği “Barış Konseri” için Yusuf Yalçın’ın bestelediği “Anadolu Rapsodisi” ve Filistinli Bishara Kell’in bu konser için bestelediği “Altoların Dansı” eserleri, ilk kez sanatseverlere sunuldu.

Barış Konseri’nde ayrıca, Aşık Veysel, Suhail Khoury, Tamer Al-Sahouri, Kemani Sebuh Efendi, Antonin Dvorak’ın eserleri de yer aldı.

Konseri, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Çiğdem Karaaslan, Özlem Zengin, Jülide Sarıeroğlu, Hamza Dağ ve Ömer İleri, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan ile yabancı misyon temsilcileri de izledi.

Send this to a friend